Osmanlı’daki güzel ahlak örneklerine bakıp örnek almak lazım…

Osmanlı’daki güzel ahlak örneklerine bakıp örnek almak lazım…

Osmanlı’daki güzel ahlak örneklerine bakıp örnek almak lazım...

Osmanlı’yı yıkan Darwinizmdir ve Osmanlı İmparatorluğunun Kuran’dan uzaklaşmasıdır….


Geçen gün bir televizyon programında Osmanlı’daki güzel ahlak örnekleri anlatılıyordu. Gerçekten insan orada imanın getirdiği akla, nezakete, güzel ahlaka, fedakarlığa, inceliğe özeniyor. Nasıl bir devlet ki, nasıl bir ahlak ki, yoksulundan fakirine, kültürlüsünden cahiline herkesi koruyup kolluyor, ölçü yalnızca Allah’ın rızası ve takva oluyor.

İşte düşünüp örnek alınacak Osmanlı’da yaşanan güzellikler:

Osmanlı döneminde pencerenin önünde sarı çiçek varsa ‘ Bu evde hasta var .. Evin önünde hatta bu sokakta gürültü yapma .. ‘ anlamına gelirdi ..

Pencerenin önünde kırmızı çiçek varsa ‘ Bu evde gelinlik çağına gelmiş , bekar kız var .. Evin önünden geçerken konuşmalarına dikkat et ve küfür etme .. ‘ anlamına geliyordu ..

Kız istemeye gelindiğinde damat adayının namaz kılıp kılmadığını anlamak için pantolonunun ‘ diz izine ‘ bakılırdı ..

Kahvenin yanında su gelirdi.. Şayet misafir toksa önce kahveyi alır, açsa suyu alırdı.. Ona göre ya yemek sofrası hazırlanır ya meyva ikram edilirdi

Kapıların üstünde iki tokmak olurdu.. Biri kalın biri ince.. Gelen bayansa kapıyı ince tokmakla vururd .. Evin hanımı kapıyı ev haliyle bile açardı.. Erkekse kalın tokmakla kapıyı vururdu.. Evin hanımı kapıyı ya örtünüp açar ya da Bi mahremi ( kocası vs .. ) açardı ..

Yolda küçük büyüğünün önünden yürüyemezdi ..

Cuma namazına esnaf – ki kuyumcular da dahil – kapıya kilit vurmadan giderlerdi ..

Fitre zekat Ramazandan önce Şabanda verilirdi .. Fakir fukara Ramazana erzaksız girmesin diye ..

Esnaf Ramazan ayında toplanıp gerçek bir ihtiyaç sahibinin ‘ borç defterini ‘ kapatırdı ..

Beyler , konuştukları veya gözleri kaydıkları hanımlarla buluşmaya gidince hediye olarak ‘ ayna ‘ alırdı .. Ki bunun anlamı : ‘ Sana senden daha güzel verebilecek bir hediye yok .. ‘ demekti ..

Osmanlı’da Ramazan’da halk, eşine-dostuna iftar vermeyi büyük bir ibadet kabul eder, misafir ağırlamak için çırpınılırdı. Ramazan boyunca iftar vakitlerinde kapılar açık tutulurdu. Böylece yolda kalan ve ihtiyacı olan herkes istediği eve girer iftar sofrasına dâhil olurdu. Bunun için tanıdık olmaya gerek yoktu ve iftar için gelenin kim olduğu da asla sorulmazdı.

Dersaadet’te mahalle kahvesi olarak bilinen, her mahallenin imam, muhtar ve ileri gelenlerine mahsus o zamana göre adeta bir kulüp niteliğinde olan bir kahvesi vardı.Mahalle kahveleri, günümüz kahvelerinden farklı olarak, ilmi, edebi konuşmaların, tarih sohbetlerinin yapıldığı ve hatta şiir ve manzumelerin okunduğu, hikâyelerin anlatıldığı, bilmeyenlerin, bilenlerden istifade ettiği yerlerdi.

