Blog’taki yazımı bir kişi okumuş ya da bin kişi, ne fark eder?

Milliyet Blog’ta yazımı bir kişi okumuş ya da bin kişi, ne fark eder?

Aslında bütün yazıları Allah yazar, tüm cümlelerimizin sahibi Allah’tır…


Bir süredir Milliyet Blog’da yazan yazar arkadaşların okunma sayılarının düştüğünden şikâyet ettiklerini görüyorum. Yazılarımız ana sayfada yayınlanmadığı için okunma sayıları ciddi şekilde düştü, bunun tabii ki bende farkındayım…

Bilenler bilir, bende burada birkaç senedir yazıyorum ve en çok okunan yazarlar arasındayım. Tabii ki yazılarına emek veren bir insan için bu çok güzel bir hediye, aynı zamanda da insana çok şevk veren bir şey.

Ama “yazılarım çok kişi tarafından okunmuyor” diye şikâyet edenlere şunu söylemek istiyorum. Benim için yazımı bir kişi de okusa bin kişi de okusa fark etmez. Biliyorsunuz ben çoğunlukla dini ve sosyal konularda yazıyorum. İnsanları daha ölmeden uyandırmak, onların Allah’ın varlığının delillerini göstermek istiyorum. İman edip samimi bir kalple Kur’an’a dönmelerini istiyorum. Bunun için de gece gündüz demeden tebliğ yapıyorum ve sürekli anlatıyorum.

Ama bunca emeğime rağmen yazılarımı kimler okuyor, kimlerin kalbinde nasıl etki uyandırıyor, kimlerin kalbinde bir ışık yanıyor hiç bilmiyorum. Yıllardır burada yaptığım tebliğ neticesinde bir kişinin yürekten Allah’a döndüğünü biliyorum, o da bana yeter. Bir kişiyi cehennemden kurtarmanın mutluluğu tarif edilebilir mi? Tek bir kişi için böylesine büyük bir emek verilmez mi? Hayatımızı Allah’a adadık biz, sadece O’nun rızası için yaşıyoruz…

De ki: “Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah’ındır.” (En’am Suresi, 162)

Bir de şu gerçek var. Ben yazdığım bütün yazıları Allah için yazıyorum. Hepsi, yazdığım her satır aslında benim amel defterime tek tek işleniyor. Bazen bir yazımın karşısında 1 kişi okumuş gözüküyor, bazen 1000 kişi! Ne fark eder? Ben sadece bir sayı görüyorum, sanal bir dünyada sadece bir sayı! Beynimde yaratılan bir sayı o kadar! Ama yazıların kimin kalbine nasıl etki ettiğini sadece Allah biliyor. Ve hepsini zaten Allah yaratıyor.

Peygamberlerde kaç kişi iman eder diye tebliğ yapmadılar, var güçleriyle anlattılar, anlattılar, anlattılar. “Sen dilediğini hidayete eriştiremezsin, Biz eriştiririz” diyor Allah. Bende tebliğ yapıyorum ve kalbim müthiş huzurlu bir şekilde gerisini Allah’a bırakıyorum…

Hiç kimse yazdıklarımı okumasa bile, hiç kimse görmese bile editörler görüyor ve okuyorlar değil mi? Bu da çok güzel… Yıllardır yazdığım yazıların onlarda da nasıl bir etki oluşturduğunu da merak etmiyor değilim…

Yazılarımı okuyan Milliyet Blog okuyucularından ve yazarlardan bu yazıma yorum yapmaları dileğiyle…

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Reklamlar

Ahmet Davutoğlu sakın bir kenara çekilmesin…

Ahmet Davutoğlu sakın bir kenara çekilmesin…

Ahmet Davutoğlu sakın bir kenara çekilmesin...

Ahmet Davutoğlu’nun Türkiye’nin 2023 hedefine kilitlenmiş bir lider olması çok önemli.


