Peygamberimiz Hz. Mehdi’ye nasıl hitap ediyordu?

Peygamberimiz Hz. Mehdi’ye nasıl hitap ediyordu?

Dünyada sel gibi Müslüman kanı akıyor. Muazzam olaylar oluyor. Ama bunlar Mehdi’nin zuhuruna vesile olacak.


Ahir zamanda olduğumuz bu dönemde göreceğimizHz. Mehdi’nin güzel ahlakını ve üstün vasıflarını anlatan çok güzel sıfatları var. Hz. Musa’ya korku içinde etrafı gözetlemesi, Hz. Yusuf’a hapsedilmesi, Hz. İsa’ya ölmediği halde öldü denilmesi, Hz. Muhammed’e kılıçla kuşanması yönüyle benzeyen Hz. Mehdi’nin vasıflarından bazıları şunlardır:

EL MEHDİ: Hidayet Olunmuş, Hidayete Ermiş
EL HÂDİ: Hidayete Sevk eden, Doğru Yola Ulaştıran
EL KAİM: Hak İçin Kıyam Eden, Ayakta Duran
EL HÜCCET: Reddi Mümkün Olmayan Kesin Delil
EL MUNTAZAR: Herkes Tarafından Beklenen
MEHDİ-Yİ MUNTAZAR: Beklenen Mehdi
İMAM-I MUNTAZAR: Beklenen İmam (manevi lider)
HALEF-İ SALİH: Allah Evliyalarının Liyakatli Halifesi (manevi lideri)
MANSUR: Allah Tarafından Yardım Edilen
SAHİBİ’L-EMR: İlahi Adaleti Uygulamakla Sorumlu Olan
SAHİBÜ’Z-ZAMAN: Zamanın Sahibi
VELİYİ ASR: Asrın Velisi, Zamanın Tek (manevi) Hakimi, Zamanın Tek Rehberi
MEHDİ-Yİ MEV’UD: Vadedilmiş Mehdi
İMAM-I ASR: Asrın İmamı (manevi lideri)
SAHİB’ÜD DAR: Yurdun Sahibi (manevi sahibi)
BAKİYYETULLAH: Allah’ın Yeryüzünde Geriye Kalan Tek Hücceti ve Son İlahi Manevi Lideri
KÂİM-İ AL-İ MUHAMMED (AS): Peygamberimiz (sav)’in Soyundan gelen, Kıyam Edecek Olan Mehdi
EL HATİM: Hatmeden, Sona Erdiren
NAHİYETÜ’L-MUKADDESE: Kutlanmış Yön, En Yüce ve Kudsi

Peygamberimizin Hz. Mehdi’ye nasıl hitap ettiğine değinirsek; Sahabe, Mehdi’yi çok seviyor ve merak ediyor, Resulullah’a onun hakkında sorular soruyordu. Peygamberimiz de onlara, Mehdi’yi çok detaylı anlatıyordu. Peygamber Efendimizin Hz. Mehdi’ye hitapları ise şu şekildeydi:

Hz. Mehdi Cennetin tavuskuşu (süsü) dur. (Bihar-ül Envar, Cilt 51, Sayfa:105)

Kıyamet yaklaştığı zaman ve müminlerin kalbi; ölüm, açlık, fitneler, sünnetlerin kaybolması, bid’atlerin (dine sonradan eklenmiş yanlış inançların) ortaya çıkması, emri bil maruf ve nehyi anıl münker (iyiliği emredip kötülükten menetme) imkanlarının kaybolması gibi sebeplerle zayıfladığı zaman benim evlatlarımdan Hz. Mehdi  ile Cenab-ı Hak sünnetleri ihya eder. Onun adalet ve bereketi ile müminlerin kalbi ferahlar, Acem (Arap olmayan) ve Arap milletleri arasında ülfet ve muhabbet yerleşir.” (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 66)

Hz. İmam Hüseyin’in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: “Hz. Mehdi kıyam ettiğinde halk onu tanımayacaktır. Zira O (HZ. MEHDİ) HALKA GÜZEL SİMALI BİRİ OLARAK GELECEKTİR… ” (Ikd-üd Dürer, s. 41)

HZ. MEHDİ’NİN BİR İSMİ DE “ARSLAN”DIR:

MAVERAÜNNEHİR’DEN BİR ŞAHIS (HZ. MEHDİ) ÇIKAR, ONA EL-HÂRİS (ARSLAN) DENİR. (Ebu Davud, Mehdi 1, (2452)) Ravi: Hz. Hilal İbnu Amr (ra) (Et-Tac, Ali Nâsıf el-Hüseynî, c. 5, s. 617) (Sünen-i  Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/410)

“Ey inananların Efendisi, bize senin Hz. Mehdi’nin hakkında haber ver.” İnananların Efendisi dedi ki: “… HZ. MEHDİ HAZIRLIKLI, ETKİ ALANI GENİŞ, MUZAFFER BİR ARSLANDIR… “ (Kitab-ül Gaybet, [Bihar-ul Envar, cilt 51], Ansariyan Yayıncılık, Derleyen: Muhammed Bakır el-Meclisi, İran-Kum, 2003, s. 184)

Kaynak: http://hzisavehzmehdiyibuyuzyildagorecegiz.blogspot.com.tr/, A9TV 

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Reklamlar

Evanjeliklerin yüzlerce yıllık planına direnen iki ülke: İran ve Türkiye…

Evanjeliklerin yüzlerce yıllık planına direnen iki ülke: İran ve Türkiye...

Ortadoğu için yüz yıl önce derin güçler tarafından tasarlanmış olan harita bugün fiili olarak uygulamaya konmuştur.


Eski Ahit, vaat edilmiş toprakları şu şekilde tarif eder:

Mısır Irmağı’ndan büyük Fırat Irmağı’na kadar uzanan bu toprakları –Ken, Keniz, Kadmon, Hitit, Periz, Refa, Amor, Kenan, Girgaş ve Yevus topraklarını– senin soyuna vereceğim. (Yaratılış 15:18-21)

Tevrat’ta yer alan bu ifadeler Evanjelikler için “Kutsal Topraklar” olarak tanımlanır.  MusevilerHz. İsa’nın gelişinden önce mutlaka bu topraklara sahip olmak durumundadır. Tevrat’taki ifadeye baktığımızda Nil ve Fırat arasında kalan toprakların Irak, Suriye, Mısır ve Türkiye’nin bir kısmını, Ürdün, Lübnan ve Kuveyt’in ise tamamını kapsadığını görüyoruz.

Arap Baharı sonrasında ortaya çıkan kargaşa, ülkeden ülkeye sıçrayan fitne ve savaşlar Evanjeliklerin hedeflerine ulaşmakta nasıl kararlı olduklarını bize göstermektedir. Saldırı ve kargaşadan kurtulamamış olan Irak, Amerika’nın ardından IŞİD’in işgali ile karşılaşmış ve bugün resmi olarak üçe bölünmüş durumdadır. 2011 yılından beri başlayan iç savaştan kurtulamayan Suriye, şu an temelde 6 ayrı parçaya bölünmüştür. Bu parçalar içinde de parçacıklar vardır. Mısır, ciddi bir istikrarsızlık dönemi yaşamakta, Sina’daki aşiretler tedirgin beklemekte; Libya darbelerle sarsılmakta, Sudan ve Yemen’deki durum ise hiç durulmamaktadır.

İşte bütün bu karışıklıklar içinde dikkatleri çeken iki ülke var: İran ve Türkiye. İran, her ne kadar yakın geçmişte nükleer çalışmaları nedeniyle çok uzun zaman boyunca ciddi bir abluka altında kalmış olsa da, bağlı bulunduğu Şangay Paktı’nın bir gözlemci üyesi, Rusya-Çin ekseninin bir müttefiki olması bakımından gücünü kaybetmemiş ve istikrar göstermiştir. NATO üyesi ve Batı müttefiki demokratik Türkiye ise, yaklaşık 40 yıllık PKK terörüne rağmen bölünmeyi şiddetle reddetmiş, içinde bulunduğu kaynayan coğrafi şartlara rağmen güçlenmiş, beklenmedik reformlarla 10 yıl içinde önemli bir değişim geçirmiş bir ülkedir. Komşularla ilişkiler, İslamileşme ve Batı’dan uzaklaşma gibi eleştiriler alsa da Türkiye, bölge içinde ekonomik, ticari ve demokratik anlamda önemli atılımlar içinde olmuş ve bölgenin karmaşasından çok fazla etkilenmemiştir.

