İnsanın Allah korkusu nasıl olmalı?

İnsanın Allah korkusu nasıl olmalı?

Güzel ahlaklı olayım demekle insan güzel ahlaklı olamaz. Allah’tan korkarak, Allah’ı severek güzel ahlaklı olunuyor.


Bazı insanlar var, “nedenAllah’tan korkmalıyız, neden bu kadar cehennem ayeti var” diye soruyorlar. Halbuki bu kadar cehennem ayeti olmasına rağmen insanların çoğu iman etmiyor, Kuran’dan yüz çeviriyorlar.

Mümin hem cennet ayetlerini okuyacak, hem cehennem ayetlerini okuyacak. Allah’tan korkup nefsini eğitecek. Hep ümit ve korku arasında olacak. “Ben cehenneme girmem” demeyecek.

Sadece Allah sevgisi insanları harekete geçirmiyor. İnsan Allah’tan korktuğunda O’nun emirlerine çok titiz oluyor, O’nu çok seviyor, saygılı oluyor. Mesela egoist olmuyor, bencil olmuyor, şefkatli oluyor, koruyucu oluyor, nefsine düşkün olmuyor, çıkarlarının peşinde olmaz, affedici olur, Allah’tan korkup affedici oluyor. Mesela af, sevgiyi devam ettiren bir güçtür. Mesela merhamet, sevgiyi devam ettiren bir güçtür. Mesela koruyup kollarsın, yemesine içmesine dikkat edersin, sporuna dikkat edersin sevdiğinin Allah rızası için. Bu işte o Allah aşkının bir tecellisi olur. Yoksa Allah’tan korkmazsa şahıs egoist, bencil olur, sırf kendini düşünür, affetmez, çıkarları çatıştığında sert davranabilir. Mesela kuşkucudur, fedakâr değildir, cömert olmaz, gerektiğinde Allah için canını ortaya koyamaz. Birçok olumsuz negatif fiil üzerine yığılmış olur. Ama Allah korkusunda her türlü güzellik üzerine gelir yani sevgiyi sağlayan, güzelliği sağlayan her türlü güzellik Allah korkusunun üstüne tam anlamıyla oturmuş olur.

Samimi Müslüman Allah’tan korkar, Allah’a karşı nezakette kusur etmez. Son derece saygılı bir üslupla konuşur. Biz her an ölebilecek, Allah’ın tecellisi olan varlıklarız ve şu kadarcık yerde Allah bizi konuşturuyor ve bize görüntü göstertiyor… Eğer insan çok imanlısıysa, Allah’tan çok korkarsa o sevinçten uyku da gelmez insana. Yani içi içine sığmaz, cennet sevinci, İslam ahlakının dünyaya hâkimi olacağı sevinci, veli insanların sözlerinin doğru çıktığını görme sevinci, güzel ahlakın sevinci, sevinçler o kadar çok ki, Allah’ın verdiği nimetler sevinci. Ama hepsinin üstünde Allah’ın varlığının sevinci vardır, yani sonsuz bir gücün kontrolündeyiz. Ne büyük nimet elhamdülillah. Bunun sevinçlerini yaşasınlar, tabi bunun sonucu olarak insan da bir dirilik ve canlılık olur, ama hedef bu olmaz. Biz böyle bir güzelliği yaptığımız için Allah bunu nimet olarak verir inşaAllah.

Ey iman edenler, Allah’tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak Müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin. (Ali İmran Suresi, 102)

Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allah’tan korkun. Umulur ki kurtulursunuz. (Ali İmran Suresi, 200)

Kaynak: http://allahtankorkmalimiyim.blogspot.com.tr/, A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Kuran’a göre evlilik nasıl olmalı, kadın ve erkek nasıl bir eş seçmeli?

Kuran’a göre evlilik nasıl olmalı, kadın ve erkek nasıl bir eş seçmeli?

Erkek de kadında Allah’ı çok sevmeli, imanlı olmalı, Allah o zaman ikisinin kalbine sevgi koyar.