Ahmet Davutuğlu başbakanlığı bıraktıktan sonra sakın bir kenara çekilmesin. Kendisi çok değerli bir devlet adamı, oldukça da tecrübeli. Herşeyden önce de son derece samimi bir Müslüman. Hem Türkiye’nin, hem de İslam aleminin bulunduğu bu zulüm ortamından kurtulmasını istediği ve bu yönde çabaladığı çok açık.

Ahmet Davutoğlubaşbakanlığı bıraktıktan sonra yurtdışındaki Müslümanları birleştirmek için yurt dışı seyahatlerine başlamalı. Yurt dışında farklı mezhepleri, Şiileri, Sunnileri, Vahabileri, Alevileri, hepsini bir araya toplasın. Yemekli toplantılar yapsın. Ortadoğu’da sürekli kan dökülürken Müslümanlar için en acil yapılması gereken tüm Müslümanların birlik olmasını sağlamak ve Müslümanlar arasında sürekli ayrılık çıkaran münafıklara geçit vermemek.

Sayın Davutoğlu’nun bu Müslümanları tek bir çatı altında birleştirme, aradaki küskünlükleri yok etme, hepimizin kardeş olduğunu aşılama görevi çok önemli ve hayırlı bir görevdir. Türk hükümeti de Sayın Davutoğlu’nu bu çalışmalarında her yönden desteklemelidir. Sayın Davutoğlu’ndan hiç vakit kaybetmeden hem Ortadoğu’da, hem Avrupa’daa cemaatleri birleştirici çalışmalar yapmasını bekliyoruz.

Kaynak: http://abdningoremedigipkk.blogspot.com.tr/, A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Solcu, Komünist ve duayla bu dünyadan giden Çetin Altan…

Solcu, Komünist ve duayla bu dünyadan giden Çetin Altan...

Çetin Altan son sözleriyle inançlı ve samimi olduğunu gösteriyor. Gerçek anlamda iman etmeyen kimse yoktur.


Geçtiğimiz günlerde 88 yaşında hayatını kaybeden yazar Çetin Altan şöyle diyor yazısında;

“Ne demişler, Gelen gideni görmez, İki kapılı handır bu.Yazının bugünkü başlığı son istasyonmuş gibi görünüyor bendenize, ne diyeyim, hayırlısı…Bu gün bendenizin yaş günü, 87 kapıyı çalıyor; mutlaka açtıracak.  Korkuyor muyum, korkmuyor muyum? Ne korkuyorum, ne korkmuyor; sadece kaygılanıyorum, ya dayanılmaz acılar çekersem diye ve becerebildiğim kadar, şimdiden başlıyorum duaya…”

Gerçekten de çok önemli sözler bunlar. Neden mi? Çünkü Komünist olanın da solcu olanın da tek gücün Allah’ta olduğunu aslında bildiğini ve tüm kalbinde hissettiğini çok iyi yansıtıyor.

Gençken insan çok delişmen oluyor, devrimci oluyor, solcu oluyor, darbeci oluyor. Kendisiyle birlikte birçok kişiyi de peşinden sürüklüyor, yazarlara örnek oluyor, toplumda parmakla gösteriliyor. Kalemi çok sivri oluyor, kendine güveni tavan yapıyor. Yıllar geçiyor, yazılan yazılardan dolayı mahkemeler ard arda geliyor, ardından hapishaneler, ardından meclis çatısı altında yaşanan zulümler… Kimse kaleminden dolayı, düşüncelerinden dolayı yargılanmamalı, herkes fikrini özgürce söylemeli tabii ki. Dindar olan da komünist olan da inanan da, inanmayan da…Kimse düşüncelerinden dolayı yargılanmamalı.