Hırka-i Saadet, Hz. Muhammed’e ait olan, keçi tüyünden yapılmış geniş kollu hırka, Hırka-i Saadet Dairesi ise Topkapı Sarayı’nda, bu hırkanın muhafaza edildiği yere verilen isimdir. I. Selim, Mısır’ı fethettikten sonra, diğer kutsal eşyalarla birlikte hırkayı da İstanbul’a getirmiştir.

Hırka-i Saadetin içinde saklandığı gümüş sandukanın ve altın çekmecenin anahtarları yalnız padişahın kendisinde bulunurdu. I. Selim’den, Halife Abdülmecid’e kadar devam eden ve bir gelenek haline gelen Hırka-i Saadet ziyareti, her Ramazan ayının 15’inde padişah, sadrazam, şeyhülislam ve diğer devlet erkanı tarafından yapılırdı. Padişah kilitleri açar, hırkayı çıkarıp önce kendisi, daha sonra erkan yüzlerini ve gözlerini sürerler, bu sırada imamlar ve müezzinler sürekli olarak Kur’an okurlardı.

Sadaka taşları taş bloklardan oluşan, genellikle cami veya türbe köşelerinde bulunan, ortası çukur, bir buçuk-iki cm yüksekliğinde taşlardı. Bu taşlar Osmanlı’da sosyal dayanışmanın bir parçasıydı ve fakirlerin umut kapısıydı. Fakirler dilenmekten, zengin riya ve gösterişten çekindiği için sadakalarını bu taşlara koyar, fakir de gece vakti gelip ihtiyacı kadarını buradan alıp, geriye kalanını kendisi gibi bir başka fakire bırakırdı.

Osmanlı’da bayram, sultanın bayram namazı için camiye gelişi ile başlardı. Namaz bitiminde saraya dönen padişah, önce annesinin elini öper, sonra diğer aile üyeleriyle bayramlaşırdı. Bayram merasimi bittikten sonra da güzel işlemeli keselerle çocuklara para saçardı.

Merdivenden çıkarken erkek, hanımının arkasından yürürdü. Bunun nedeni hem hanımının vücudunun ifşa olmasını engellemek hem de düşerse tutabilsin diyedir. Aynı sebepten dolayı merdivenden inerken yine erkek önden inerdi.

Osmanlı’da Cuma namazına giderken hiçbir esnaf kapısına kilit vurmazdı. Buna kuyumcular da dahildi.

Pencerenin önünde kırmızı çiçek varsa “Bu evde gelinlik çağına gelmiş, bekâr kız var.. Evin önünden geçerken konuşmalarına dikkat et ve küfür etme” anlamına geliyordu.

Gündelik hayatta ve özel günlerde (davetlerde, bayramlarda) evde yapılan hizmet sırasında telaşlı davranmak, yüksek sesle hitapta bulunmak, bir oraya bir buraya koşuştururarak iş yapmak, hizmetlerin bir düzen içinde yürütülmemesi, ayıp sayılırdı. Hizmet edenler, en küçük bir işaretten istenileni anlayıp sessizlik ve düzen içinde derhal görevlerini yerine getirmeye gayret ederlerdi. Herkese çok nazik ve güleryüzle davranmaya çalışılır, büyüklere hürmet gösterilir, küçüklere hoşgörüyle yaklaşılırdı. Tasavvufu yaşayan bir Osmanlı ailesinde hizmetin, aslında Allah’a yapıldığı bilinir; herkes ailedeki diğer insanları mutlu etmek için, Allah için yapabileceğinin en iyisini yapmaya gayret gösterirdi.

