Başörtülü ve şortlu kadınları yan yana koyup sizce kardeşlik mümkün mü diye soran Elif Şafak’a Cevap

Başörtülü ve şortlu kadınları yan yana koyup sizce kardeşlik mümkün mü diye soran Elif Şafak’a Cevap

Elif Şafak Yenikapı’da başörtülü, başı açık kadınların sevgiyle kenetlendiğini görmedi herhalde…


Elif Şafak dün twitter sayfasında bir türbanlı bir de şortlu voleybol maçı yapan iki kızı paylaşıp şöyle yazmış: “Plajvoleybolu: Biri Mısırlı, biri Alman 2 kadın sporcu. Bu resme bakınca ne görüyorsunuz? Sizce kardeşlik mümkün mü?”

Şimdi bu soruyu görünce insanlar arasında kutuplaşmanın, ötekileştirmenin, diğerini yok saymanın kim tarafından yapıldığı da açıkça görülüyor. Türkiye tam anlamıyla sevgiyle, dayanışma ile vatanı koruma ruhu ile birbirine kilitlenmişken araya nefret tohumları ekmeye çalışanlar ne kadar da kendilerini gariban duruma düşürüyorlar.

Elif Şafak’ın bu tweet’in altına halktan birçok tepki mesajı gelmiş. İnsanlar “türbanlı da insan, diğeri de. İkisi de kendi inancı, kendi özgürlükleri doğrultusunda yaşar, arada sevgi olduktan sonra” diye yazmışlar. Gerçekten de çok doğru. Zaten istediğimiz ve hep birlikte meydanları doldurduğumuz sevgi ve saygı üzerine kurulu bir demokrasi değil mi? Neden toplantı 5 milyon insan meydana? Sevgiyle demokrasiyle bir arada yaşamak için değil mi?

Şimdi Elif Şafak’ın gözünden kaçırdığı çok önemli bir nokta var: 15 Temmuz’da  tüm Türkiye bir gecede eğitildi. Sağcısı, solcusu, ateisti, Rumu, Lazı, Çerkezi, Kürdü, Ermenisi tam 80 milyon kardeşçe tek yürek oldu. 80 milyonun tek yürek olması Elif Şafak’ın bakış açısına göre mümkün değildi ama oldu ve bundan sonra da böyle olacak.  Türk milletinin içine artık kimse nifak tohumları ekemeyecek. Bu yüzden Elif Şafak da bu yazdığı tweet ile boşa kürek çekiyor, boşa çabalıyor.

Halka üsten bakan, Rumiliği ve homoseksüelliği öven, İngiliz derin devletine Türkiye aleyhine yazdıkları yazılarla yaranmayı uman yazarlar karşısında halk çok iyi uyanmış durumda.Elif Şafak’da böyle bir zamanda halkı birleştirici, sevgi köprülerini kuran, ötekileştirmeyen yazarlardan olsun. Çünkü artık bu noktadan sonra İngiliz derin devletinin oyunlarının hiçbiri tutmayacak. Artık eski kavgalı siyaset dönemi de bitti. Tüm partiler Türkiye’nin ortak menfaati için aynı yöne döndü. Elif Şafak’ın bakış açısına göre bu da mümkün değildi ama bu da oldu. Bu yüzden söylediğim gibi halk artık ötekileştirme istemiyor, nefret istemiyor, sevgisiz tek bir cümle bile duymak istemiyor. Elif Şafak da yazılarını bu yönde düzeltsin, zira bunu yapmayanlar artık gittikçe belirginleşiyor, bunu da çok iyi görsün…

Türk milleti Yenikapıda artık kimsenin araya nifak tohumu ekemeyeceğini tüm dünyaya anlı şanlı bir şekilde göstermiştir:

Kaynak: http://bilinmeyenmevlana.com/, http://lutizm.blogspot.com.tr/, A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Sıla 250 şehit vesilesiyle Nişantaşı’nda gezinebildiğinin farkında mı?

Sıla 250 şehit vesilesiyle Nişantaşı'nda gezinebildiğinin farkında mı?