Yıllar akıp gidiyor, zaman hızla gelip geçiyor. Dile kolay tam 88 sene nerdeyse göz açıp kapayıncaya kadar gelip geçiyor. Sorsan kendisine, “nasıl geçti bunca sene” diye, “Hiç anlayamadan, adeta kovalarcasına” der herkes gibi. Yıllar geçtikçe o dik duran baş yavaş yavaş eğiliyor, acizlikler baş gösteriyor, Çetin Altan’ın da dediği gibi “gözler görmemeye başlıyor, beden yaşlanıyor”. İnsan her geçen gün acizliğini daha da iyi fark ettikçe, ölüme yaklaştıkça Allah’ın sonsuz gücünü daha da iyi hissetmeye başlıyor. Çünkü o büyük gün çok yakın, belki yarın, belki yarından da yakın. Ölüp de Allah’ın huzurunda duracak ya her insan. İster komünist olsun, ister dindar, ister Müslüman olsun, ister Hıristiyan hiç fark etmez. Herkes bir kul olarak Allah’ın huzurunda yapayalnız durucak, bundan kaçış yok. İşte bu gerçek çok net bir şekilde dimdik insanın karşısına dikiliyor.

Ondan yazısının sonunu “sadece kaygılanıyorum, ya dayanılmaz acılar çekersem diye ve becerebildiğim kadar, şimdiden başlıyorum duaya…” diye bitiriyor Çetin Altan. Aslında herkesin  inançlı olduğunu gösteriyor insanlara. Bu dünyaya gözlerini açan hiçbir insan aslında gerçek anlamda inançsız değildir, en ufak bir sıkıntı gelse başına “Allah’ım yardım et” diye Allah’a sığınır.

Burada çok önemli bir noktaya da değinmekte fayda var. Bu dünyada ömrü bitip ahirete giden kimsenin arkasından “o insan inançsızdı, yok inançlıydı, samimiyetsizdi, samimiydi, bu cennetliktir, bu cehennemliktir” diyemez kimse. Hem de hiçkimse için. Bu tarz terbiyesizce, dinimize aykırı söylemleri Levent Kırca için de, Zeki Alasya için de, Çetin Altan için de söyleyenler kendilerine gelmeliler. Kimin dindar kimin dinsiz olduğunu yalnızca Allah bilir, hükmü yalnızca Allah verir. Gözümüzün önünde çok dindar gözüküp, sabah akşam namaz kılan, fakat samimiyetsiz olan, yobaz olan, sevgisiz olan bir insan cehenneme gidebilir. Ama toplumun karşısında dindar gözükmeyen bir insan aslında son derece samimi dindar olabilir ve cennete gidebilir. Kimse kimsenin sonunu bilemez, yalnızca Allah bilir.

Son olarak şunu da eklemek istiyorum. Şöyle diyor ya Çetin Altan yine son yazısında: “Hayal ettiğim ülke bu değildi, biz torunlarımıza istediğimiz ülkeyi bırakamıyoruz.  Ama siz uğraşırsanız, mücadeleden vazgeçmezseniz, dünyadan ayrılırken “torunlarımıza istediğimiz ülkeyi bırakıyoruz” deme mutluluğunu siz tadabilirsiniz. Amacınıza ulaşamazsanız da, bu amacı gelecek kuşaklara devretseniz de, kozmosla son hesaplaşmanızda, “daha iyi bir dünya için biz de fena mücadele etmedik” diyebilirsiniz. Bu da az şey değildir. Buruk da olsa, yorgun gözlerinizde bir tebessüm yaratır. O tebessümlerin çoğalması da elbet bir gün kurtarır bu ülkeyi.”