Türkiye’deki bu durum işte bu nedenle Ortadoğu üzerinde planları olan çevreleri tedirgin etmekte ve hatta kimileri bu tedirginliği açıkça ifade etmekten çekinmemektedirler. Çünkü planda, ülkelerin güçlenmesi değil, güçsüzleşmesi vardır. Ve yine planda, Armageddon Savaşının gerçekleşeceğini düşündükleri Mezopotamya bölgesinde, kendi idarelerinde olan, Arap, Türk ve Fars dünyasından bağımsız, rahat yönetilip üzerinde rahat oyun oynanabilen hayali bir kukla devlet kurulması yer almaktadır: Büyük Kürdistan.

Ortadoğu’yu parçalara ayırıp yönetmeyi hedefleyen Evanjeliklere ve İngiliz derin devletine karşı Türkiye ciddi bir manevra ile tokatı indirebilir. Türkiye’nin öncelikli yapması gereken Rusya, İran ve Pakistan ile birleşmek, aynı Şangay Paktı gibi bir Pakt oluşturmaktır. Bir ülkeye saldırı olduğunda diğer ülkeler savaşa dahil olmalıdır. Bu güçlü pakt İngiliz derin devletini yani Deccal’i sindirecektir. Türkiye’nin bu aşamda atması gereken diğer acil adım ise tüm Müslüman alemini tek bir çatı altında birleştirmektir. Müslüman alemi tek bayrak altında birleştiğinde karşısında hiçbir düşman duramaz, hiçbir ülke Müslüman bir ülkeye savaşa açamaz ve Ortadoğu’yu parçalara ayırmaya kalkamaz.

Türkiye çok güçlü olmalı, seri olmalı, çevik olmalı… Çünkü Ortadoğu üzerindeki amellerini gerçekleştirmek isteyenlerin artık sabırları kalmadı. Her ne pahasına olursa olsun Türkiye’yi parçalamak istiyorlar. Deccal’in bu sinsi oyununu Türkiye mutlaka bozmalı.

Kaynak: http://abdningoremedigipkk.blogspot.com.tr/, A9 TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Sykes-Picot Anlaşması İngiliz derin devletinin İslam âlemini yok etme planıdır!

Sykes-Picot Anlaşması İngiliz derin devletinin İslam âlemini yok etme planıdır!

Sykes-Picot Anlaşması İngiliz derin devletinin İslam âlemini yok etme planıdır!

Türkiye’yi bölüp, parçalara ayırıp yönetemeyecekler…


Amerikan Gazetesi New York Times,Sykes-Picot Anlaşması’nın 100. Yılı sebebiyle 1920 yılında çizilmiş ve Türkiye’yi bölünmüş olarak gösteren bir harita yayınladı. “1920’lerde çizilen bu harita geçerli olsaydı Ortadoğu kurtulabilir miydi” yorumunu yaptı… Bu nasıl çirkin bir cesaret! Devletimiz bu tür yayınlara karşı derhal tepkisini koymalı. Topraklarımızı paramparça gösteren bu tür yayınlar hemen kaldırtılmalı, sus pus kalınmamalı.

Bildiğiniz gibi İngiliz ve Amerikan derin devletlerinin Yeni Dünya Düzeni planı devletleri paramparça edip yönetme üzerine kurulu. Zaten bu amaçla Yugoslavya’yı parçalara ayırdılar, Irak’ı parçalara ayırdılar. Şimdi de Suriye’yi paramparça etmeye hazırlanıyorlar. Bölünmenin Ortadoğu’yu kurtarmayacağı çok açık! Bu sadece Ortadoğu’yu ve tüm dünyayı ele geçirmeye çalışan İngiliz derin devletinin sinsi bir planıdır. İngiliz derin devleti diğer devletleri küçük küçük lokmalara ayırıp yutma peşindedir.

İngiliz derin devletinin bu kirli oyununa karşı tüm İslam âlemi birleşip tek güç olarak cevap vermeli ve Deccal’in oyununu bozmalıdır. Bakın haritayı incelerseniz İstanbul’u da bölmek istiyorlar, İzmir bölgesini de bölmek istiyorlar. Türkiye’nin doğusunda Komünist Kürdistan devleti ve Ermenistan devleti kurmak istiyorlar. Bunun için de PKK terör örgütünü silahla sürekli besliyorlar.