Bazı insanlar 30’lu yaşlara geldiler mi hemen evlenme peşinde oluyorlar. “Biz Kuran’a göre nasıl evleneceğiz, nasıl eş seçeceğiz” diye sorup duruyorlar. Önce Kuran’ı baştan sona okuyacaksın, ahlakını tam olarak güzelleştireceksin. Allah’a kendini adayacaksın. Hayatın bütün yönlerinden çekilerek Allah için gece gündüz demende yorulacaksın. Allah peygamberimize böyle emretmiş. Sen de mücahit ol, günün Allah yolunda hizmet etmekle geçsin. Nefes alacak vaktin olmasın. O arada Allah sana isterse malda verir, eş de verir. Ama sen bunların hepsini bırakıp evleneceğim dersen, evlendiğinde adeta ölü gibi bir kadınla evlenirsin. O kadında seni mahfeder. Çünkü sen Allah yolunu tercih etmemişsin, sonra Allah’tan mutlulukvermesini bekliyorsun.

Hz. İsa, Hz. Meryem kendilerini Allah’a adamadılar mı? Onlar bilmiyorlar mıydı evlenmeyi? Ama dünya hayatını tercih etmediler. Sonuçta bir insan önce kendini Allah’a adayacak, sonra kendisi gibi kendini Allah’a adamış bir eş bulacak. Evlilikte en çok dikkat edilmesi gereken şey Allah korkusunun ve Allah sevgisinin her iki tarafta da çok derin olmasıdır. Mesela bir kadın Allah’ı çok seviyorsa, Allah’tan çok korkuyorsa, Allah ona dayanılmaz bir çekicilik ve güzellik verir. Yani müthiş bir güzellik verir. Fiziki güzellik de verir, ruh güzelliği de, ahlak güzelliği de verir ve onda garip bir etkileme gücü meydana gelir. O güzelliği tadarak, yaşama arzusu olur insanda. Cennette de beraber olup, o tutkuyu, o derinliği yaşamak için evlenilir. Yoksa çamaşırını yıkatmak, bulaşığını yıkatmak, ütü yaptırmak, haftada bir de; öyle o tarz mantık için evlenilmez. Bu son derece kızdırıcı, çok itici olur.

Evliliğin amacı; tutkuyu yaşamaktır, Allah aşkını yaşamaktır. Cennet arkadaşını seçiyorsun, ahiret arkadaşını seçiyorsun, sadece dünyada birlikte olacağın eşi seçmiyorsun. Kadınların büyük bir bölümünde, tutku gizli kalır. Evlense de tutku gizli kalıyor, onu çıkaracak gücü bulamıyor. Çünkü şartları oluşmuyor. Mesela insan doğar, normal vücut fonksiyonları vardır ama manevi fonksiyonlar sonradan ortaya çıkmaya başlar. Yani insan beyninin gücü, sonradan ortaya çıkmaya başlar. Mesela Kuran’ı, İslam’ı çok iyi yaşayan bir insanda, metafizik özellikler gelişmeye başlar. Mesela Peygamberlerde nasıl mucizeler oluyor, peygamber normal bir insanken kendisine peygamberlik verildiğinde, olağanüstü haller meydana geliyor. Mesela yüzünde, Allah olağanüstü bir etki meydana getiriyor. Konuşmasında olağanüstü bir etki meydana getiriyor. Gözünde özel bir etki mekanizması meydana geliyor. Sesinde özel bir etki meydana getiriyor. Ruhlara ferahlık veren bir gücü oluyor. Yani Allah’ın dilemesiyle, tarif edilemeyen bir güce kavuşmuş oluyor.

Kadın da öyledir. Normal olarak etten, kemikten oluşmuş bir varlıktır. Normal fonksiyonunu göstermez kadın, eğer manevi derinlik, Kuran’a tam tabi olup, derin Allah korkusu ve derin Allah sevgisi kalbine yerleşmezse, kadın fonksiyonunu zaten gösteremez. Yani alıp koluna götürmek, nikâh masasına oturtmakla bir şey değişmez. O zaman sadece canlı ama ruhsuz bir insan gibi olur. Gerçek fonksiyonun ortaya çıkması için, yani sarsıcı gücün ortaya çıkması için, kadının derin tutku gücünün ortaya çıkması lazım. Derin tutku gücü, asıl etkileyici olandır. Mesela Allah, ona ahirette de dikkat çekmiş. “Gözlerini sadece eşlerine yöneltmiş” diyor Allah, “ve tutkuyla ona bağlı” diyor. Bakın sadece bunun üstünde durmuş Allah. Tutku denen bir güç zaten vardır. Yani şiddetli Allah aşkının meydana getirdiği, ruhta meydana gelen, şiddetli haz. Bu şehvetle birleştiğinde evlilikte, çok şiddetli bir etkiye dönüşür.