Sıla Geziye katılırken en ön saflarda koşarken şov mu yapıyordu?


İstanbul Yenikapı’da 7 Ağustos’ta düzenlenen demokrasi mitingi içindarbeye karşıyım ama Yenikapı’daki şova katılmayacağım” demiş Sıla!

Acaba bir sanatçı hangi vicdanla, hangi ruhla, hangi akıllla böyle bir söz eder? Yenikapı’daki demokrasi mitinginde herkes vardı, sağcı, solcu, ateist, Laz, Kürt, Çerkez, Ermeni, herkes ama herkes oradaydı, tüm parti liderleri oradaydı.Yenikapı’daki demokrasi buluşmasına katılan 5 milyon kişi sadece Türkiye içinde demokrasiyi değil tüm dünyaya Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünü adeta haykırmak için oradaydı. Yine bu miting sadece İstanbul Yenikapı’da değil Türkiye’nin birçok ilinde Ankara’da, Diyarbakır’da, İzmir’de, Bursa’da gerçekleştirildi. Oralarda da tüm Türk milletinin tek bir ruh olması, vatan için, bayrak için, bu kutsal toprakların bölünmezliği için tek yürek olması, tek yumruk olması vardı. Orada Çanakkale ruhunun tekrar canlanması vardı. Tabii bu yüksek ruhu anlayabilmek için, gözünü kırpmadann iman dolu bir göğüsle canını verebilmek için aynı ruhta olmak gerek. 

Sıla Nişantaşı’nda mutlu mesut alışveriş yaparken “söylediklerimin arkasındayım” demiş. Acaba darbe gecesi 250 vatandaşımız göğüslerini siper ederek şehit düşmeseydi Sıla rahat rahat Nişantaşı sokaklarında dolaşabilecek miydi? Yoksa darbenin ardından evine kapanıp yüzlerce kişinin asılmasına mı şahit olacaktı? Nasıl olur da bu kahraman milletin demokrasi adına katıldığı bir mitinge lakaytça “şov” diyebilir! O millet değil mi Sıla’nın konserlerine gelen? O millet değil mi Sıla’nın rahatça yaşamını sürdürmesi için kendini tankların önüne atan? O şu anda rahat rahat güneyde tatiline gidip deniz kenarında güneşlenebilir, ama şehit düşen vatandaşlarımızın çoğunun çocukları yetim kaldı, kolu bacağı kopan gazilerimiz hala hastanede tedavi görüyorlar. Sıla gezmesinde tozmasında güneşlenmesindeyken bunların farkında mı acaba?

Sıla her ne amaçla olursa olsun “ben bu şova katılmayacağım” dememliydi… Hem bir sanatçı olarak hem de bu ülkenin bir vatandaşı olarak çok büyük ayıp etti. Tüm konserlerinin iptal edilmesini son derece yerinde buluyorum. Bir an önce özür dileyerek yaptığı bu ayıbı temizlemelidir. Bu tarz söylemler ancak Türkiye’nin parçalanması için yanıp tutuşanları sevindirir. Böyle hayati bir dönemde ayrımcılık yapmak, demokrasiye darbe vurmak ancak ve ancak kişinin kendisine zarar verir…

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Milyonlarca insan sadece beyninin içinde yaşadığının farkında değil…

Milyonlarca insan sadece beyninin içinde yaşadığının farkında değil…

İnsanın var zannettiği malı, mülkü, evi, ailesi, hatta bedeni görüntü olarak beyinde yaratılır. Allah’ın sanatıdır bu…


Bu gerçekten de çok büyük bir sır ve bu sırrı çok az insan biliyor. İnsanlar sadecebeyinlerinin içinde yaratılan görüntülerle muhattaplar. Yani sadece beyinlerinin içinde oluşan görüntüleri izliyorlar. Dış dünya ile bağlantıları yok. Dışarıda madde var zannediyorlar. Dokundukları için, kokladıkları için, gördükleri için, duydukları için ve dışarıda gerçekten de capcanlı rengarenk bir dünya seyrettikleri için gördükleri görüntünün varlığından çok eminler. Halbuki gerçek hiç de öyle değil…

Dışarıda renk, ışık, ses yok. Beynin içinde, gözü olmayan ruh rengârenk dünya görüyor.Gözlerimiz sadece elektrik sinyallerini beynimize iletiyor. Beynin içinde karanlık bir yerde apaydınlık görüntüler oluşuyor. İşte bütün bu görüntüleri ruh algılıyor.