Her esnafın bir “yardım sandığı” vardır. Sermayesi, o esnafın zenginleri tarafından bereket ve uğur getirdiğine inanılarak hayır için hem de mesleğe yardım olsun diye vakfedilen para ile esnafın nezaretinde nöbetleşe olarak bir ustanın sorumluluğu altında idare edilir. Borç verme dışında esnaf ve ihtiyaç sahiplerinden biri hastalanırsa, hekim ve ilaç paralarını ve işe gidemediği zaman geçimini sağlamak, fukara esnaftan biri vefat ederse cenaze masraflarını görmek, geride haremi ve küçük çocuğu varsa, geçinecek kadar para vermek, geri kalan küçük çocuğu mektebe yollamak, bayramlarda elbise yapmak, borçlanarak hapse girmiş namuslu esnafın borcunu verip hapisten kurtarmak, esnaftan yeni ev yapan ve evlenenlere işe yarar hediyeler almak gibi insaniyet ve İslâmiyet’e uygun ne gerekiyorsa bu sandıktan karşılanırdı. Bunlar dışında, hali vakti yerinde esnaf ustaları, durumunu öğrendikleri fakirlere gizlice elden yardım ederler ve hepsi tek bir vücut gibi kardeşçe ve insanca yaşarlardı.

İstanbul’daki esnaf dükkânlarının hepsi toplu olarak bir yerde bulunur, ayrı yerde dükkân açtırılmazdı. Esnafın giydiği elbise tek tarz ve biçimde olur, başka tip elbise giyilmesine karşı çıkılırdı. Elbiselerin aynı oluşu, herkesi iyi hal ve harekete zorlaması yönünden çok yararlıydı. Esnafın hepsi bir arada toplu olduğu için aranan kolay bulunur, hepsini görerek almak kolaylığı yanında, içlerinden biri esnaflığa yakışmayan bir iş ya da ahlâksızlık yaparsa, diğerleri görür; lonca, dükkânını ceza olarak bir müddet kapatırdı. Aralarında uyuşmazlık ve kavga çıksa, dava için mahkemeye gidilmez, iş aralarında halledilirdi. Aralarında yetişen namuslu sanatkâr gençleri, kendilerine damat ederek, esnaf arasında yakınlık, akrabalık sağlanır, böylece ailenin gelecekteki menfaatleri emniyet altına alınmış olurdu.

Ramazanda böyle büyük selâtin camilerinin avlularına ve özellikle Hazret-i Halid, Fatih Sultan Mehmed, Sultan Beyazıd, Ayasofya camilerinin avlularına sergiler kurulurdu. Bu sergilerde tesbihçiler tesbihleri ve sahaf denen kitapçılar, çeşit çeşit nefis mesâhif-i şerifeleri el yazması ve nüshası çok değerli ve nadir olan nefis kitapları geçici olarak avluya getirdikleri camlı dolaplara koyarlardı. Gelenlerin oturması için cami avlularında, geçici olarak dükkân şekline sokulan yerlerde, eski maden, Saksonya ve çini avanîleri, bazılarında çok hoş ve tuhaf eşyalar, diğerlerinde nefis şallar, kumaşlar, bir kısmında da türlü çubuk ve çubuk takımları teşhir edilirdi. Avlular da böyle rağbet gören daha birçok şeyle donatılmış olurdu. Bir tarafta da çorbalara ekmek için çeşitli baharat sergilenir, Kur’ân-ı Kerîm okunurken yakmak üzere ödağacı, kurs, anber kabuğu gibi buhurlar, tablalar üstünde ağzı pamukla kapatılmış olan çok sayıda küçük şişeler içinde bumbar denen yemekle beraber yenen hardallar, iftarda oruç bozmak için hurma ile çeşit çeşit baharlı elvan renk şekerler bulundurulurdu.

Bayram namazından sonra mezarlık ziyareti yapıldığını söyleyen Demirel, Osmanlı medeniyetinin şekillenmesinin ‘Akl-ı selim, Kalb-i selim ve Zevk-i selim’ olarak 3 sac ayağı olduğuna dikkat çekti. Demirel, ”Cami, mezarlık ve ev. Bunlardan mutlaka şehirlerde ya da köylerde cami vardı ve mezarlıklar da buralara çok uzak yapılmamıştır ki dünyevileşme, sekülerleşme olmasın.” diye konuştu.