Türkiye Ortadoğu’daki diğer Müslüman devletlerle biran önce birleşip İngiliz derin devletine Müslümanların gücünü göstermeli. Türkiye’yi diğer devletler gibi hiçbir zaman bölemeyecekler. Daha önce de Çanakkale’de denediler ve ağızlarının payını aldılar. Her seferinde de alacaklar. Ama Türkiye elini çabuk tutmalı. Hem İran’ı hem de Pakistan’ı yanına çekerek Büyük İslam Birliği’nin kurulması için ilk adımı atmalıdır.

Kaynak: http://abdningoremedigipkk.blogspot.com.tr/, A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Ahmet Davutoğlu sakın bir kenara çekilmesin…

Ahmet Davutoğlu sakın bir kenara çekilmesin…

Ahmet Davutoğlu sakın bir kenara çekilmesin...

Ahmet Davutoğlu’nun Türkiye’nin 2023 hedefine kilitlenmiş bir lider olması çok önemli.


Ahmet Davutuğlu başbakanlığı bıraktıktan sonra sakın bir kenara çekilmesin. Kendisi çok değerli bir devlet adamı, oldukça da tecrübeli. Herşeyden önce de son derece samimi bir Müslüman. Hem Türkiye’nin, hem de İslam aleminin bulunduğu bu zulüm ortamından kurtulmasını istediği ve bu yönde çabaladığı çok açık.

Ahmet Davutoğlubaşbakanlığı bıraktıktan sonra yurtdışındaki Müslümanları birleştirmek için yurt dışı seyahatlerine başlamalı. Yurt dışında farklı mezhepleri, Şiileri, Sunnileri, Vahabileri, Alevileri, hepsini bir araya toplasın. Yemekli toplantılar yapsın. Ortadoğu’da sürekli kan dökülürken Müslümanlar için en acil yapılması gereken tüm Müslümanların birlik olmasını sağlamak ve Müslümanlar arasında sürekli ayrılık çıkaran münafıklara geçit vermemek.

Sayın Davutoğlu’nun bu Müslümanları tek bir çatı altında birleştirme, aradaki küskünlükleri yok etme, hepimizin kardeş olduğunu aşılama görevi çok önemli ve hayırlı bir görevdir. Türk hükümeti de Sayın Davutoğlu’nu bu çalışmalarında her yönden desteklemelidir. Sayın Davutoğlu’ndan hiç vakit kaybetmeden hem Ortadoğu’da, hem Avrupa’daa cemaatleri birleştirici çalışmalar yapmasını bekliyoruz.

Kaynak: http://abdningoremedigipkk.blogspot.com.tr/, A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

İnsanın kendini düzeltmesi için ölümden dönmesi mi gerek…

İnsanın kendini düzeltmesi için ölümden dönmesi mi gerek…

İnsanın kendini düzeltmesi için ölümden dönmesi mi gerek...

Allah sadece sevgi istiyor. Sen onu Allah’a çok görürsen, Allah da sana o zaman hayatın acısını kat kat tattırır.


İnsan öyle aciz bir varlık olarak yaratılmış ki, yarınında ne olacağı belli değil… Bir gün bir virüs geliyor ve vücudunuza yerleşiyor. Ve biranda gözlerinizi hastanede açıyorsunuz.Ölüm insana bu kadar yakın işte.

İnsanın bazen düşünecek, kendisini düzeltecek, duasını arttıracak, samimiyetini ve çabasını artıracak hiç vakti olmayabilir ve bir anda ölüm meleklerini karşısında bulabilir.

Ama insan bilinç altında hep kendisine bir süre tanıyor. Hep kendisini düzeltecek bir vakti varmış gibi geliyor. Hep önünde uzun yıllar varmış gibi geliyor.  Oysa kaderinde çok farklı bir ölüm kendisini bekliyor olabilir.

Ölümden dönen imanlı bir insanı düşünün. “Allah bana yaşamam için izin verdi, kaderimde daha yaşamak varmış”der. Çok daha samimi olmaya, çok daha Allah’a yönelmeye niyet eder. Çünküdünya hayatının bomboş olduğunu çok daha iyi kavrar. Dünya her an bırakılıp gidilecek, terk edilecek bir yerdir. Hem de bıraktığınızda hiçbir şeyinizi almadan gideceğiniz bir yer…