Çetin Altan’a, onu sevenlere, tüm solculara, Komünistlere, dindarlara şu müjdeyi vermek istiyorum. Çetin Altan hiç merak etmesin, torunlarını çok güzel günler bekliyor. Öyle bir döneme gireceğiz ki yobazlık tamamen bitecek, hurafeler kalkacak. İnsanlar yavaş yavaş tertemiz dinimize, Kuran’a dönecekler. Ülkemizde sağcı, solcu ayrımı kalmayacak, ötekileştirme olmayacak, iki uç nokta olmayacak. İnsanlar sevgiyle, şefkatle, merhametle birbirlerine kenetlenecek. Çünkü her zaman anlattığım gibi ahir zamandayız, Mehdiyet devrindeyiz. Nasıl insanların kısacık bir ömrü varsa dünyanın da bir ömrü var, ve bu ömrün de sonuna gelmiş durumdayız. Ama dünyanın ölümünden önce apaydınlık bir Altınçağ dönemi var. Şimdi biz çok yakında o muhteşem döneme gireceğiz. Güzel günler çok yakın, bunu hep birlikte göreceğiz. Bunun için samimiyetle çabalayan güzel yürekli insanlar var bu dünyada ve onların gülümsemeleri her yeri aydınlatıyor şu anda…

Kalemi güçlü olan Çetin Altan…. Yazılarıyla kitleleri etkileyen Çetin Altan… Kültürüyle, nüktedanlığıyla, anlatım zenginliği ile insanları kendine hayran bırakan Çetin Altan. Tüm kalemlerden kelimeleri ilhamla akıtan Allah’tır. Tıpkı bizim kalemlerimizden akıttığı gibi. Yine yazıların diğer kalplere etki etmesini sağlayan da Allah’tır, kul yalnızca bir vesiledir. İnsan Allah’ın huzurunda durduğunda tüm gücün ve kuvvetin Allah’a ait olduğunu anlayacaktır. Kul insanların şuurunu açıyorsa, onları yazılarıyla imana, Kuran’a çekiyorsa, sevgiye çağırıyorsa, birliğe çağırıyorsa, kerdeşliğe çağırıyorsa ve samimiyetle Allah’ı seviyorsa ne mutlu ona, yolun sonu işte o zaman güzel demektir, apaydınlık demektir…

Çetin Altan’a Allah’tan rahmet diliyorum, “Allah mekanını cennet eylesin” diyorum. “Ve geride kalanlara değerli yazarlarımıza, değerli sanatçılarımıza henüz hayattayken sahip çıkalım, hak ettikleri sevgiyi, saygıyı, ilgiyi gösterelim” diyorum. Çünkü böyle insanlar (Levent Kırca, Çetin Altan, Müslüm Baba ve Zeki Alasya gibi) kolay kolay gelmiyor, özel olarak yaratıldıkları çok net bir şekilde anlaşılıyor…

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Selahattin Demirtaş HDP’li belediyelerin nasıl PKK’ya gizlice yardım ettiğini açıklasın!

Selahattin Demirtaş HDP’li belediyelerin nasıl PKK’ya gizlice yardım ettiğini açıklasın!

HDP’li belediyeler her gün askerlerimizi şehit eden PKK’ya çalışıyor!


Selahattin Demirtaş demokrasiden, Kürt kardeşlerimizin haklarından, çözüm sürecinin devamının öneminden, mutlakaÖcalan’la masaya oturulması gerektiğinden bahsedip duruyor ya, bunlar ön planda görünenler ve meydanlarda halka konuşulanlar. Arka planda yaşananlar ise bambaşka. Arka planda çözüm süreci adı altında PKK “silah bırakacağız diye masal anlatırken” HDP’li belediyeler her türlü imkanını PKK’nın önüne seriyor.

Güneydoğu’da belediyelerin HDP’nin eline geçmesinin ne kadar tehlikeli olacağı çok açıkça ortadayken Güneydoğu adeta bunlara teslim edildi.Çözüm süreci altında insanlar uyutulurken PKK, HDP’nin iş makinalarıyla her yere mayın döşedi, yolların çevresine hendekler kazdı. Böylece kendi çapında girilemeyen bölgeler oluşturdu. Şimdi PKK’nın HDP’li Belediyeleri kullanarak yaptığı eylemlerden örnekler verelim. Bu haberleri hiçbir yerde duymuyor Türk milleti, televizyonlarda göremiyor, çünkü halkımızdan gizleniyor:

Bakın HDP’li belediyeler PKK’ya nasıl yardım ediyor:

1.      24 Mart 2015, HDP’li Suruç Belediyesi’ne ait minübüsle Kobani’ye silah ve terörist taşındığı ortaya çıktı.