Büyük merkezlerde, mutlaka küçük de olsa bir kabristan bulunurdu, buraların namaz sonrası ziyaret edilmesinin uhrevileşmeyi sağladığına inanılırdı. bu ziyaret yolu üzerindeki ev sahipleri de yemek hazırlayarak ziyaret dönüşünde misafir ağırlarlardı.

Kaynak: http://kuran-yeterlidir.blogspot.com.tr/, A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Hülya Avşar, “ne mutlu ki bize çocuklarımıza spor bilinci aşıladık” diyor ama…

Hülya Avşar, “ne mutlu ki bize çocuklarımıza spor bilinci aşıladık” diyor ama...

Geçtiğimiz günlerde Hülya Avşar’ın konuğu Ebru Şallı’ydı. Programı biraz izledim. Hülya Avşar Ebru Şallı’ya çocuklarını soruyor, Ebru Şallı’da çocuklarını herşeyden önce spora yönlendirdiğini söylüyordu.

Hülya Avşar’da bunun karşısında çok mutlu olup “ne mutlu ki bize çocuklarımıza spor bilinci aşıladık. Zehra bir gün spor yapmasam vicdan azabı duyuyorum” diye anlatıyordu.

Tabii ki çocuklarımıza spor bilinci aşılayacağız, tabii ki bedenlerinin zinde kalması için onları spora yönlendireceğiz. Peki ama ruhları ne olacak bu çocukların? Hiç ondan bahseden yok. Hülya Avşar’ın ya da Ebru Şallı’nın çocuklarına ne kadar dini eğitim verdiklerini, onları ne kadar maneviyata yönlendirdiklerini bilmiyorum. Çünkü programda bu konulardan hiç bahsedilmedi.

Sadece şunu çok iyi biliyorum. Öyle bir gençlik yetişti ki, sabahtan akşama kadar spor salonlarında vücudunu geliştiriyor. Kız da aynı erkek de aynı. Akşama kadar ter içinde kalıp sonra vücutlarının nasıl geliştiğini gösteren resimler çekip instagram da facebook ta yayınlıyorlar. Kafa nerdeyse yalnızca buna çalışıyor. En nihayetinde yaşlanıp çürüyecek, sonunda da mezara girecek bir bedene inanılmaz değer veriyorlar.

Bir gün spor yapmadığında vicdan azabı çeken çocuk, günlerce, aylarca, yıllarca namaz kılmadığı için hiç vicdan azabı çekmiyor. Kuran’ı hiç okumadığı için de, ayetleri bilmediği için de, Allah için hiçbir şey yapmadığı için de hiç vicdan azabı çekmiyor. Günler, aylar, yıllar öyle akıp gidiyor. Sorsan Kuran’dan tek ayet bilmez, sorsan namaz kılmayı bilmez, sorsan hayatında hiç oruç tutmamıştır. “Allah bizden bu dünyada nasıl bir kul olmamızı istiyor” diye sorsan onu da cevaplayamaz. Çünkü hiç düşünmemiştir. Bu dünyaya neden geldi, sorumlulukları neler, dünya hayatından sonra sonsuza kadar kalacağı ahiret hayatı için ne yapıyor, Allah’ın tüm kainatı yarattığının farkında mı? Şükrediyor mu, Allah’ı içli içli düşünüyor mu, Allah’ı anıyor mu?

Farkındaysanız bunlardan hiç bahis yok, en ufak bir söz etme yok. Her zaman söylüyorum. Hülya Avşar’ı ya da Ebu Şallı’yı bilemem. Ben genel olarak anne babalara sesleniyorum. Eğer bir anne baba evladını gerçekten seviyorsa onu ahirete hazırlar. Kısacık dünya hayatını kurtarma peşinde olmaz. Aman çocuğum ne kadar iyi spor yapıyor diye havalara uçmaz. Çocuğunun ruhunu Kuran’la, Allah sevgisiyle, maneviyatla eğitir. Onu sonsuz ahiret hayatına hazırlar. Şimdiki anne babalar çocukları en iyi koleje girdi mi, en iyi üniversiteye kapak attı mı, iyi bir iş sahibi oldu mu onun peşindeler. Halbuki bütün bunlar sadece dünya hayatını iyi geçirmeye yönelik hedeflerdir. Bununla birlikte çocuğunuzu manevi olarak Kuran’la eğitmezseniz çocuk hem bu dünyada hem de ahirette asla gerçek mutluluğu yakalayamaz. Üstelik siz çocuğunuzun dünyasını kurtardım diye sevinirken o çocuk ahirette bu tavrınızdan dolayı sizden asla razı olmayacaktır.