Dış dünya ve zaman ile ilgili algılarımız beynin ürettiği değil; beyne Allah tarafından verilen bilgidir. Beynin bir şey üretecek hali yok, lop ettir beyin. Beyne Allah tarafından ilka edilen, verilen bilgidir.Sürekli akıtılan bir bilgidir, an an. Kaderde verilen bilgiyi beyin okumuş oluyor.

Madde var. Ama insanların anladığı anlamda mutlak varlık değildir, gölge varlıktır. Biz o gölge varlığın hayalini görürüz. Mutlak varlık bir tek Allah’tır.

Sıhhatli bir beyinle, makul bir kafayla düşündüğümüzde hem metafizik bir ortamda olduğumuzu anlıyoruz, hem muazzam bir aklın ama çok çok muazzam bir aklın yani yüce Allah’ın her yeri kapladığını görüyoruz, her yere hakim olduğunu görüyoruz.

3 boyutlu derinlikten dolayı eşyaları uzakta zannediyoruz. Cisimlerin aslı ile asla muhattap olamayız. Dışardaki madde saydam ve renksizdir. Dalgalar normalde sessiz ve kapkaranlıktır. Bütün bunları ses ve renk olarak yorumlayan beynimizdir. Bizler yalnızca beynimizdeki bu görüntüleri seyredebiliriz.

Bunların hepsi sebep: Ne göze ihtiyaç var görmek için, ne kulağa ihtiyaç var duymak için, ne tatmak için dile ihtiyaç var. Doğrudan Allah’ın yaratmasına ihtiyaç var. Allah nasıl yaratıyorsa o, o şekilde olmuş oluyor.

Gözün kör olduğunu görüyoruz. Görme merkezinin de kör olduğunu görüyoruz. Gören kim? Beyinde o elektrik akımını gören kim? İşte asıl ‘ben’ denilen varlık, insan denilen varlık o işte, asıl gören varlık o.

Gözler sadece kameradır. Klasik kamera, iki tane kameradır. Kameralar elektrik akımını nasıl alıp götürüyor video kayıt yapılacak yere? O da alıp götürüp beyinde ilgili görme merkezine görüntüyü bırakır. Elektrik olarak bırakır. Ondan sonra işi biter.

Burunda koku alma diye bir şey yoktur. Burun kesinlikle koku almaz. Beyin de koku almaz. Beyindeki ruh, o elektrik akımını koku olarak algılıyor.

HİÇBİR KULAK DUYMAZ. BÜTÜN KULAKLAR SAĞIRDIR. Ses dalgasını elektrik akımına çevirir, beyine götürür bırakır o kadar. Görevi biter ondan sonra. Orada kulağı olmadan duyan ruh var. Gerçek insan odur.

Serbest uzayda, dış uzayda zaman da yok. Zaman, beyinde meydana gelen bir anı diğer bir anla kıyaslamaktan kaynaklanan bir algı ve inanç biçimi, beyninde oluşuyor. Beynin bir ürünü zaman, bir inanç. Dışarıda zaman var zannediyorlar. Hâlbuki bir an vardır, an içinde olup bitmiş olaylar vardır. Allah’ın yaratması bu şekildedir. Ama insanlar zamana bağımlı yaratılmışlar.

Zaman algı biçimidir. Beyindeki inancın adına zaman deniyor. Zaman diye bir şey yok. Beyin, bir şeyi bir şeye kıyaslıyor. O kıyastan bir inanç meydana geliyor. Bu inanca biz zaman diyoruz.

Sonuç olarak beyindeki yaratılma olayını tam kavrayan insan bütün elektronik aletlerin beyinde yaratıldığını da rahatlıkla görecektir. HİÇ KİMSE MADDENİN ORİJİNALİNİ ŞİMDİYE KADAR GÖRMÜŞ DEĞİLDİR. HERKES BEYNİNİN İÇİNDE YAŞAR.

