Küçücük bir sivrisineğin vücudunda nasıl bu kadar mucize yaratılır?

Küçücük bir sivrisineğin vücudunda nasıl bu kadar mucize yaratılır?

Allah Kuran’da tüm putlar bir araya gelse bir sinek bile yaratamayacaklarını söylüyor.


Az sonra anlatacaklarımdan küçük bir canlı gibi gözüken sivrisineğin, ne kadar büyük bir yaratılış delili olduğunu bir kez daha göreceksiniz! Sanıldığının aksine, sivrisineklerkanla beslenmezler. Gıdalarını bitki özlerini yiyerek temin ederler. Erkek sivrisinekler ise yaşamları boyunca hiç kan emmezler. Sadece dişi sivrisinekler, yumurtlama dönemindeyumurtaların protein ihtiyacını karşılamak için kan emerler.

Sivrisineğin başının üst yanından iki anten çıkar. Bu antenler duyu hücrelerince zengin, çok hassas algılayıcılardır. Dişi sivrisineklerde, antenlerin arasında, kan emmek için kullandığı emme tüpü ya da diğer adıyla hortumu bulunur. Bu hortum basit yapıda bir hortum değildir. Çok özel bir kesme ve vakumlama mekanizmasının kılıfıdır. Sivrisinek ısırdığında bu kılıf geriye doğru esner ve kesici mekanizma devreye girer.Bu mekanizma 6 parçadan oluşur. Bunlardan 4 tanesi kesici bıçaktır ve bu bıçaklar oldukça son derece keskindirler.

Diğer iki parça ise birleşerek içi boş bir boru meydana getirir. Sivrisinek bu boruyu kestiği dokunun içine sokar ve kanı emer.  Sivrisineğin iğnesinin en önemli özelliği belirli bir derinlikte eğilebilmesidir. Bu muhteşem özelliği sayesinde iğne deri altında kolaylıkla hareket eder. Böylece sivrisinek iğnesini damarca en zengin bölgeye ulaştırır.

Peki üzerimizde bir canlı bu işlemleri yaparken biz niye hiç hissetmeyiz? Çünkü sivrisinek mucizevi bir yolla onu farketmemizi önler. Lokal anestezi yapar. Evet yanlış duymadınız. Lokal anestezi yapar. Nasıl mı?

Sivrisinek bir insanı ısırdığı anda, insan vücudunda savunma sistemi devreye girer ve o bölgede kanı durdurmak için gerekli bir enzim salgılanmaya başlar.   Bu enzim aynı zamanda kanın pıhtılaşmasını sağlar. Kanda pıhtılaşmanın başlarsa bu durum sivrisineğin kan emişini imkansız hale getirecektir. Ama sivrisinek önlemini almıştır! Küçücük bir canlı olmasına rağmen insan vücudundaki sistemleri biliyormuşcasına hareket eder ve bıçaklardan birinden yaranın içine bir sıvı enjekte eder.Bu sıvı dokuları uyuşturur ve kanın pıhtılaşmasını engeller.  Sivrisineğin ısırdığı bölgenin daha sonra kaşıntı yapması ve şişmesinin nedeni bu sıvıdır.

Bütün bu anlatılanlar saniyelerle ifade edilebilecek bir zaman diliminde olup biterken, insan kendisini bir sivrisineğin soktuğunun farkına bile varmaz. Şimdi dikkat edin!