Tutku olmadığında erkekler kadından kısa sürede bıkarlar. Bakıyor, iki kolu iki bacağı var, hiçbir farkı yok aşağı yukarı. Bir tek cinsel organları farklı, biri dış bükey, biri iç bükey, o kadar. Yani o bir şey değiştiren bir olay değil. O da yiyip içen, zavallı bir varlık. Adam çok şey beklerken, bakıyor ki hiç bir şey yok, bir şey olmuyor, olmaz da. Çünkü Allah o gücü vermiyor, vermez de. Yani o gücün oluşması için, mutlaka derin Allah sevgisi ve derin Allah aşkı olması lazım ki, Allah onda tecelli edip, onun ruhunda şiddetli bir haz meydana getirsin. Uğraşıyor, uğraşıyor birbirlerini sevmek için “hediye aldım, işte gonca çiçek aldım, üzüm salkımı getirdim” diyor, kendini sevdirmek için, şaklabanlıklar yapıyor, kadını daha da gıcık ediyor. Kendini sevdirmek için birden mutfaktan fırlıyor böyle acayip hareketler yapıyor, garip espriler yapıyor, hiç ummadık hareketler, gideceği yola küçük küçük hediyeler diziyor. Yani kadın bundan sıkılır ve bunlar kadını kızdırır, başka bir faydası olmaz. Çünkü ruhu tatmin eden bunlar değildir.

Bak sana ne aldım diyor, mesela bir yüzük alıyor, başında gözleri parıldayarak bekliyor, o da yüzüğü bir görüyor, hemen üstüne atlıyor, beraber dönüyorlar etraflarında. Bu ne kadar küçük düşürücü. Adamın oradaki amacı belli değil mi? Adam sana maddi bir şey sunuyor, sen onun ahlakından, kişiliğinden, manevi derinliğinden değil de, pahalı olan bir malı almış olmanın ve sana getirdiği menfaatin etkisi altına giriyorsun, menfaat sunan adama karşı heyecan duymuş oluyorsun. Oradaki durumun, sevgiyle ne alakası var? Sevgi, manevi derinlikle, manevi tutkuyla olur. Yani Allah’ın özel meydana getirdiği bir güçtür. Bunu Allah, takva sahiplerine sunuyor. Onun için peygamberimizin evliliklerinin çok olmasının nedeni budur, yani yüksek tutku gücüdür.

Hanımlar, onda bu tutkulu gücü gördükleri için, peygamberimizden şiddetli etkileniyorlardı. Allah aşkını yaşamak için peygamberimizle beraber oluyorlardı. Ama sığır kafalılara göre de, saf cinselliğe dayalı olduğunu zannettikleri için de, ondan utanç duyuyorlar bazı ahmak yobazlar, nasıl örtbas edeceklerini bilemiyorlar. Peygamberimizi derin bir aşk ve derin bir tutkuyla seviyorlardı. O yüzden evliliklerde, herkes evlenebilir, biz de evlenelim, alalım bir tane götürelim falan, bu mantık, sonucunda 5-6 ay sonunda, şiddetli kavgayla sonuçlanan olaylara neden olur, böyle olmaz. Onun için bakın buradaki üslupta, AK Partili, CHP’li, bizim aile, sizin aile, mesela genç kızı aileleriyle çatışmaya itmek olmaz, insan akıllı olacak. İnsan eşini, ailesinin içinde cahil insanlar olabilir, onlarla bir mücadele içine sokmaması lazım. Onu planlayacak, onu düşünecek, onu ezdirmeyecek sistemi kurduktan sonra insan evliliğe adım atar. “Hadi bir girelim bakalım, sonra sonucu nasıl olacak” olur mu? Dayısı ayrı musallat oluyor, amcası ayrı musallat oluyor, dedesi ayrı musallat oluyor, her bir kafadan bir ses geliyor, görümceler ayrı musallat oluyor genç kıza, hayatını zehire çeviriyorlar çocuğun, öbürü de ütü yapan, bulaşık yıkayan bir makine gibi gördüğünde, ara ara kendini tatmin eden bir makine gibi gördüğünde, kadında ne sevgi kalır, ne tutku kalır, ne aşk kalır, hiçbir şey kalmaz.