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Video sayfam: http://video.mynet.com/erkanarkut/videolari/liste

CHP’nin Atatürk’e mevlit okutmasını eleştiren Enver Aysever’e cevap

CHP’nin Atatürk’e mevlit okutmasını eleştiren Enver Aysever’e cevap

CHP Enver Aysever’in kafasıyla hareket ettiği için 10 yıldır iktidardan uzakta, Kılıçdaroğlu doğru yolda.


CNN Türk’teki programı yayından kaldırılan Enver Aysever CHP’nin Atatürk için mevlit okutmasına “CHP Cumhuriyet’in ruhuna mevlit okutmuş. Utanmıyorlar” diyerek tepki göstermiş. Arkasından da “AKP’ye benzemek intihardır! CHP kendine gelmeli, sosyalistlerle yan yana olmalı” diye de eklemiş.

Asıl Enver Aysever yanılıyor, hem de ne yanılma. Öncelikle şunu söyleyeyim, CHP’nin Atatürk için mevlit okutması son derece güzel. Kılıçdaroğlu çok doğru yolda. Atatürk için mevlit okutulması ne kadar güzel bir davranış. Enver Aysever’in Atatürk’ün ne kadar dindar olduğundan, evine sürekli hafız çağırıp Kuranokutturduğundan, Kuran herkes tarafından anlaşılsın diye ilk defa Kuran’ı Türkçe’ye çevirten kişi olduğundan da haberi yok galiba. Enver Aysever öncelikle Atatürk’ün hem modern, hem de çok samimi bir dindar olduğunu bilmeli.

Atatürk’ün dindarlığı ile ilgili aşağıdaki videoyu seyredebilirsiniz:

http://www.youtube.com/watch?v=aY6Wd8ARTUg

CHP’nin AKP’ye benzemesi konusuna gelince… CHP yıllardır Enver Aysever’in dediği gibi sosyalistlerle yan yana olup dine uzak olduğu için iktidarda değil. Ondan oyları yerlerde dolaşıyor. Bizim halkımız dindar. Bizim halkımızın %90’ı evrim teorisine inanmıyor, Allah’ı bir ve tek ilah olarak kabul ediyor. Milyonlarca değişmeyen fosili görerek, tek bir proteinin bile tesadüfen oluşamayacağını bilerek bilimle, evrimin tamamen hayal ürünü olduğunu görüyorlar.

Dolayısıyla soğuk solcu kafası, halka uzak, halka üstten bakan solcu kafasının bu ülkede artık geçerli olmadığı ve olmayacağı gün gibi ortada. Enver Aysever bunu göremiyor olabilir ama Kılıçdaroğlu görüyor. Halkımız dinine, maneviyatına, Kuran’a sahip çıkıyor ve çıkacak da. Bu durumda CHP’nin yapması gereken yobazlıktan uzak olup samimi dindarlığı hedeflemektir. Son derece modern, ileri görüşlü, demokrat, özgürlükten yana, sanata, bilime, estetiğe sahip çıkan hem dindar hem de modern olunabileceğini gösteren bir parti olsun CHP. Ancak bu şekilde CHP ilerleyebilir, ancak bu şekilde iktidar olabilir, ancak bu şekilde halka yakın olabilir. Yoksa dini reddeden, dine soğuk olan bir CHP’nin varlığını sürdürebilmesi mümkün değildir.