İşte bu yüzden, ölüm kapımızda her an beklerken kendinizi düzeltmek için kendinize hiç vakit tanımayın. Ne kadar samimi olacaksanız o kadar samimi olun. Ne kadar yalvara yalvara dua edecekseniz, ne kadar Allah için çabalayacaksanız, ne kadar Allah’a dönüp yönelenecekseniz bugün dönüp yönelin. Çünkü yarınınız olmayabilir. Yarın sizin Allah’ın huzurunda hesap vermek üzere duracağınız gün olabilir…

Her nefis ölümü tadıcıdır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, artık o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir. (Ali İmran Suresi, 185)

Kaynak: http://dunyahayatimiz.blogspot.com.tr/

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Bediüzzaman münafıkları anlatıyor! Resimler

Bediüzzaman münafıkları anlatıyor! Resimler

Bediüzzaman münafıkları anlatıyor! Resimler

Münafık sürekli dilbazdır, oyuncudur. Ondan ona geçer, ondan ona, maymun gibi.


Ahir zaman münafıklarını çok iyi tanımak gerek. Peygamberimizin döneminde münafıklar nasıl peygamberimizin çevresine çöreklendilerse, ahir zamanda da Hz. Mehdi’ye zorluk çıkarmaya çalışacaklar. Münafıkların birkaç özelliğine değinirsek;

Münafıklar eğer konuşurlarsa şer konuşurlar. Münafıklar konuştuğunda ya bir fitne, ya bir bela, ya bir uğursuzluk, ya bir kavga nedeni, ya bir bulaşma nedeni, ya bir vesvesesi, yaşeytani bir dürtü ile şer konuşurlar.Mümin nasıl oluyor? Hep hayır, hep güzel, hep yatıştırıcı, hep fitneyi ortadan kaldıran, kalpte ferahlık getirecek şekilde konuşuyor.

Münafıklar geçici olarak sipere geçebilir. Verem mikrobu gibidir; bazen baskılanır, bünye zayıf olduğunda atağa geçer.

Bazen de münafık kendini sipere alır, buna çok dikkat etmek lazım. Geçici olarak gizler. Onun nöbet atakları vardır. Yani Müslümanları zayıf gördüğü an o nöbeti tutar ve saldırganlaşır, hırlamaya başlar. Bağırır çağırır, kepazelik çıkarır, muhbirlik yapar, fitne çıkarır, rezillik yapar.

Eğer kişi münafık alametlerini okuduğu halde münafıklığa devam ediyorsa münafıktır. Ama değiştiriyorsa hastadır, hastalığını tedavi ediyor demektir. Kalbinde hastalık olanlar vardır, onlar da münafıklığa benzer. Sözden anlıyorsa, ayetten anlıyorsa vazgeçer.

Münafık hissedilmemesi için, anlaşılmaması için mecburen Müslüman gibi görünmeye çalışır. Bu taktiği yaparken bir şekilde İslam’a hizmet ettiğini anladığında da acayip ıstırap çeker. Cenab-ı Allah bunu ayette bildiriyor, “Parmak uçlarını ısırırlar” diyor.

Münafıkların birbirlerine şeytani bir sadakati vardır. Ve küfürle münafık arasında da bir anlaşma vardır. Ama tabii menfaatleri çatıştığında vahşi hayvan gibi birbirlerini parçalarlar. Onun için münafık küfürden aynı zamanda çekinir.

Münafık Müslümanların içinde Müslümanlara saldırı anını bekler. Saldırı anında bütün çirkefliğiyle, bütün adiliğiyle, şeytani unsurların lideri olarak ortaya çıkmak ister. Yani şeytanın insan numunesidir.

Bediüzzaman ise münafıkları şöyle anlatıyor:

 

 

Kaynak: http://munafiklikilemucadele.blogspot.com.tr/,A9 TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Peygamberimizin münafıklar tarafından şehit edilmiş olma ihtimali çok yüksek…

Peygamberimizin münafıklar tarafından şehit edilmiş olma ihtimali çok yüksek…

Peygamberimizin münafıklar tarafından şehit edilmiş olma ihtimali çok yüksek...

Alçak münafıklar tertemiz peygamberimizin çevresine çöreklendiler.


Kaynaklarda PeygamberimizinVeda haccını yapıp Medine’ye geri döndükten bir süre sonra hastalandıp kavuştuğu anlatılıyor.

Oysa Resulullah’ın şehit edilmiş olma ihtimali de var. Ölüm şekli zehirlenme gibi görülüyor. Çünkü o kadar münafığın kaynadığı bir ortamda Peygamberimize karşı makul bir davranış içinde olmaları çok zor. Bu konu mutlaka incelenmeli.