2.      25 Temmuz 2015, HDP Milletvekili Faysal Sarıyıldız  PKK’ya silah teslim ederken yakalandı.

3.      19 Ağustos 2015, Mayınların döşendiği kuyuların HDP’li belediye iş makineleriyle kazıldığı belirlendi.

4.      22 Ağustos 2015, HDP’li Van Büyükşehir Belediyesi’ne ait kamyonda 100 kilo patlayıcı ortaya çıktı.

5.      05 Eylül 2015, PKK’lılar Bitlis’in HDP’li Hizan Belediyesi’ne ait iş makinalarıyla hendek kazdı.

6.      07 Eylül 2015, PKK’ya gıda götüren araçtan HDP Kars milletvekili Şafak Özenli çıktı.

7.      09 Eylül 2015, Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde HDP’li belediyeye ait iş makinaları hendek kazarken yakalandı.

8.      10 Eylül 2015, HDP’li belediyeye ait iş makinası kullanan sözde PKK sorumlusu Barış Tekçe iş makinasının içinde gazetecilere poz verdi.

9.      13 Ekim 2015, Van’ın HDP’li Çaldıran İlçe belediyesi’nde görevli zabıtanın bulunduğu araçtan cephanelik çıktı.

Selahattin Demirtaş HDP’li belediyelerin nasıl PKK’ya silah yardımı yaptığını, nasıl belediye araçlarından cephanelik çıktığını, nasıl belediyelerin iş makinalarının PKK’ya hizmet ettiğini açıklasın. Çözüm süreci adı altında Türk milletinin uyutulamayacağı ortadadır. Ortada çözüm süreci diye bir konu yoktur, PKK’nın ülkemizden kovulma hedefi vardır. Selahattin Demirtaş ve tüm HDP ekibi bu gerçeği bir yere yazsınlar, Türkiye’yi asla bölemeyecekler ve Kürt kardeşlerimizi bizden ayıramayacaklar.

Kaynak: Yukarıdaki bilgilerin hepsi A Haber’de yayınlanmıştır.

Karayılan “büyük metropollerde bombalar patlatacağız” dememiş miydi?

 

Karayılan “büyük metropollerde bombalar patlatacağız” dememiş miydi?

Türkiye’de acil seferberlik ilan edilip, Kandil yerle bir edilmeli, PKK’nın şımarmasına müsade edilmemelidir.


Geçtiğimiz günlerde hatırlarsanız terör örgütün PKK‘nın Beytüşşebap’taki iki saldırısında 2 asker şehit düşmüştü. Operasyonda 34 PKK’lının öldürüldüğü açıklanmıştı. Karayılan, Beytüşşebap’ta, terör örgütünün ağır darbe yediği saldırıyla ilgili, ‘acemilikten kaynaklandı’ demiş ve ardından da şöyle tehdid savurmuştu: “Ha yarın onlar şehirlerde daha fazla katliama yönelirlerse o zaman Ölümsüzler Taburu da metropollerde harekete geçer.