Enver Aysever’in bilmediği ve karıştırdığı nokta şu. Gericilik ve bağnazlığın Kuran’la ve samimi dindarlıkla uzaktan yakından alakası yoktur. Samimi, Kuran’a uyan bir insan dünyanın en modern, en demokratik, en güzel ahlaklı, en temiz, en kültürlü, en asil insanıdır. Atatürk de samimi dindar olup bağnazlığa ve yobazlığa karşıydı. Sonuç olarak Kemal Kılıçdaroğlu sağa yanaşmakla son derece akılcı adımlar atmaktadır. Kendi partisindekileri de bu yönde adımlar atmaya teşvik etmesi CHP adına son derece olumlu gelişmelerdir.

Kaynak: http://bagnazliknedir.blogspot.com.tr/

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Twitter: https://twitter.com/erkanarkut

Ahmet Davutoğlu Mehdiyet ağzıyla konuşuyor

Ahmet Davutoğlu Mehdiyet ağzıyla konuşuyor

Ahmet Davutoğlu’nun Türkiye’nin 2023 hedefine kilitlenmiş bir lider olması çok önemli.


Başbakan Ahmet Davutoğlu‘nun da katıldığı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği İstişare Kurulu toplantısında şöyle konuşmuş:

Bu teröristlere karşı şiddet meraklılarına karşı verilecek en güzel cevap birbirimizle dayanışmamızdır ve bir selam kampanyası başlatmamızdır. Buradan bütün halkımıza önümüzdeki günlerde birbirlerine selam vermeleri çağrısında bulunuyorum. Selam bizim dinimizde, ben senden eminim sende benden emin ol demektir. Yolda gördüğünüz bir kardeşinize verdiğiniz selam, o yolda birlikte yürüme iradenizi gösterir. İşyerleri tahrip edilen kardeşlerimiz yarın ilk çalışmalara başladıklarında komşulara selam versinler. büyükşehirde oturan vatandaşlarımız, komşularının nereden geldiklerine bakmaksızın, kapılarını çalsınlar ve selam olsun size desinler.

Ahmet Davutoğlu’nun konuşmasında kullandığı üslup gerçekten çok güzel. Bayram mesajında da Ahmet Davutoğlu halkımıza sarılarak yayınladığı görüntülerle halkımıza olan sevgisini çok güzel göstermişti. Bütün bunların yanında Ahmet Davutoğlu’nun yine şehitlerimizin ailelerine gösterdiği ilgi, yurtdışındaki Müslümanlara gösterdiği şefkat de çok dikkat çekiyor, Davutoğlu derin imanıyla, güzel ahlakıyla, sevgi dolu olmasıyla herkese örnek oluyor.

Ahmet Davutoğlu’nun kullandığı üslup Mehdiyet üslubudur. Bu zorlu geçiş döneminde herkesin birbirine kilitlenmeye, destek olmaya, mezhep ayrılıkları olmadan kardeşçe yaşamaya çok ihtiyacı var. Küresel güçler Türkiye’yi bölmeye takmış durumda. Bu yüzden birleştirici üslup, sevgi dolu üslup kullanmak çok önemli, bu üslup tüm insanların kalbinde çok güzel bir etki bırakıyor.

Yaşadığımız dönem çok özel bir dönem. Mehdiyetin bereketi her yere yayılıyor. Hz. Mehdi’nin sevgi öğretmeni olacağı hadislerde bildiriliyor. Ahmet Davutoğlu’da sevgi üslubunu kullanarak çok güzel bir ahlak sergiliyor.

Hz. Mehdi (as) zamanında Asr-ı Saadette olduğu gibi KÜLLENMİŞ DUYGULAR BİR BİR TOMURCUKLANACAK, ÇİÇEK AÇACAKLARDIR. (el-Havi l’il-Fetava, s. 67, 68; Rahbavi, Kıyamet Alametleri, s. 162, 163)

(HZ. MEHDİ (AS)) ALLAH’IN İZNİYLE TAŞ GİBİ KALPLERİ YUMUŞATABİLECEK, KÖMÜR GİBİ RUHLARI ELMASLAŞTIRABİLECEK, ölü ruhları imanın nuruyla diriltebilecek… (El-Kavlü’l-Muhtasır, s. 24; Şaban Döğen Mehdi ve Deccal, s. 194-195)

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Video sayfam: http://video.mynet.com/erkanarkut/videolari/liste

“Kuran Müslümanlığı sapıklığı çıktı” diyen Fethullah Gülen’e cevap!