Dolayısıyla iki tarafta da gizli bir nefret oluşacaktır. Ondan sonra da istediği kadar boylu poslu olsun, adam ona o sığır gibi gelir. Angus sığırları var ya, onlar da koskoca geliyorlar bir ton falan ama sığır. Yani boylu poslu olması, yakışıklı olması hiçbir şeyi değiştirmez, kadında derin bir nefret meydana gelir, kahredici bir nefret meydana gelir. Onun için, “herkes yapıyor, ben de yapıyorum” mantığıyla değil, Kuran’ın derin ruhuyla, İslam’ın derin ruhuyla evliliğe bakmak lazım. O zaman Allah’ın gizli bir cennet ruhu yarattığını, insanlar görürler. Yani bilinmeyen, harika bir güce sahip olduklarını o zaman görürler. Onun dışında evlilik karşılıklı azap vesilesidir, o ona herif diyor, o ona karı diyor, sadece bir nefret makinesidir, her gün kavga, her gün ağız dalaşı, o ona laf sokuyor, o ona laf sokuyor, o onu aşağılıyor, o onu aşağılıyor ve katlamalı nefret gelişiyor. Hâlbuki Allah rızası için evliliklerde derin bir şefkat, derin bir merhamet, derin bir tutku, derin bir aşk vardır. Şehvet de en yüksek yüksekliktedir, tutku en yüksek derecededir, aşk en yüksek derecededir Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın dilediği kadarıyla…

Blog sayfam: http://birgo.mynet.com/erkan-arkut-tan-guncel-yazilar

Video sayfam: http://video.mynet.com/erkanarkut/videolari/liste

 

Kocası ölen bir kadın ne kadar süre iddet bekler?

Kocası ölen bir kadın ne kadar süre iddet bekler?

Kadınlar çok değerli varlıklar, her zaman en güzel tavrı, en güzel sözleri hak ediyorlar.


Bildiğiniz gibi Kuranda kadın ve erkeğin hayatındaki boşanmasüreci birtakım hükümlerle bildirilmiştir. Allah Kuran’da hep kadının haklarını korumuş, onunevlilik ve boşanma sürecinde hiçbir şekilde mağdur olmaması için ayetler indirmiştir.

Kocası ölen bir kadının durumuyla ilgili bazı hükümler de Kuran’da bildirilmektedir. Bu konuda hükümlerin bildirildiği ayetlerde bir çelişki olduğu iddia edilmektedir. Bu ayetlerin birisinde bir yıllık bir süreden söz edilirken diğerinde ise dört ay on günlük bir süreden söz edilir. Süreler farklı olması bir çelişki olarak gösterilmeye çalışılsa da, ayetlerde anlatılan konulara bakıldığında ortada bir çelişkinin olmadığı görülür. Çünkü sürelerin farklı olmasının sebebi, dul kalmış kadınlar için farklı konularda farklı süreler bildirilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Bu konuyla ilgili ayetler şu şekildedir:

İçinizde ölüp de (geride) eşler bırakanlar, (evlerinden) çıkarılmaksızın, bir yıla kadar yararlanmaları için eşlerine vasiyet (bıraksınlar). Ama onlar, (kendiliklerinden) çıkarlarsa, artık onların maruf (meşru) olarak kendileri için yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah güçlü ve üstün olandır. Hüküm ve hikmet sahibidir.(Bakara Suresi, 240)

İçinizden ölenlerin (geride) bıraktığı eşler, kendi kendilerine dört ay on (gün) beklerler. Bu bekleme süresi dolduğunda, artık onların kendi haklarında maruf (meşru) bir şekilde yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah, işlediklerinizden haberi olandır.(Bakara Suresi, 234)

Bakara suresinin 240. ayetinde bildirilen konu dul kalmış kadınların kocalarının evinde bir yıl kalma hakkının olduğunun bildirilmesidir. Kocası öldükten sonra miras paylaşımında kocaya ait ev farklı kişilere miras olarak kalmış olabilir. Bu durumda kadının bu evde bir yıl oturma hakkı vardır. Ayrıca geçiminin de sağlanması gerekir.

Bakara Suresi’nin 234. ayetinde ise kocaları ölen kadınların dört ay on gün süreyle beklemeleri ve bu süre içinde evlenmemeleri buyrulmaktadır. Dolayısıyla iki ayette kadın için farklı iki durum hakkında hüküm bildirildiği görülmektedir. Ayet konularıyla dikkatli bir şekilde incelendiğinde çelişki olmadığı açıktır.