10 Ekim’de Ankara’da düzenlenen barış mitinginde tam 97 vatandaşımız şehit düştü. Bu saldırı da tıpkı diğer saldırılarda olduğu gibi beceriksizce İşid’in üzerine yıkılmaya çalışıldı. Böylece yine hedef şaşırtılacak Türkiye güya PKK’yı bırakıp İşid ile savaşma kararı alacaktı. Yine beceriksizce terör olayını İşid’e yıkmak için topluluğu arasında sakallı, cübbeli, takkeli birilerini gördüklerini söylediler. (Bu da her zaman yaptıkları taktiktir, yıllardır hiç değişmez.) Ama Türk milleti hem zekidir, hem akıllıdır, kolay kolay kandıramazsınız. Dolayısıyla boşa çabalar bunlar. Defalarca söylediğimiz gibi Işid’in Türkiye ile bir işi yok. Dolayısıyla Türkiye’nin de İşid ile işi yok. Bu saldırı kime yarayacak önce ona bakmak lazım.

Bu saldırının her yönden PKK’ya yarayacağı çok açıkça görülüyor. PKK hem bu saldırılarla hükümeti başarısız gösteriyor, hem kendi safhına çektiği gençleri barış yerine savaşa teşvik ediyor.Karayılan birkaç gün önce zaten “büyük metropollerde olay çıkarırız” diye gereken mesaj veriyor. Saldırıdan üç gün önce de her ne hikmetse KCK seçimler nedeniyle eylemlere ara vereceklerini ve tek taraflı ateşkes ilan ettiklerini açıklıyor! Yine maksat hedef şaşırtmak, orada bulunan HDP’lileri ve CHP’lileri mağdur göstermek, terörü İşid’in üzerine yıkmak!

Sonuç olarak PKK bilsin ki Türk milletini asla ama asla yıldıramazlar. Siz Ankara’daki barış mitinginde 97 vatandaşımızı şehit ettiniz, biz diyoruz ki 77 milyon şehit düşmeye hazırız! Hodri meydan! Kalleş PKK hiçbir zaman vatanımızı, topraklarımızı bölemeyecektir. Bu kanlı saldırıları yapanlar batılı derin devletlerle işbirliği içinde olan PKK’dır. Batılı derin devletler yıllardır planladıkları Türkiye’yi bölme hedeflerini bir türlü gerçekleştiremediler, bu yüzden de kudurmuş durumdalar. Silah yardımı ile yıllardır kalleş PKK’yı sürekli destekliyorlar.

Başta Almanya, İngiltere ve Amerikan derin devletleri PKK’yı en gelişmiş silahlarla desteklerken bu terör saldırılarından sonra kınayan açıklamalar yapmaları sadece kendilerini gülünç duruma düşürüyor. Hükümetle birlikte 77 milyon vatandaşımız bu terör saldırılarının bizi hiçbir şekilde yıldırmayacağını PKK’ya göstereceğiz. PKK bizim yılmadığımızı, hiçbir şekilde etkilenmediğimizi gördüğünde kendi yılacaktır. Bizi hiçbir terör saldırısının durduramayacağını anlayacaktır. Şimdi önemli olan PKK’yı her şeyden önce ülkemizden kovmak ve Kandil’i dümdüz etmektir. Kandil’in nasıl dümdüz edileceğini buradan seyredebilirsiniz:

https://www.youtube.com/watch?v=tpJPmz2eCU8&feature=youtu.be

Kahpece, kalleşçe, arkadan vurarak savaşan PKK istiyorsa şu sözlerimizi bir yere yazsın: “Türkiye asla ama asla bölünmeyecektir. Tarihe bakarsanız bu şanlı toprakları her ne pahasına olursa olsun böldürmediğimizi göreceksiniz. Çanakkale’de neyse, Kurtuluş Savaşı’nda neyse bugün de değişen hiçbir şey yok! Güneydoğu bizimdir, asla Komünist Kürdistan’a devlet olarak teslim edilmeyecektir!”

Kaynak: http://komunistkudristantehlikesi.blogspot.com/

Kaynak: http://komunizmingercektarihii.blogspot.com/

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

TRT’de evrim ve hurafeler değil, Kuran’la bize bildirilen din anlatılsın!

TRT’de evrim ve hurafeler değil, Kuran’la bize bildirilen din anlatılsın!