DÜNYA ÇOK KALİTELİ BİR RÜYADIR. KESKİN, ŞUURU AÇIK BİR RÜYA GÖRÜYORUZ.Dikkatlice bakarsanız anlarsınız; beyninizin içindeki bir görüntüyü seyrediyorsunuz. İnsanlar bu gerçeği bir türlü fark edemiyorlar, zaten fark etseler çok korkarlar.

Kaynak: http://darwinizminacmaziruh.blogspot.com.tr/, A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Mevlana’nın kitabı Mesnevi’de ağaçların Mevlana’ya secde ettiği söyleniyor!

Mevlana’nın kitabı Mesnevi’de ağaçların Mevlana’ya secde ettiği söyleniyor!

Müslüman, Mevlana adına yapılmış anormal izahları kabul ederse dalalete düşer.


Mevlana’nın yazdığı söylenenMesnevi isimli eserde Kuran’a veİslam’a çok fazla mualif ifadenin geçtiğini daha önceki yazılarımda sürekli anlatıyorum. Mesnevi’de homoseksüellik övülüyor, Türkler barbar olarak görülüyor, kadının hayvan suretinde olduğu söyleniyor, Mevlana’da ilahlaştırılıyor. İngiliz derin devleti dört bir koldan Mevlevilik ve Rumilik adı altında İslam’la uzaktan yakından bağdaşmayan bu sapkın dini yaymaya çalışıyor. Müslüman kimliğindeki İngiliz ajanları sürekli Mevlana’yı ve homoseksüelliği övüyorlar, İslam’a göre sapkın olan davranışları Müslümanların kabul ettiği yönünde bir imaj oluşturmaya çalışıyorlar.

Mevlana adına yazılmış olan Mesnevi’yi inceleyen herkes Kuran’la tamamen zıt olan bu sapkın ifadeleri görecektir. Bakın Mevlana bu kitapta nasıl ilahlaştırılıyor:

Mevlana sabahleyin erkenden evden çıktı, bağın içine doğru yürüdü. Ben de nereye gidecek diye hep arkasından gidiyordum. O hangi ağaca rastlasa, selam veriyor ve bütün ağaçlar secde ediyorlardı ve bana Kuran’daki “Yıldız ve ağaç secde ederler” ayetinin sırrından bir hikmet gösteriyordu.

Ben bu hal karşısında feryat ve figan edip heyecanlar gösteriyordum. O bana “ Sus, bir şey söyleme “ diyerek mübarek yeni ile işaret etti. Ben bu heybetten üç gün üç gece kendimden geçmiş ve dili tutulmuş bir yerde düşüp kalmışım. (Ariflerin Menkıbeleri, Şark İslam Klasikleri 29, Ahmet Eflaki, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, 489)

Allah Kuran’da “Bitki ve ağaç (O’na) secde etmektedirler. (Rahman Suresi, 6)” ayetiyle bitki ve ağacın Kendisine secde ettiğini bildirir. Mevlana’nın kitabında iseMevlana ilahlaştırılarak ağaçların Mevlana’ya secde ettikleri söyleniyor.

Mevlana adına yazılan bu eserdeki sapkın ifadeleri sizlere anlatmaya devam edeceğim. Samimi Müslümanların Mevlana adı altında İngiliz derin devletinin bu sapkın dini yaymaya çalışmasına karşı çok dikkatli olmaları gerek.

Kaynak: http://bilinmeyenmevlana.com/, https://www.facebook.com/ingilizderindevleti/?fref=ts

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Aşağıda Mevlana’nın nasıl ilahlaştırıldığını görebilirsiniz:

Bütün mesele derin imanlı olmakta, Allah sadece derin imanlı mıyız ona bakacak…

Bütün mesele derin imanlı olmakta, Allah sadece derin imanlı mıyız ona bakacak…

Gün içinde ne kadar Allah’ı düşünüyorsun? Kalbin hep Allah ile mi beraber?