Video sayfam: http://video.mynet.com/erkanarkut/videolari/liste

Yapış yapış bir sevgi, nereye kadar?

Yapış yapış bir sevgi, nereye kadar?

Yapış yapış bir sevgi, nereye kadar?

Eğer sevgiyi Allah’a değil de direk insana yöneltirseniz o zaman kalpte gerçek sevgi oluşmaz.


Ben daha çocuktum, çok yakın bir akrabamız vardı. Adam çok zengin, fabrikalar, tekneler, New York’da ev, Miami’de yazlık… Arabalar, şöförler. Çocukluğum onların çocuklarıyla birlikte geçti. Nerdeyse her hafta sonu birlikteydik.  Adamınsevgilisi (henüz onunla evlenmemişti) onu o kadar gözünde büyütüp, o kadar etrafında pervane oluyordu ki, o zaman da bana bu kadarı çok garip gelmişti. Adamı nerdeyse ilahlaştırmıştı. (Allah’ı tenzih ederim.) Bir dediğini iki etmiyor, adamın yaşamındaki her detayı ince ince düşünüp ayarlıyordu. Sürekli elini ayağını öpüyor, ne dese ikiletmeden hemen yapıyordu.

Adamda son derece kibirli, alaycı biriydi. Kadını herkesin yanında aşağılıyor, olmadık esprilerle küçük düşürüyordu. Buna rağmen kadın hiç sesini çıkarmayıp aynı alakayla ona güzel davranmaya devam ediyordu. Söylediğim gibi daha küçükken bile bir insanı bu kadar delicesine sevmek, bütün sevgiyi sadece bir insana yöneltmek çok garip gelmişti bana.

Oysa böyle bir ilişkide hiçbir zaman iki insan arasında gerçek sevgi oluşmaz. Gerçek sevgi ancak Allah sevgisiyle oluşur. Eğer insan tüm sevgisini Allah’a yöneltirse, karşısındakinin de aciz bir kul olduğunu bilip onu öyle severse, işte Allah o zaman iki insanın kalbini sevgiyle birbirine bağlar. Aksi takdirde gerçek sevgi asla oluşmaz, hatta bu sevgi zannedilen yapış yapış şey giderek katlamalı nefrete dönüşür.

Allah bir insanın böylesine ilahlaştırılmasını, gözde büyütülmesini, tüm ilginin ona verilmesini hiç beğenmiyor. Çünkü bu insanlar şirk içinde yaşıyor. Allah’ı unutan insanlar bu yüzden bir türlü gerçek sevgiyi bulamıyorlar. Ancak filmlerle hayali bir sonsuz aşkın tasvirini izleyip hayıflanıyorlar.

Söylediğim gibi eğer insan karşısındakini Allah için sevmiyorsa, ahirette birlikte olmaya niyet etmemişse, o zaman eşi, karısı, kocası bu dünyada da ahirette de onun düşmanı oluyor. Dünyada iki insan ne kadar birbirini sever gibi gözükürse gözüksün, ahirette mutlaka birbirlerini satıyorlar. Çünkü iki tarafta karşısındakini Allah’a yönlendirmemiş, iki tarafta Allah’ı unutup dünyaya dalıp gitmiş. İşte bu yüzden orada birbirlerini suçlayıp duruyorlar.

Ne yakın akrabalarınız, ne çocuklarınız kıyamet günü size bir yarar sağlayamaz. (Allah) Sizin aranızı ayıracaktır. Allah, yaptıklarınızı görendir. (Mümtehine Suresi, 3)

Malı ve kazandıkları kendisine bir yarar sağlamadı. Alevi olan bir ateşe girecektir. Eşi de; odun hamalı (ve) Boynuna bükülmüş bir ip (bağlanmış) olarak. (Mesed Suresi, 2-5)

Bu yüzden çevrenizde yapış yapış, yapmacık sevgi gösterilerinde bulunan insanlar gördüğünüzde bu sözlerimi hatırlayın. Eğer bu insanlar iman etmezlerse, tüm sevgilerini Allah’a yöneltmezlerse, ahirette birbirlerini satacaklar demektir…

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Video sayfam: http://video.mynet.com/erkanarkut/videolari/liste

14 Şubat: Sevgi için senede tek bir gün mü?

14 Şubat: Sevgi için senede tek bir gün mü?