TRT’de evrim ve hurafeler değil, Kuran’la bize bildirilen din anlatılsın!

21. yüzyılda TRT’de evrim propogandası yapılması ve hurafeler çok gülünç.


Açıyoruz devletin kanalı TRT’yi, bangır bangır evrim propagandasıyapılıyor. Halka nasıl maymundan geldiklerini, yaratılışın değil, evrimin geçerli olduğunu, Darwin’in safsatalarını anlatıyorlar. Tam 400 milyon fosil evrimi yalanlıyor, acaba TRT yetkililerin bu gerçekten haberleri var mı? Yoksa çağın, bilimin gerisinde mi kaldılar? Hala ısrarla bu köhne teoriyi savunuyorlar. Milyonlarca fosil “biz evrim geçirmedik, yaratıldık” diyor. Tek bir ara geçiş fosili yok, birbirine dönüşen hayvan fosilleri yok. Bir canlı milyonlarca yıl önce nasılsa şimdi de aynı! En ufak bir değişiklik yok!

Kuran’a göre de evrimle yaratılış asla söz konusu değildir. Canlılar tek bir anda Allah tarafından yaratılmışlardır. Aşama aşama, tesadüflerle, evrimle meydana gelmemişlerdir.

Halkı gerek bilimsel gerekse dini konularda en doğru kaynaklarla bilgilendirmekle yükümlü kamu kuruluşu TRT, hiçbir bilimsel delili olmayan evrimi yayınlarken, Kuran’da olmayan hükümlerle kadınlar hakkında İslam dışı fetvaları da yayınlayarak insanları şaşırtıyor.

Ayrıca son zamanlarda TRT ekranlarında şahit olduğumuz konulardan biride Kuran dışı kaynaklarla fetvaların verilmesi. Bunlara birkaç örnek verecek olursak;

– Kadınlar, eşlerine kendisini dövme hakkı verilmesinden dolayı sabaha kadar şükretmeliler(!)
– Hamile kadınlar sokağa çıkmamalı
– Çocuk yaşta evliliğin caiz olması

Görüldüğü üzere burada değindiğim 3 örnek dahi tüyler ürpertici nitelikte. Bu fikirlerin Kuran’dan hiçbir dayanağı yoktur. Allah sonsuz akıl ve merhamet sahibidir. Bu tarz akıl ve vicdan dışı söz ve uygulamalar ancak ve ancak hurafe kaynaklarının birer öğretisidir.

Kuran’da asla çocuk evliliğine izin verilmemektedir. Allah, delilsiz konuşulmasını, asılsız iddia ileri sürülmesini yasaklamıştır. Kadınlar hakkında fetvayı sadece Kendisinin vereceğini yine bize Kuran’da bildirmiştir. İslam dini Kuran’dan öğrenilir ve din adına hükmü Kuran verir, uydurma hadisler ve hurafeler değil. Kuran’da kadın övülürken ve tüm hakları korunurken TRT’nin bu şekilde yayın yapması 21. Yüzyılda yaşadığımız çok büyük bir gaflettir. TRT biran önce ısrarla yaptığı evrim propagandasından ve halkın kafasını hurafelerle doldurmaktan vazgeçmelidir.

Kaynak: http://fosillerevriminasilyalanlar3.blogspot.com.tr/

Tüm yazılarım: http://erkanarkutyaziyor.wordpress.co

Video sayfam: http://video.mynet.com/erkanarkut/videolari/list

Ders kitaplarında evrim teorisi bilimsel gerçek olarak okutuluyor

Ders kitaplarında evrim teorisi bilimsel gerçek olarak okutuluyor

Evrim teorisinin bilimsel açmazları okullarda anlatılmalı.


Şu anda Biyoloji dersi 12. Sınıf öğretim programında şu ifadeler geçiyor:

1.3. Canlıların embriyolojik, biyokimyasal, anatomik ve genetik yapılarındaki benzerlik ve farklılıkların evrimin açıklanmasına katkılarına örnekler verir.