Ahir zamanda insanların Allah’ı tamamen unuttuğu, zevkine, sefasına daldığı bir dönemde yaşıyoruz. Gerçekten samimi iman eden ve kendisini Allah’a adayan insan sayısı çok az. Allah zaten Kuran’da da samimi olarak, şirk koşmadan iman edenlerin çok az olacağını şöyle bildiriyor:

Onların çoğu Allah’a iman etmezler de ancak şirk katıp-dururlar. (Yusuf Suresi, 106)

Yine yaşadığımız bu dönemde insanlar Allah’tan çok uzak oldukları halde kendilerini çok iyi, çok samimi görme gibi bir hastalığa da tutulmuş durumdalar. Kimle konuşsan kendisini çok samimi buluyor. Allah için hiçbir şey yapmadıkları halde şeytan onları çok samimi olduklarını telkin ederek kandırmış durumda, ama bunun farkına varamıyorlar.

Mümin inkâr edenlerin bu samimiyetsizliklerini görüyor ama kendisini bunlarla kıyaslamıyor.Mümin kendisini örnek alacağı kişiler peygamberlerdir. Peygamberlerin ihlası, derin imanı, koşulsuz tevekkülleri, Allah’ı büyük bir aşkla sevmeleri, kadere tam teslimiyetleri hepimize çok güzel örnek. Bediüzzaman’ın da ihlası, samimiyeti, tüm hayatını İslam’ın yayılmasına adaması çok güzel. İşte bizler böyle derin imanlı olmak için Allah’a yalvarıyoruz, çünkü kalplerimizdeki imanı arttıracak olan Allah’tır. Kuşkusuz derin iman çok büyük bir nimet. İnsan ona kavuştuğu anda Allah’la çok yakın bir dostluğun içinde muhteşem bir hayat yaşıyor. Her olayda, her zorlukta, her imtihanda Allah’a yönelip dönüyor.

…Gerçekten, Biz onu sabredici bulduk. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah’a) yönelip-dönen biriydi. (Sad Suresi, 44)

Allah derin imana bakar, Kendisi’ni çok seviyor mu, sevmiyor mu? Derin imanla iman ediyor mu, etmiyor mu? Sadece ona bakar. O varsa tamam, başka bir şeye gerek yoktur.

İman, derin iman bütün mesele budur. Yoksa bilmişlik yapmak, çok kültürlü olmak, sekiz dil bilmek, bütün entel dantel kültürünü su gibi ezberden okumak, anlatmak sıfırdır. Hatta itici gelir insanlara o, kızdırır. İnsanlar hikmet insanlarını sever, derinlik insanlarını sever, derin imanlı samimi insanları severler.

İslam’ın hâkim olmasını isteyen çok derin imanlı olacak. Çok ihlaslı ve çok samimi olacak, müthiş derinleşecek. Allah’ın onu izlediğini bilecek. Allah’ın olayları nasıl geliştirdiğini de seyredecek.

Derin imanlı çok az sayısı olan bir topluluk olsun İslam dünyaya hemen hâkim olur. Bütün mesele derin imandadır. İnsanların gayretine bağlamıyor Allah, insanların imanına, samimiyetine bağlıyor.

Allah bir ülkede iman eden biri olduğunda onu hemen görür. Çünkü Kendisi yaratıyor. Ve olaylar hep o insanın çevresinde ona göre gelişir. Allah’ın en önem verdiği derin imandır, çok fazla çalışma değil.

İslam akılla, derin imanla anlatılabilir. Peygamberimiz üniversite mezunu değildi. Elinde sadece Kuran vardı. Çok samimi imanlıydı, o yüzden çok etkili oldu. İmanıyla ve aklıyla etkili oldu. Allah bizlere de derin iman nasip etsin, ihlasla yaptığımız tebliğde bizleri başarılı kılsın ve İslam’ın son kez dünyaya hâkim olduğunu bizlere göstersin…

Kaynak: https://kalbimizdekiderinallahsevgisi.wordpress.com/, A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Evanjeliklerin yüzlerce yıllık planına direnen iki ülke: İran ve Türkiye…

Evanjeliklerin yüzlerce yıllık planına direnen iki ülke: İran ve Türkiye...