 1010091_505943816190293_1840522280_n

Gerçek sevgide insanın gözlerinden sevgi hiç durmaksızın akar.


Evet, bugün 14 Şubat Sevgililer günü. Günlerdir yapılan reklamlarla sürekli hatırlatılan gün geldi işte. Bugün için hediyeler hazırlandı, akşam için yemek planları yapıldı. Materyalist bir dünyada yine materyalist çözümlerle kalplerde sevgi oluşturulma çabası… İnsanın sevgisini göstermesi için bir gün yeter mi sizce? Oysa gerçek sevgide yaşanan, hissedilen duygu bambaşka. Bu gerçek sevgide hem dünyahayatında aşk var, hem ahirette aşk var. Bakın yazar Gülgün Göktan sevginin tek bir güne sığdırılamayacağını ne kadar güzel anlatıyor:

Herkes çok heyecanlı, çünkü ‘Sevgililer Günü’ yaklaşıyor… Haftalardır her yerde bugünün hazırlıkları, telaşı, duyuruları var. İnsanlar bugünden çok şey bekliyorlar. Günlerdir bu günün nasıl kutlanacağı, ne hediyeler alınacağı, nerelere gidileceği, ne sürprizler yapılacağı düşünülüyor. Ve herkeste bu günün mükemmel olması gerektiği inancı hâkim. Hemen her yerde, her geçen sene, bugün için yeni fikirler geliştiriliyor. Son haftalarda  insanların ana konusu daha ilgi çekici, daha orijinal, daha çarpıcı hediyeler üretebilmek, daha orijinal eğlence fırsatları sunabilmek, daha büyük kutlamalar yapabilmek…

Ve işte bu nedenle, tarihler 14 Şubat’ı gösterdiğinde, tüm insanlık bir anda sevgiyi çok daha fazlasıyla; en iyi şekilde yaşamayı ve sevginin bugünün tamamına hâkim olmasını bekliyor.

Peki bu mümkün mü? Sevgi böyle bir şey mi? Bütün yıl sevgisiz yaşayan insanlar bir gün içinde sevgiyi yakalayabilecekler mi? İnsanın, 365 günün sadece tek bir günü için bu kadar heyecan duyması; sevgiyi sadece bugün bu kadar coşkulu yaşayabileceğine inanmış olması şaşırtıcı değil mi? Ve acaba bu insanlar ‘Sevgililer Günü’nü kutlarken, sevginin gerçek anlamını da biliyorlar mı? Ya da bu gerçek sevgiyi hiç tattılar mı? 

Eğer gerçekçi bir tablo çizecek olursak, dünyanın neresini düşünürsek düşünelim, günümüzde insanların istedikleri sevgiyi yaşayabildiklerini söyleyebilmek çok zor. Tam tersine kadınlar, erkekler,çocuklar, anneler babalar, hemen herkes hayatın bu önemli duygusunun eksikliğinden yakınıyor. Bunun en önemli sebeplerinden biri kuşkusuz ki bundan yakınan insanların kendilerinin de sevmeyi bilmemeleri. Ama istedikleri sevgiyi yaşamasını bilen insana da rastlayamıyorlar. Ancak karşılarına çıkan bu tabloya rağmen, bu konuda gereken çabayı da göstermiyorlar. Hâlbuki insan eğer bir şeyi gerçekten istiyorsa, bunu elde etmek için elinden gelen her şeyi yapmalıdır. Eğer sevgi istiyorsa ve bulamıyorsa, her şeyden önce bunun sebebini araştırmalıdır. Dünyanın neresinde olursa olsun, bunun bir çözümü varsa, onu bulup anlamaya yaşamaya çalışmalıdır. Eğer bunu yapmıyorsa, sevgiyi de gerçekten istemiyor demektir. Ya da sevginin önemini henüz daha hiç kavrayamamış demektir. Ve o zaman, gerçekte aradığı da sevgi değil, geçici bir eğlence ya da bir hevesten başka bir şey değildir.