1.5. Doğada meydan agelebilecek iklimsel değişikliklerden hareketle, zaman içindeki evrim sürecinin ve yaşamın nasıl etkilenebileceğini tartışır.

Açıkça görüldüğü gibi şu anda okullarda evrim teorisi bilimsel bir gerçek gibi öğrencilere sunuluyor. Ders kitaplarının MEB Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı tarafından yayımlanan öğretim programlarındaki kazanımlara göre hazırlandığını düşünürsek, bu türden objektif olmayan ifadelerin ne tür sonuçlar doğuracağını tahmin etmek güç olmaz.

Bu kazanımlara göre hazırlanan kitaplar her yıl yüz binlerce öğrenciye dağıtılıyor. Kitaplarda yer alan bilim dışı ifadeleri (Fosiller evrimin en güçlü kanıtlarıdır gibi..) ezberlemek zorunda kalan öğrenciler bir de bu yanlış bilgilerden sınava tabi tutuluyorlar ve ders kitaplarına göre cevap vermek zorunda bırakılıyorlar. Devlet bu sistemle evrim teorisini hayatın kökenine dair tek bilimsel açıklama olarak gören nesiller yetiştirmiş oluyor. Daha sonra güçlü olanın hayatta kaldığı, zayıfların elimine edilmesinin doğanın bir kanunu olduğu, doğanın diyalektik süreçlerle ilerlediği fikirlerini benimseyen kişiler kolaylıkla faşist ve komünist akımlara yönlenebiliyorlar. Bu açıdan bakıldığında PKK gibi terör örgütlerinin çıkardıkları ideolojik yayınlarla MEB biyoloji/sosyoloji ders kitapları arasında bilimsel olmayan görüşlere dayalı büyük bir uyum olduğu görülebilir. Bu tür yanlı bilgilerin MEB tarafından verilmesinin bir diğer tehlikeli sonucu da bilginin devlet kaynaklı olmasından dolayı sorgulanmamasıdır. Yani “yanlış olsa devlet öğretmez” düşüncesidir.

Her zaman söylüyorum, evrim teorisi ders kitaplarında çok detaylı bir şekilde anlatılmalı ancak tüm savları açmazlarıyla birlikte sunulmalıdır. Ders kitapları herhangi bir fikrin propaganda aracına dönüşmemelidir. Bu sebeple önce öğretim programındaki kazanım cümleleri değiştirilmeli ve ders kitapları öğrencilerin hem evrim teorisinin savlarını öğrenebileceği hem de bu savlara cevap verebileceği şekilde düzenlenmelidir. Bilim dışı ifadeler ders kitaplarından bir an önce çıkarılmalıdır. Tam 600 milyon hiç değişmeyen fosilin aslında evrim teorisinin hiç yaşanmadığını ispat ettiği gerçeği öğrencilere açıklanmalıdır.

Bildiğiniz gibi tüm dünyada okullarda, üniversitelerde evrim teorisi bilimsel bir gerçek gibi öğrencilere okutuluyor. Sınavlarda da evrim ile ilgili sorular sorulup öğrencilerden cevap vermeleri bekleniyor. Öğrencilerde artık soruları cevaplarken “Biz evrim teorisine inanmıyoruz, ama sınavı geçebilmek için cevap veriyoruz” diye yazıyorlarmış. Bu güzel bir gelişme. Öğrencilere evrim teorisi dayatılmamalı, bu teorinin açıkları da anlatılmalı. Her şeyden önemlisi milyonlarca yıldır hiç değişmeyen fosillerin canlıların birbirine dönüşmediğini ispatladığı öğretilmeli.

Kaynak: http://evrimifosillernasilyalanlar.blogspot.com.tr/

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Video sayfam: http://video.mynet.com/erkanarkut/videolari/liste