Kanın pıhtılaşma gibi bir özelliği olduğunu sivrisinek nereden bilmektedir?
Ameliyat öncesinde lokal anestezi yapmak insanın tıp bilimi yardımıyla geliştirdiği bir tekniktir. Peki sivrisinek bu ilme nasıl sahip olmuştur?  Bu sıvıların laboratuar şartlarında bile sentezlenmesi son derece güçken, sivrisinek bu sıvıya doğuştan nasıl sahip olmuştur?
1 cm’lik bir canlının, milimetrenin 10’da biri çapındaki borusunun içinde oldukça üstün bir mekanizmanın yerleştirilmiştir. Üstelik şimdiye kadar var olan ve şu anda yaşamaya devam eden trilyonlarca sivrisinekte bu sistemlerin ve bilgilerin var olması nasıl açıklanabilir?
Kuşkusuz cevap ortadadır. Sivrisinekleri, hem insan bedeninin yapısını hem de sivrisineğin anatomisini en ince ayrıntısına kadar bilen ve bunlara hakim olan Allah yaratmıştır.   Düşünen insanlar için tüm canlılar Allah’ın apaçık varlığının delilleriyle doludur. Allah Kuran’da sivrisineğe şöyle dikkat çeker:

Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah’ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için bir araya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de. Onlar, Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir. (Hac Suresi, 73-74)

Reklamlar

Bir müren balığı böyle sevgi gösterebilir mi? Video

Bir müren balığı böyle sevgi gösterebilir mi? Video

Müren balığı dakikalarca kendisini sevdiriyor!


Facebookda geçtiğimiz gün bir video ile karşılaştım. Bir müren balığı kendisine yaklaşan bir insana dakikalarca sevgigösteriyor! Aşağıdaki linkten seyredebilirsiniz:

http://on.fb.me/1oKEYzG

Bu kadar vahşi hayvanların aile içinde birbirlerini tanımaları, birbirlerine sevgi göstermeleri, birbirlerini koruyup kollamaları tesadüflerle ve evrim teorisiyle açıklanamaz.

Hiçbir gücü ve bilinci olmayan varlıkların diğer varlıklara şuur, zeka, bilgi, yetenek, manevi kavramlar türünden özellikler kazandırmaları, akıl ve mantık kuralları açısından, elbette ki mümkün değildir.

Gerçek çok açıktır ve gözler önündedir: Bu canlılara şefkatli, merhametli ve fedakar davranışları yaptıran, Kendisi sonsuz merhametli ve şefkatli olan, tüm canlıların Yaratıcısı ve koruyucusu, Rahman ve Rahim olan Allah’tır.

Allah sizi topraktan yarattı, sonra bir damla sudan. Sonra da sizi çift çift kıldı. O’nun bilgisi olmaksızın, hiç bir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür sürene, ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması da mutlaka bir kitapta (yazılı)dır. Gerçekten bu, Allah’a göre kolaydır.(Fatır Suresi, 11)

Kaynak: http://evrimcilerneleridusunemez.blogspot.com.tr/

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Twitter: https://twitter.com/erkanarkut

“Kuran Müslümanlığı sapıklığı çıktı” diyen Fethullah Gülen’e cevap!

“Kuran Müslümanlığı sapıklığı çıktı” diyen Fethullah Gülen’e cevap!

“Kuran Müslümanlığı sapıklığı çıktı” diyen Fethullah Gülen’e cevap!

Bakın Fethullah Gülen yaptığı bir konuşmasında neler söylüyor:

“Kuran Müslümanlığı diye bir sapıklık çıktı.  Usulü din uleması (Kuran demiyor burda) hadisin Kuran’a ihtiyacından daha fazla Kuran’ın hadise ihtiyacı vardır.” Bu linkten Fethullah Gülen’in bu konuşmasını dinleyebilirsiniz:

http://www.youtube.com/watch?v=jWMRzzh0Jlw

Yani Fethullah Gülen konuşmasında açıkça“hadis olmadan Kuran’ın bir anlamı yok”diyor. Ayrıca “Kuran yeterlidir diyen sapıktır”diyor! Peki ama peygamberimiz ve sahabe döneminde herkes Kuran yeterlidir diyordu. O zaman bu ifade nereye gidiyor? Peygamberimizin döneminde hadis yoktu, herkes Kuran’a uyuyordu. Mesela sahabeler Müslüman oluyorlardı, yanına Kuran’ı alıp tebliğ yapmaya gidiyordu. Kimse hadiste ne diyor diye hadis arayışına girmiyordu.