Ortadoğu için yüz yıl önce derin güçler tarafından tasarlanmış olan harita bugün fiili olarak uygulamaya konmuştur.


Eski Ahit, vaat edilmiş toprakları şu şekilde tarif eder:

Mısır Irmağı’ndan büyük Fırat Irmağı’na kadar uzanan bu toprakları –Ken, Keniz, Kadmon, Hitit, Periz, Refa, Amor, Kenan, Girgaş ve Yevus topraklarını– senin soyuna vereceğim. (Yaratılış 15:18-21)

Tevrat’ta yer alan bu ifadeler Evanjelikler için “Kutsal Topraklar” olarak tanımlanır.  MusevilerHz. İsa’nın gelişinden önce mutlaka bu topraklara sahip olmak durumundadır. Tevrat’taki ifadeye baktığımızda Nil ve Fırat arasında kalan toprakların Irak, Suriye, Mısır ve Türkiye’nin bir kısmını, Ürdün, Lübnan ve Kuveyt’in ise tamamını kapsadığını görüyoruz.

Arap Baharı sonrasında ortaya çıkan kargaşa, ülkeden ülkeye sıçrayan fitne ve savaşlar Evanjeliklerin hedeflerine ulaşmakta nasıl kararlı olduklarını bize göstermektedir. Saldırı ve kargaşadan kurtulamamış olan Irak, Amerika’nın ardından IŞİD’in işgali ile karşılaşmış ve bugün resmi olarak üçe bölünmüş durumdadır. 2011 yılından beri başlayan iç savaştan kurtulamayan Suriye, şu an temelde 6 ayrı parçaya bölünmüştür. Bu parçalar içinde de parçacıklar vardır. Mısır, ciddi bir istikrarsızlık dönemi yaşamakta, Sina’daki aşiretler tedirgin beklemekte; Libya darbelerle sarsılmakta, Sudan ve Yemen’deki durum ise hiç durulmamaktadır.

İşte bütün bu karışıklıklar içinde dikkatleri çeken iki ülke var: İran ve Türkiye. İran, her ne kadar yakın geçmişte nükleer çalışmaları nedeniyle çok uzun zaman boyunca ciddi bir abluka altında kalmış olsa da, bağlı bulunduğu Şangay Paktı’nın bir gözlemci üyesi, Rusya-Çin ekseninin bir müttefiki olması bakımından gücünü kaybetmemiş ve istikrar göstermiştir. NATO üyesi ve Batı müttefiki demokratik Türkiye ise, yaklaşık 40 yıllık PKK terörüne rağmen bölünmeyi şiddetle reddetmiş, içinde bulunduğu kaynayan coğrafi şartlara rağmen güçlenmiş, beklenmedik reformlarla 10 yıl içinde önemli bir değişim geçirmiş bir ülkedir. Komşularla ilişkiler, İslamileşme ve Batı’dan uzaklaşma gibi eleştiriler alsa da Türkiye, bölge içinde ekonomik, ticari ve demokratik anlamda önemli atılımlar içinde olmuş ve bölgenin karmaşasından çok fazla etkilenmemiştir.

Türkiye’deki bu durum işte bu nedenle Ortadoğu üzerinde planları olan çevreleri tedirgin etmekte ve hatta kimileri bu tedirginliği açıkça ifade etmekten çekinmemektedirler. Çünkü planda, ülkelerin güçlenmesi değil, güçsüzleşmesi vardır. Ve yine planda, Armageddon Savaşının gerçekleşeceğini düşündükleri Mezopotamya bölgesinde, kendi idarelerinde olan, Arap, Türk ve Fars dünyasından bağımsız, rahat yönetilip üzerinde rahat oyun oynanabilen hayali bir kukla devlet kurulması yer almaktadır: Büyük Kürdistan.