Peygamberimiz Hayber’in fethinde bir kadın tarafından ikram edilen etle zehirleniyor. Bu zehirlenmeden sonra Peygamberimizin sağlık sorunları çok artıyor. Çok güçlü bir zehir veriyorlar. Kendisi de diyor ki dünyalar tatlısı, “Bu zehirden mustarip oldum ve beni şah damarımdan vurdu.” diyor. Yani çok tahribat yapıyor vücudunda. Bu olaydan sonra Peygamberimiz  vücudundan sürekli kan aldırıyor. Bunun nedeni zehrin etkisini azaltmaktır, kanından o zehrin atılması istiyor. Normalde tabii kanının tamamının yıkanması lazım ama şuanki teknoloji yok. Yoksa kan verilir kan bir yandan alınır. Kan tamamen yıkanabilirdi. O dönemde kanın akışkanlığını sağlayarak zehirden kurtulmak için uygulanan bir yöntem o. Yani vücut sürekli kan ürettiği için o hastalığı azaltacağını düşünüyor. Peygamberimizin bu olaydan sonra sağlığı pek düzelmiyor. O yüzden zaten o yönüyle de şehittir. Çünkü zehrin etkisiyle vefat etmiş oluyor.

Peygamberimiz üç buçuk yıl sonra vefat ediyor zehirden. Etrafında koruyanlar yeterli değil. Bir acayip. Kardeşim yemek geldiğinde önce sen ye. Niye doğrudan Peygamber’e veriyorsun. Değil mi? Peygamber’in yemek yemesi çok hayati bir şey. Yersin hatta bekle iki saat kadar yani vücuduna nasıl etki ediyor bakarsın. Ondan sonra Peygamber ’e ikram edersin. Zaten bu sistemin olduğunu bilirse adam yemeğe zehir niye koysun? İllaki belli olacak. Birde önüne gelen girip çıkıyor eve. Onun için “izin almadan gelmeyin” diyor Allah ayette. Pencereden girmeye kalkan var. Pencereden girmeyin kapıdan.

“Peygamberimiz’i zehirleme işini meşhur Yahudi Selam Bin Mişkem’in karısı Zeynep üzerine aldı plan gereği bu kadın bir koyun eti kızarttı. Ve her tarafını güçlü bir zehirle zehirledi.” Güçlü zehri etin her tarafına sürüyor. “Peygamber Efendimiz’in hayvanın kol ve kürek etini daha çok sevdiğini öğrendiği için o kısımlara daha çok zehir sürdü. Kızartılmış kebap edilmiş zehirli koyunu alıp getirdi, ey Ebul Kasım bunu sana hediye ediyorum diye Peygamber Efendimiz ’in önüne koydu.” Bak üslup da çok münasebetsiz. “Resulü Ekrem” tabii kırmak istemiyor “etin sevdiği kürek kısmından bir lokma aldı fakat yutmadan sahabelere “ellerinizi çekin” dedi hemen. Ağzına aldığında zehri. “Bu et zehirli” diyor hemen anlıyor. Herkes elini çekti sadece Bişr İbn-il Berâ Hazretleri ağzına aldığı lokmayı yutmuş. O zehirlenerek şehit oluyor. Peygamber Efendimiz bu plana alet olan kadını huzura çağırıyor. Tabii ağzına aldığında dilaltından bütün vücuda dağılıyor zehir. Ağzına zehir almasıyla o dilin alt kısmında çok ince damarlar var oradan kana karışıyor. “Kadını yanına çağırıyor, kadın suçunu itiraf ediyor. “Niye bunu yaptın?” diyor Peygamber Efendimiz  “bunu neden yaptın sorusuna şu cevabı veriyor “babam, amcam, kocam ve kardeşlerim hepsi savaşta öldüler intikam için yaptım” diyor. Peygamberimiz’in diş etlerine de etki ediyor zehir, diş etlerinde kızarma ve şişme meydana geliyor. Diyor ki Enes “ben bunu zehirlenmenin alametlerini Resulullah’ın diş etlerinde görüp bilmeye başladım.” Çok güçlü bir zehir sürülüyor oradan kana geçtiği anlaşılıyor dişlerinden ve genel ağız mukozasından. Fakat Peygamberimiz buna rağmen bu kadını affediyor. “Bir şey yapmayın” diyor. Normalde belli cezası. Onun için küfür uyumaz çok dikkatli olmak lazım.