Fethullah Gülen böyle söylerken, Allah ise tüm müminlere “ahirette sadece Kuran’dan sorulacaksınız”demiyor mu? Biz ahirete gittiğimizde Rabbimize diyeceğiz ki “Rabbim biz sadece Kuran’a uyduk.” Ama bu Fethullah Gülen’e göre bu sapıklık olmuş oluyor.

Oysa Allah ayetinde peygamberimizin vahiy dışında konuşmadığını önemle bildiriyor. Peygamberimizin vahiyle söylediği tüm sözler ayet olarak Kuran’la bize bildirilir. Allah ayetinde peygamberimiz bazı sözleri uydurmuş olsaydı onun can damarını keserdik diyor:

Bir kahinin de sözü değildir. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz? Alemlerin Rabbinden bir indirilmedir. Eğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı. Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik. Sonra onun can damarını elbette keserdik. (Hakka Suresi, 42- 46)

Dolayısıyla peygamberimizin Kuran’a hüküm ekleme yetkisi yoktur, oradaki ayetleri değiştirme yetkisi yoktur. Hadislerle Kuran’ın desteklenmeye ihtiyacı yoktur. Peygamberimiz de Kuran’a uymakla mükelleftir. Allah peygamberimizin vahiyle konuştuğunu, kendi isteğine göre konuşmadığını şöyle bildiriyor:

O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz. O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir. (Necm Suresi, 3-4)

Bu açıklamasıyla Fethullah Gülen Kuran’ın yeterli olduğuna dair indirilen ayetleri de toptan inkar etmiş oluyor:

Allah’tan başka bir hakem mi arayayım? Oysa O, size kitabı açıklanmış olarak indirmiştir. Kendilerine kitap verdiklerimiz, bunun gerçekten Rabbinden hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedirler. Şu halde, sakın kuşkuya kapılanlardan olma. (En’am Suresi, 114)

Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda, Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki: “Bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir.” De ki: “Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım.” (Yunus Suresi, 15)

Kendilerine okunmakta olan Kitab’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz, bunda iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt (zikir) vardır. (Ankebut Suresi, 51)

…Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır. (En’am Suresi, 38)

Biz Kitab’ı sana, herşeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik. (Nahl Suresi, 89)

Yukarıda yazdığım ayetler Kuran’ın yeterli olduğuna dair vahyedilen ayetlerin yalnızca bir kısmı, daha çok fazla ayet var. Dolayısıyla tüm müminler sadece Kuran’a uymakla yükümlüler. Sonuç olarak Kuran’ın hadise hiçbir şekilde ihtiyacı yoktur. Ayrıca 4 mezhebin ortaya sürdüğü hadislerin hiçbiri birbirini tutmaz. Birisi bir konuda helal derken, diğeri haram der. Böylece birçok Müslüman hak yoldan sapar, Kuran’a göre helal olan bir şeyi haram zanneder. Oysa Kuran son derece açık bir kitaptır, hadisle açıklanmaya ya da ekleme yapmaya hiçbir şekilde ihtiyacı yoktur.

Umarım Fethullah Gülen hocada yaptığı bu yanlışı anlar ve biran önce bu tür izahlardan vazgeçer. Müslüman’ın görevi diğer Müslüman’ları daima tek doğru olan Kuran’a yönlendirmektir. Allah “Kuran yeterlidir” diyorsa yeterlidir. Kuran’ uymayıp birçok hurafeye uyan ve bunu da şart koşanlar ahirette bu yaptıklarının hesabını mutlaka vereceklerdir:

“Ve şüphesiz o (Kuran), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir.Siz (ondan) sorulacaksınız” (Zuhruf Suresi, 44)

Bir Kuran mucizesi: Dişi bal arısı

Bir Kuran mucizesi: Dişi bal arısı

Bir Kuran mucizesi: Dişi bal arısı

Arılar Allah’ın yarattığı muhteşem canlılardan biri.


