İşid’in kurduğu Irak- Şam İslam devleti nasıl yanlış bir zemine kuruldu?

İşid’in kurduğu Irak- Şam İslam devleti nasıl yanlış bir zemine kuruldu?

Kan, baskı, zulüm, asma, kesme üzerine kurulan bir zihniyetin Kuran’daki şeriatla bir alakası yoktur.


Bir önceki yazımda Kuran’da anlatılan şeriat ile yobazların hurafelere dayanarak uydurduğu şeriatın birbirine taban tabana zıt olduğuna değinmiştim. Bu yazımı okumadan önce aşağıdaki linkten bu yazımı da okumanızı öneririm:

http://blog.milliyet.com.tr/kuran-a-gore-seriat-nasil–yobazlara-gore-seriat-nasil-/Blog/?BlogNo=478697

İşid şimdi Ortadoğu’da Irak- Şam İslam devleti kuruyor. Ama bu kurdukları devlet asmaya, kesmeye, kan dökmeye dayalı bir devlet, yani hurafelere, yalan hadislere dayalı bir hilafet. Kurdukları bu devlet baskıya dayalı, zulme dayalı, kendi mezheplerinden olmayanları asmaya, öldürmeye dayalı, kısaca korku dolu bir zemin üzerine kurulmuş bir devlet. Kuran’da anlatılan sevgiye dayalı, şefkate dayalı, barışa ve bağışlamaya dayalı hükümlere tamamen zıt bir anlayışla kurulmuş bir devlet. Kısacası İşid bu devleti çok yanlış bir zihniyet üzerine inşa ediyor.

Peki şimdi kısaca düşünelim, bu dünyada eğer gerçekten İslam’ın şeriatını uygulayan bir ülke olsaydı nasıl olurdu?

Bu ülke bilimde ve sanatta gelişmiş, eğitim ve yaşam seviyesi çok yüksek, kaliteli, barışçıl, sevecen, tüm dünya halkları ile birleşme yanlısı, barış öncüsü ve sevgi emsali, Musevileri, Hristiyanları, ateistleri kucaklayan, her ideolojiden her insanı dost bilen ve onlara saygı duyan, dünyaya huzur ve güvenlik getirmeyi misyon edinmiş, kendisinden çok ihtiyaç içindekileri düşünen ve sorunlara çözüm bulan, sevgi dolu, neşeli bir ülke olurdu. Bu ülke halkı, çok kaliteli olmasının yanı sıra, ultra modern ve ultra demokratik bir yaşam tarzına sahip olurdu. Her fikir rahatlıkla söylenebilir, her görüş özgürce açıklanabilir, fakat bu olurken hakaret, saldırı, tahammülsüzlük ve şiddet asla ve asla olmazdı. Mal bir kenara yığılmaz, Kuran’ın yoksulu korumaya ve “kendi nefsinden önce kardeşinin nefsini düşünme” düsturuna dayalı yaşam şekli hâkim olurdu. Buna göre zaten yoksul da olmazdı. Böyle bir sistem, dünyadaki bütün insanların tam anlamıyla rahat yaşayacağı, dünyadaki bütün ülkelerin mutlu ve memnun olacakları mükemmel bir sistem olurdu.

Bu tarif eğer şu anki “İslam Cumhuriyeti” adını almış ülkelerle kıyaslanırsa, aradaki ciddi fark hemen anlaşılabilir. Şu anda şeriat adına yaşanan sistem, kesin olarak İslam’ın şeriatı değildir. İslam’ın şeriatının yaşanabilmesi için o dinin hurafelerden kesin olarak arınması ve yukarıda belirttiğimiz Kuran’da övülen bütün bu tariflere uyması gerekmektedir.

Bunun gerçekleşmesi için de İslam ile yönetilen bir ülkenin devlet başkanının hurafelere değil, tam anlamıyla Kuran’a göre hareket eden bir lider olması şarttır. Kuran’a uyan Müslüman bir liderin üç önemli özelliği vardır: Şefkatli, demokratik ve adaletli olması. Bu özelliklerinden dolayı böyle bir lider daima güvenilirdir. Kuran ahlakını tam olarak uygulayan Müslüman bir liderin himayesinde yaşayan insanlar özgürlüğün yeryüzünde daha önce görülmemiş en mükemmel şeklini göreceklerdir. Hiç kimseye İslami yükümlülükler yüklenmeyecek, herkes kendi inancına göre davranacaktır. Herkes, her sözü söyleme hakkına sahip olacaktır. Hiç kimseye ayrıcalık verilmeyecek, herkes eşit muamele görecektir. Adalet herkes için eşit olarak ayakta tutulacaktır. Kimi zaman durum Müslümanların aleyhine olsa bile, “Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun.” (Nisa Suresi, 135) ayeti gereği mutlaka adalet yerini bulacaktır.

Müslüman bir liderin talebi ve çabası daima sevgi oluşturmak üzerine olacaktır. Çünkü dinlerin indiriliş sebebi, insanın var oluş sebebi, cennetin yaratılış sebebi sevgidir. Sevginin hakim olduğu, kimsenin inanç özgürlüklerinin kısıtlanmadığı, herkesin bolluk içinde eşit muamele gördüğü bir toplum içinde kargaşanın da bir mantığı kalmayacaktır. Adaletsizlik, sevgisizlik, düşmanlıklar ortadan kalktığı için çatışma ortamları da olmayacaktır.

Dolayısıyla şeriatı anlamak için, şu anda İslam şeriatı uyguladığını iddia eden ülkelerin uygulamalarına değil Kuran’a bakmak gerekir.İslam, Kuran’la gelmiştir. Dolayısıyla İslam’ın şeriatı da yalnızca Kuran’dadır ve çok açıktır. Kuran’daki adalet, demokrasi ve özgürlük sistemlerini uygulamayan bir ülkenin şeriat konusuna örnek gösterilebilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla kimsenin “ama bu ülkede şu şekilde uygulanıyor, dolayısıyla İslam bize vahşet getirecek” şeklinde bir iddiada bulunması doğru olmaz. Burada suçlanması gereken, o ülke liderlerinin İslam adına uyguladıkları yanlış sistemdir; Kuran’daki sistem değildir.

Kuran’daki gerçek şeriat sisteminin uygulanmaması, onun yerine vahşetin İslam şeriatı olarak tanıtılması elbette vahim bir olaydır. Fakat bunun çözümü İslam’ı suçlamak değildir. İslam’ı suçlayanlar, genellikle radikalizme, vahşete ve şiddete tek çözüm olacak yolu elimine etmeye çalışarak daha çok zarar getirirler. Gerçek İslam’ı güçsüz kılmaya kalkarak radikallere daha fazla yol açarlar. Oysa radikalizmi, İslam adına yanlış inançları ortadan kaldıracak olanlar onların suçlamaları veya ürettikleri silahlar değil, yalnızca doğru İslam anlayışıdır. Ortada yanlış bir inanç sorunu vardır. Yanlış inançların ortadan kalkması ise ancak ve ancak yerine doğru inançların konulmasıyla mümkün olur.

Kaynak: http://bagnazliknedir.blogspot.com.tr/

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Video sayfam: http://video.mynet.com/erkanarkut/videolari/liste

Reklamlar

Cevapla

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s