Mesela o kadının Peygamberimiz’in ne tür bir etten hoşlandığını bilmesi de öyle kolay bir şey değil. Onu münafıklar haber vermişler kadına, yani iş birliği yapmışlar. “O” demişlerdir, “kol kısmını seviyor. Haberin olsun.” Yeme şeklini de öğrenmişlerdir. Mesela nasıl ısırıyor, nasıl yiyor. Çünkü ilk Resulullah’a yediriyorlar ahlaken ve edeben öyle olması gerekiyor. Hâlbuki çok yanlış. Önce kendileri yemesi lazım sonra Resulullah’e yedirmeleri lazım. Bir adettir önce büyükler en değerli olanın yemeğe başlaması istenir. O yemek yemeye başlamadan başkaları yemez. Hâlbuki Peygamberizin’in güvenliği açısından tam tersinin yapılması lazım. Hatta iki saat öncesinden, iki buçuk, üç saat öncesinden yemesi lazım. Kişinin kanına da geçsin, eğer zehirlenme alameti varsa görülmesi açısından.

Ama Peygamberimiz’in basiretinin yüksekliği daha ağzına alır almaz “hemen bırakın” diyor. “Bu et zehirli” diyor. Herhalde yılan zehri koydular ki çok şiddetliymiş etkisi, sahabe yer yemez ölüyor. Yani tek lokmadan ölüyor. Güçlü bir yılan zehri koymuşlar. O dudaklarında dişinde falan da ciddi kızarma yapmış. Reaksiyon meydana getirmiş. Ağzı içinde de tabii çok şiddetli reaksiyon meydana getirmiştir. “Damarlarımda hissediyorum” demiş Peygamberimiz. Altmış üç yaş normalde genç bir yaş. Tabii o bölge için uzun bir yaş sayılır ama yine de genç. Ama hayırlısı olmuş. Cenab-ı Allah tabii hayırlı olanı söylüyor.

Cebrail zaten son kere geliyor. Mukabele yapıyorlar. Peygamberimiz’e defalarca mukabele yaptırıyor. Kuran’ı ezberden okutturuyor. Diz dize oturuyorlar biliyorsunuz mukabelede, Peygamberimiz’le Cebrail (a.s). Yani dizleri birbirine karşı gelecek şekilde oturuyorlar. Peygamberimiz tekrar ediyor, o doğru diyor, Cebrail. Hep öyle mukabelede. Peygamberimiz’e diyor; “İstersen götürelim, istersen bir süre daha kal” diyor. Ama bir anlamı yok tabii Peygamberimiz’in kalmasının. Peygamberimiz “gidelim” diyor. MaşaAllah. Çünkü Allah onu özlemiş, o Allah’ı özlemiş. Dünyada bir şey yok. Zor bir ortam. Allah’tan davet varsa, bitti. Cenab-ı Allah muhayyer bırakıyor. Cebrail kanalıyla söylüyor. “İsterse bir süre daha kalsın” diyor. Varsa bir eksik, düzelteceği bir şeyler varsa bir süre daha kalabilir. “Ama gelmesini istiyorum”diyor Cenab-ı Allah. Peygamberimiz de “gidelim” diyor. Zaten ölüm anını bilmesi çok büyük harika. Elini yukarı kaldırıyor. “Refik-i Ala’ya” diyor. O kadar. O anda canı alınıyor. Ama zehirden olduysa şehit olmuş olur Peygamberimiz; ki öyle gibi görünüyor. Yani zehrin etkisi uzun da sürse fark etmez. O bir saldırı çünkü.