Ve sevgi olmadan yaşamak da, gerçek manada yaşamak değildir. Sevgiyi bilmeyen bir insan, insan olmaktan da çok uzaktır. Çünkü hoşa giden bütün tavırların, inceliklerin, güzelliklerin, nezaketin temeli sevgidedir. Ancak sevgiyi bilen insanlar bu güzellikleri sunabilir. Aksinde insanın karşılaşacağı tavırların tamamının ortak noktası ruhsuzluk, soğukluk, nezaketsizlik, kabalık ve insaniyetsizliğe dayalıdır. Zaten böyle sevgisiz bir insan, ruhen de hasta demektir. Sevmek, sevilmek, güzellik sunmak, güzellik görmek; bunların hiçbiri onu ilgilendirmez. Onun tek istediği yalnızca ‘yaşamak’tır. Bu yaşam için aradığı şeyler de sadece hayatta kalabilmek ve dünyada bir yer edinebilmek için gerekli olan maddi şartlardır. Oysa dünya yalnızca sevgiyle anlam bulacak bir yerdir. Sevgi olmadan dünya da bomboştur.

Bana göre sevgi, Allah’ın dünyada yarattığı en büyük, en kıymetli nimetlerden ve en derin duygulardan biri. Sevdiğiniz birinin yalnızca sesini duymak, yüzünü görmek ve hatta sadece ‘var olduğunu bilmek’ bile ne kadar büyük bir sevinç vesilesidir. Onun bakışlarındaki sevgiyi görmek, gözlerine sevgiyle bakmak; güzel, içten, samimi bir sevgi sözü söylemek ya da onun sözlerinde sevildiğinizi hissetmek… Onun iyiliğini istemek, rahatını, konforunu sağlamak, sağlığını korumak, en iyi şartlarda yaşamasını, en güzel imkanlara, en hoşuna giden şeylere sahip olmasını, en mutlu olduğu şekilde yaşamasını sağlamak için emek vermek… Ona şefkat göstermek, merhamet etmek, o söylemeden dahi onun ihtiyaç duyabileceği şeyleri düşünüp sağlayabilmek… Onu kötülüklerden korumak, ona gelebilecek zararlara karşı, güçlü bir sahiplenme duygusuyla onu kollamak… Onu rahatsız edebilecek şeyleri ondan uzak tutmak, kötü ahlaklı insanlarla, kötü tavırlarla, kötü ortamlarla onu muhatap etmemek…

İşte sevgi budur. Yoksa sevgi, sadece bir insana hediye almak, onun sevgililer gününü kutlamak, bu özel günde ona sürprizler yapmak değildir. Ruhunuzda, bu anlatılan derin sevgiyi yaşamadan, milyonlarca kez de ona sevdiğinizi söyleseniz, bu ne onu mutlu eder ne de size bu özel duyguyu yaşatabilir. Bunun için önce sevgiyi yaşamanın yolunu bilmek gerekir.

Böyle bir sevgiyi tadabilmek için önce sevgiyi yaratan, onu insanlara ilham eden, kalplerine yerleştiren, sevgiden haz duymalarını, mutlu olmalarını sağlayan Allah’ı çok sevmek gerekir.

Çünkü dünyada gördüğümüz maddi manevi bütün güzelliklerin asıl Sahibi, asıl Yaratanı Allah’tır. Sevgi, saygı, tutku, şefkat, merhamet, sadakat, yakınlık, sıcaklık, dostluk, sırdaşlık ve sevgiyi sağlayan tüm incelikler, güzel davranışlar ancak Allah’ı seven insanların bilebileceği tavırlardır. Tüm bunları insanlara öğreten ve yaşatan yalnızca Allah’tır. 

Allah’ı tanımayan bir insanın, Allah’ın yarattığı güzellikleri bilmesi ise elbette ki mümkün değildir. İşte bugün tüm dünyada insanların yakındıkları sevgisizliğin temelinde de, insanların bu cümledeki önemli gerçeği düşünmemeleri vardır. 

Sevgililer Günü kutlamalarına verilen dikkat ve emek; ve haftalar öncesinden başlayarak bu güne hazırlanmaya ayrılan süre, bu önemli gerçeği düşünmeye verilmiş olsa, belki de birçok insan aradığı sevgiyi çoktan bulabilirdi.

İşte bu nedenle bu noktada sevgiyi bilen her insana büyük bir sorumluk düşüyor. Sevgiyi ve sevmeyi bilen insanların her biri, adeta birer ‘Sevgi Öğretmeni’ olarak, insanlara ‘sevmenin, sevilmenin, gerçek sevgiyi yaşamanın gerçek yolunu’ göstermekle yükümlü olduklarını unutmamalılar.
Kaynak:  https://twitter.com/GulgunGoktan