Ortadoğu’yu parçalara ayırıp yönetmeyi hedefleyen Evanjeliklere ve İngiliz derin devletine karşı Türkiye ciddi bir manevra ile tokatı indirebilir. Türkiye’nin öncelikli yapması gereken Rusya, İran ve Pakistan ile birleşmek, aynı Şangay Paktı gibi bir Pakt oluşturmaktır. Bir ülkeye saldırı olduğunda diğer ülkeler savaşa dahil olmalıdır. Bu güçlü pakt İngiliz derin devletini yani Deccal’i sindirecektir. Türkiye’nin bu aşamda atması gereken diğer acil adım ise tüm Müslüman alemini tek bir çatı altında birleştirmektir. Müslüman alemi tek bayrak altında birleştiğinde karşısında hiçbir düşman duramaz, hiçbir ülke Müslüman bir ülkeye savaşa açamaz ve Ortadoğu’yu parçalara ayırmaya kalkamaz.

Türkiye çok güçlü olmalı, seri olmalı, çevik olmalı… Çünkü Ortadoğu üzerindeki amellerini gerçekleştirmek isteyenlerin artık sabırları kalmadı. Her ne pahasına olursa olsun Türkiye’yi parçalamak istiyorlar. Deccal’in bu sinsi oyununu Türkiye mutlaka bozmalı.

Kaynak: http://abdningoremedigipkk.blogspot.com.tr/, A9 TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Sykes-Picot Anlaşması İngiliz derin devletinin İslam âlemini yok etme planıdır!

Sykes-Picot Anlaşması İngiliz derin devletinin İslam âlemini yok etme planıdır!

Sykes-Picot Anlaşması İngiliz derin devletinin İslam âlemini yok etme planıdır!

Türkiye’yi bölüp, parçalara ayırıp yönetemeyecekler…


Amerikan Gazetesi New York Times,Sykes-Picot Anlaşması’nın 100. Yılı sebebiyle 1920 yılında çizilmiş ve Türkiye’yi bölünmüş olarak gösteren bir harita yayınladı. “1920’lerde çizilen bu harita geçerli olsaydı Ortadoğu kurtulabilir miydi” yorumunu yaptı… Bu nasıl çirkin bir cesaret! Devletimiz bu tür yayınlara karşı derhal tepkisini koymalı. Topraklarımızı paramparça gösteren bu tür yayınlar hemen kaldırtılmalı, sus pus kalınmamalı.

Bildiğiniz gibi İngiliz ve Amerikan derin devletlerinin Yeni Dünya Düzeni planı devletleri paramparça edip yönetme üzerine kurulu. Zaten bu amaçla Yugoslavya’yı parçalara ayırdılar, Irak’ı parçalara ayırdılar. Şimdi de Suriye’yi paramparça etmeye hazırlanıyorlar. Bölünmenin Ortadoğu’yu kurtarmayacağı çok açık! Bu sadece Ortadoğu’yu ve tüm dünyayı ele geçirmeye çalışan İngiliz derin devletinin sinsi bir planıdır. İngiliz derin devleti diğer devletleri küçük küçük lokmalara ayırıp yutma peşindedir.

İngiliz derin devletinin bu kirli oyununa karşı tüm İslam âlemi birleşip tek güç olarak cevap vermeli ve Deccal’in oyununu bozmalıdır. Bakın haritayı incelerseniz İstanbul’u da bölmek istiyorlar, İzmir bölgesini de bölmek istiyorlar. Türkiye’nin doğusunda Komünist Kürdistan devleti ve Ermenistan devleti kurmak istiyorlar. Bunun için de PKK terör örgütünü silahla sürekli besliyorlar.

Türkiye Ortadoğu’daki diğer Müslüman devletlerle biran önce birleşip İngiliz derin devletine Müslümanların gücünü göstermeli. Türkiye’yi diğer devletler gibi hiçbir zaman bölemeyecekler. Daha önce de Çanakkale’de denediler ve ağızlarının payını aldılar. Her seferinde de alacaklar. Ama Türkiye elini çabuk tutmalı. Hem İran’ı hem de Pakistan’ı yanına çekerek Büyük İslam Birliği’nin kurulması için ilk adımı atmalıdır.

Kaynak: http://abdningoremedigipkk.blogspot.com.tr/, A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/