“Ya Resulullah bu rahatsızlık görülmüş bir şey değil. Bu neden olmuş olabilir?” diyorlar. Peygamberimiz hasta yatağında işte vefatından çok az önce; “Ben bu hastalığımın Hayber’de yemiş olduğum zehirli koyun kebabından ileri geldiğini sanıyorum” diyor, Peygamberimiz. Dolayısıyla şehit olmuş oluyor tabii. Mesela sahabeler “Ya Resulullah humman ne kadar şiddetlidir” diyorlar. Ateşini hissediyorlar. Hastaya böyle söylenir mi? Onlara da açıklama yapmak durumunda kalıyor Peygamberimiz “Bize iptila böyle ağırlaştırılır” diyor. “Peygamberler de daha zorlu olur” diyor. “Ecrimiz kat kat verilir” diyor. Sevap alması için. Bu denecek söz mü? Hasta görüyor. Rengin benzin solmuş. Ne oldu sana böyle? Hastaya böyle denir mi? İyi gördüm seni, toparlamışsın dersin. Çok acayip. Hasta ziyareti diye bir şey bilmiyorlar. Sana ne oldu böyle diyor. Ne demek yani? Hastaya böyle denir mi? Hakaret eder gibi bir laf. Sağlıklı olmuşsun, iyi olmuşsun dersin. Ne gerek var? Ne fayda sağlayacak onu söylemen? Onların onları sakinleştirmesini bekliyorlar. Sen onu rahatlatacaksın. O seni değil.

Kadın şöyle diyor. Peygamberimiz “niye yaptın” diyor, “bu zehirlemeyi?” “Eğer gerçekten bir peygambersen sana haber verilir diye düşündüm” diyor. “Dolayısıyla zarar gelmeyeceğini düşündüm” diyor. “Eğer peygamber değil de bir hükümdarsan kendimizi ve insanları senden kurtarmak için yaptım” diyor. Halbuki zaten ilk lokmada hemen anlıyor. Ağzına alır almaz geriye koyuyor Peygamberimiz. Ama Peygamberimizin’in sanki imtihan olmadığını düşünüyor. Olur mu? Her an, her şey sürekli vahiyle bildirilecek, o da insan. İmtihan oluyor.

O zaman hiçbir peygamber şehit edilemezdi.Hiçbir peygamberi şehit edemezsin. Geliyorlar der, seni şehit etmeye. Saklan dersin. Saklanır. Bilmiyor peygamberler. Mesela Hz. Zekeriya o kütüğün içine girdi. Allah vahiy eder; “Sakın kütüğün içine girme. Seni yakalarlar. Şuraya saklan” der. Ama kütüğün içinde. “Allah’tan başka baki olan yok” diyor. Sürekli bu zikri çekerek, testere ile bölüyorlar, Zekeriya (a.s)’ı. Ortadan kesiyorlar. Şehit oluyor. Yahya’ı da mesela kadın sırf kendi azgınlığı için, şımarıklığı için. Adamlar içmiş, sarhoş böyle kepazelik paçalardan akıyor. “Benden ne istersin?” diyor, kadın yaranmak için. “Bana Yahya’nın kellesini getir” diyor. Adam içmiş, sarhoş tabii, Getirin Yahya’nın kellesini diyor. Hapishanede kesiyorlar başını mübareğin. Altın tepsiyle getirip koyuyorlar önüne. Kadına, al bak kestim getirdim diyor. Yani imtihan denilen güzellik herkes için geçerlidir. Müminlerin haberi olmuyor mesela şehit olurlarken.

Hz. Zekeriya’nın giydiği elbisenin eteğinden bir parça ağacın dışında kalıyor. Ağaç, saklandığı kütüğün. O köpekler onu görüyor. Durumu anlıyorlar. Ağacı kesmeye karar veriyorlar. Ağacın içinde bulunan Zekeriya da ağaçla birlikte kesiliyor. Şehit oluyor. O kumaşı niye dışarıda bırakıyor Allah? Şehit olması için. Niye göstersin Allah? Zaten bir mantığı da yok. Çeker eteğini, toplar. Çıtını da çıkarmaz. Hakikaten fark edemezlerdi. Aslında mükemmel bir saklanma yapmış. Basar geçerlerdi. Ama orada eteğini görünce dışarıya çıkmış olarak, eteğinden parça, hiç ses çıkartmıyorlar. Sadece testere getirtiyorlar. Çok alçaklar. O onun cennete gitmesinin önemli vesilelerinden bir tanesi. Bak, “Ya Rabbi senden başka baki olan yok” diyor, sürekli. Hz. Zekeriya bu şekilde şehit oldu. Hz. Yahya’nın başını keserek şehit ettiler. O kadının istemesi üzerine. Adam içmiş. Kesin kafasını, getirin diyor. Kesip getiriyorlar. Ama Şehit acı çekmez. Zaten o zikri yapamaz. Yoksa “Ya Rabbi senden başka baki olan yok”, nasıl desin?

Kaynak: http://hzmuhammedvemucizeleri.wordpress.com/, A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/