Kuran’ın her ayeti hikmetle dolu, iman eden insanların imanlarına iman katıyor. Bilimle, iman hakikatleriyle, Kuran mucizeleriyle eğitmek gerekiyor. Böylece gençler Kuran mucizelerini bilecek, iman hakikatlerini bilecek, Allah’a aşık olacak, Allah’a teslim olacak; o zaman hayatın bir anlamı olur. Bugün sizlere Kuran’da adı geçen bir canlı olan dişi bal arısından bahsetmek istiyorum:

Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. – Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır. (Nahl Suresi, 68-69)

Her arının çok fazla görevinin olduğu arı kolonilerindeki tek istisna erkek arılardır. Erkek arılar ne kovanın savunmasına, ne temizliğine, ne besin toplamaya, ne de petek veya bal yapımına bir katkıda bulunurlar. Erkek arıların kovan içindeki tek fonksiyonları kraliçe arıyı döllemektir.Çiftleşme organları dışında diğer arılarda bulunan özelliklerin hemen hemen hiçbirine sahip olmadıkları için erkek arıların kraliçe arıyı döllemekten başka bir iş yapmaları da mümkün değildir.

Koloninin tüm yükü üzerinde bulunan işçi arıların ise, kraliçe arılar gibi dişi olmalarına rağmen yumurtalıkları gelişmemiştir, yani kısırdırlar. Kovanın temizliği, arı larvalarının ve yavrularının bakımı, kraliçe arı ve erkek arıların beslenmesi, bal yapılması, peteklerin inşası ve onarım işleri, kovanın havalandırılması, kovanın güvenliği, nektar (bal özü), polen (çiçek tozu), su, reçine gibi malzemelerin toplanması ve bunların kovanda depolanması gibi görevleri vardır.

Arapçada iki çeşit fiil kullanımı vardır ve fiillerin bu kullanımlarından, öznenin erkek mi yoksa dişi mi olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim yukarıdaki ayetlerde arı için kullanılan fiiller (altı çizili olan kelimeler), fiilin dişi için olan şekliyle kullanılmıştır. Böylece Kuran’da bal yapımında çalışan arıların dişi olduğuna işaret edilmektedir.

Unutulmamalıdır ki arılarla ilgili bu gerçeğin bundan 1400 sene önce bilinmesi mümkün değildir. Ama Allah bu gerçeğe dikkat çekerek Kuran’ın bir mucizesini daha bize göstermiştir.

Kaynak: http://2kuranmucizeleri.blogspot.com.tr/

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Video sayfam: http://video.mynet.com/erkanarkut/videolari/liste

 

Ağustos böceklerinin büyük sırrı- Seyredin

agustos-bocegi-resimleri-1

Her bir hayvanın hayatındaki incelediğimizde muazzam detaylarla karşılaşıyoruz.


Geçen gün seyrettiğim son derece ilginç bu videoyu sizlerle paylaşabilmek için video sayfama ekledim. Kuzey Amerika’nın doğu sahilinde yaşayan milyarlarca ağustos böceği larvaları toprağın altında tam 17 yıl kaldıktan sonra yeryüzüne çıkıyorlar! Ağaçlara tırmanırken kısa sürede dönüşümlerini tamamlayan bu canlılar, dikkatsiz ve savunmasız oldukları için doğadaki kaplumbağa, kuş, sincap gibi bazı hayvanlara kendilerini adeta gümüş tepside sunarcasına yem ediyorlar. Ziyafet çeken avcı hayvanlar tıka basa doyduktan sonra geri çekiliyorlar. Böylece hayatta kalmayı başaran şanslıağustos böcekleri çiftleşip yumurtalarını bıraktıktan birkaç gün sonra yaşamını yitiriyorlar ve orman yeniden sessizliğe bürünüyor. Videoyu bu linkten seyredebilirsiniz:

http://video.mynet.com/erkanarkut/Agustos-Boceklerinin-buyuk-sirri/1140288

İnsan buradaki detayları düşünmeden edemiyor. Neden ağustos böcekleri toprağın altında tam 17 yıl beklesin? Neden milyarlarcası çıkıp diğer hayvanlara ziyafet çeksin? Neden çiftleşip yumurtalarını bıraktıktan kısa bir süre sonra ölsünler? Tabii ki bunların hepsinin bir anlamı var. Doğa müthiş bir düzen ile üstün bir akılla Allah tarafından yaratılmış. Bazı detaylarda tabii ki sınırlı insan aklının kapasitesini zorluyor. Bilim adamları detayları inceledikçe ve keşfettikçe her detayın arkasında çok büyük bir akıl olduğunu görüyorlar ve bütün bunların aslaevrimle ve tesadüfler sonucunda gerçekleşemeyeceğini bakın nasıl itiraf ediyorlar:

Bir bilim adamı olarak aldığım eğitim boyunca, bilimin herhangi bir bilinçli yaratılış kavramı ile uyuşamayacağına dair çok güçlü bir beyin yıkamaya tabi tutuldum. Bu kavrama karşı şiddetle tavır alınması gerekiyordu… Ama şu anda, Allah’a inanmayı gerektiren açıklamaya karşı olarak öne sürülebilecek hiçbir argüman bulamıyorum. Biz hep açık bir zihinle düşünmeye alıştık ve şimdi yaşama getirilebilecek tek mantıklı cevabın yaratılış olduğu sonucuna varıyoruz, tesadüfi karmaşalar değil. (Chandra Wickramasinghe)1

1. Chandra Wickramasinghe, London Daily Express ile bir röportajından, 14 Ağustos 1981

Küçücük bir arının yaptıkları evrimle açıklanabilir mi? Seyredin

 ari9

Küçücük bir arı muhteşem işler başarıyor.


Küçücük bir arının yaptıklarına bir bakın. Arılar yiyecek kaynağının bulunabilmesi için sekiz şeklinde dans ederek diğer arılara yön bildiriyorlar ve bunu bulan bilim adamı Avusturyalı zoolog Karl von Frich bu çalışmasıyla 1973 yılında Nobel ödülü kazanmıştır. Arılar yüksek ısı oluşturarak kovanın içine girmeye çalışan düşmanlarını yakarlar. 500 gr. ham nektar için toplamak için 900 arının bir gün çalışması gerekir. 450 gr. saf balı elde edebilmek için de yaklaşık olarak 17000 bal arısının 10 milyon çiçeği dolaşması gerekir.

Bütün bunların dışında arıların kurduğu muhteşem altıgenlerden oluşan, eğimi tam olarak ayarlanmış kovanlara ne demeli? Binlerce mühendis bir araya gelse bir kısmı bir ucundan diğer kısmı da diğer ucundan başlasa böyle muhteşem kovalar kurabilirler mi? Arılardaki muazzam detaylar saymakla bitmiyor, bu linkten ilgili videoyu seyretmenizi rica ediyorum:

http://video.mynet.com/erkanarkut/Su-muhtesem-arinin-yaptiklarina-bakin/1130476

Arılardaki bu muazzam özellikler evrim teorisiyle ve tesadüflerle açıklanamaz. Peki evrimciler evim teorisinin geçersizliğini nasıl itiraf ediyorlar, onlara bakalım:

Dr. Robert Milikan (Nobel ödüllü, ünlü bir evrimci): “Şu çok acıklı: Biz bilim adamları şu ana kadar hiçbir bilim adamının kanıtlayamadığı evrimi kanıtlamaya çalışıyoruz”.1

Rastgele mutasyonların, tüm canlılık aleminin ihtiyaçlarını karşılamış olmasının imkansızlığını anlattıktan sonra Grassé şöyle diyor:

“Hayal kurmaya karşı bir yasa yok, ama bilim buna dahil edilmemelidir.”2

 

1. SBS Vital Topics, David B. Loughran, Nisan 1996, Stewarton Bible School, Stewarton, Scotland, URL:http://www.rmplc.co.uk/eduweb/ sites/sbs777/vital/evolutio.html

2. Pierre Paul Grassé, Evolution of Living Organisms, s.103