“Kuran Müslümanlığı sapıklığı çıktı” diyen Fethullah Gülen’e cevap!

“Kuran Müslümanlığı sapıklığı çıktı” diyen Fethullah Gülen’e cevap!

Bakın Fethullah Gülen yaptığı bir konuşmasında neler söylüyor:

“Kuran Müslümanlığı diye bir sapıklık çıktı.  Usulü din uleması (Kuran demiyor burda) hadisin Kuran’a ihtiyacından daha fazla Kuran’ın hadise ihtiyacı vardır.” Bu linkten Fethullah Gülen’in bu konuşmasını dinleyebilirsiniz:

http://www.youtube.com/watch?v=jWMRzzh0Jlw

Yani Fethullah Gülen konuşmasında açıkça“hadis olmadan Kuran’ın bir anlamı yok”diyor. Ayrıca “Kuran yeterlidir diyen sapıktır”diyor! Peki ama peygamberimiz ve sahabe döneminde herkes Kuran yeterlidir diyordu. O zaman bu ifade nereye gidiyor? Peygamberimizin döneminde hadis yoktu, herkes Kuran’a uyuyordu. Mesela sahabeler Müslüman oluyorlardı, yanına Kuran’ı alıp tebliğ yapmaya gidiyordu. Kimse hadiste ne diyor diye hadis arayışına girmiyordu.

Fethullah Gülen böyle söylerken, Allah ise tüm müminlere “ahirette sadece Kuran’dan sorulacaksınız”demiyor mu? Biz ahirete gittiğimizde Rabbimize diyeceğiz ki “Rabbim biz sadece Kuran’a uyduk.” Ama bu Fethullah Gülen’e göre bu sapıklık olmuş oluyor.

Oysa Allah ayetinde peygamberimizin vahiy dışında konuşmadığını önemle bildiriyor. Peygamberimizin vahiyle söylediği tüm sözler ayet olarak Kuran’la bize bildirilir. Allah ayetinde peygamberimiz bazı sözleri uydurmuş olsaydı onun can damarını keserdik diyor:

Bir kahinin de sözü değildir. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz? Alemlerin Rabbinden bir indirilmedir. Eğer o, Bize karşı bazı sözleri uydurup-söylemiş olsaydı. Muhakkak onun sağ-elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik. Sonra onun can damarını elbette keserdik. (Hakka Suresi, 42- 46)

Dolayısıyla peygamberimizin Kuran’a hüküm ekleme yetkisi yoktur, oradaki ayetleri değiştirme yetkisi yoktur. Hadislerle Kuran’ın desteklenmeye ihtiyacı yoktur. Peygamberimiz de Kuran’a uymakla mükelleftir. Allah peygamberimizin vahiyle konuştuğunu, kendi isteğine göre konuşmadığını şöyle bildiriyor:

O, hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz. O (söyledikleri), yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir. (Necm Suresi, 3-4)

Bu açıklamasıyla Fethullah Gülen Kuran’ın yeterli olduğuna dair indirilen ayetleri de toptan inkar etmiş oluyor:

Allah’tan başka bir hakem mi arayayım? Oysa O, size kitabı açıklanmış olarak indirmiştir. Kendilerine kitap verdiklerimiz, bunun gerçekten Rabbinden hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedirler. Şu halde, sakın kuşkuya kapılanlardan olma. (En’am Suresi, 114)

Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda, Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki: “Bundan başka bir Kur’an getir veya onu değiştir.” De ki: “Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım.” (Yunus Suresi, 15)

Kendilerine okunmakta olan Kitab’ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz, bunda iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt (zikir) vardır. (Ankebut Suresi, 51)

…Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır. (En’am Suresi, 38)

Biz Kitab’ı sana, herşeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik. (Nahl Suresi, 89)

Yukarıda yazdığım ayetler Kuran’ın yeterli olduğuna dair vahyedilen ayetlerin yalnızca bir kısmı, daha çok fazla ayet var. Dolayısıyla tüm müminler sadece Kuran’a uymakla yükümlüler. Sonuç olarak Kuran’ın hadise hiçbir şekilde ihtiyacı yoktur. Ayrıca 4 mezhebin ortaya sürdüğü hadislerin hiçbiri birbirini tutmaz. Birisi bir konuda helal derken, diğeri haram der. Böylece birçok Müslüman hak yoldan sapar, Kuran’a göre helal olan bir şeyi haram zanneder. Oysa Kuran son derece açık bir kitaptır, hadisle açıklanmaya ya da ekleme yapmaya hiçbir şekilde ihtiyacı yoktur.

Umarım Fethullah Gülen hocada yaptığı bu yanlışı anlar ve biran önce bu tür izahlardan vazgeçer. Müslüman’ın görevi diğer Müslüman’ları daima tek doğru olan Kuran’a yönlendirmektir. Allah “Kuran yeterlidir” diyorsa yeterlidir. Kuran’ uymayıp birçok hurafeye uyan ve bunu da şart koşanlar ahirette bu yaptıklarının hesabını mutlaka vereceklerdir:

“Ve şüphesiz o (Kuran), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir.Siz (ondan) sorulacaksınız” (Zuhruf Suresi, 44)

Dünyadaki tüm olaylar hızla Mehdiyet denizine akar…

Dünyadaki tüm olaylar hızla Mehdiyet denizine akar…

Dünyadaki tüm olaylar hızla Mehdiyet denizine akar…

Bütün bu olaylar zuhur vakti yaklaştığı için yaşanıyor.


Şu an Deccal tüm dünyayı adeta pençesine almış durumda. Suriye’de, Mısır’da, Afganistan’da, Irak’da, Arakan’da, Bosna’da, Doğu Türkistan’da hiç durmaksızın kan akıtılıyor. Bu tabloyu son derece olumsuz olarak nitelendirip umutsuzluğa kapılanlar var. Hâlbuki dünyadaki tüm olaylar Mehdiyet’in hayır denizine akıyor. Hiçbir olay tesadüf eseri meydana gelmiyor, kendiliğinden oluşmuyor. Tüm kâinatı yöneten Allah Mehdiyet denizini hiç durmadan dolduruyor, bu deniz taşacağı güne hazırlanıyor. Bizler dünya çapında yaşanan olayların Hz. Mehdi’nin çıkış alameti olduğunu biliyoruz. Peygamberimizin hadislerine göre dünya öyle bir hale gelecek ki, insanlar “Mehdi artık çık ve bizi kurtar” diye feryat edecekler. İşte bu kadar zulüm, kan ve gözyaşı bundan dolayı dünyayı sarıyor. Hz. Mehdi kendisine müthiş bir ihtiyaç olmadan zuhur etmiyor.

Bütün bu olaylar yaşanırken bir yandan da İttihad-ı İslam ve Mehdiyet’in ruhu süratle gelişiyor. Kuran ahlakı dünyaya hızla yayılıyor, bağnazlık ortadan kalkıyor. Allah’ın istediğimiz sistemi ve güzelliği bütün dünyaya getireceği alametlerden anlaşılıyor. Fakat bir kader üstüne Allah olayları karmakarışık hale getiriyor.  Mesela tüm dünyada bir hareketlenme var Allah monotonluk istemiyor. Durağanlığı mutlaka kırıyor Allah, durağan sistemleri mutlaka dağıtıyor. Dağsa yanar dağ haline getiriyor, araziyse depremle hareketlendiriyor. İnsansa ya hastalandırıyor, ya sevindiriyor, ya canı alıyor. Ama mutlaka bir hareketlilik meydana getiriyor Allah. Durağanlık yok her hareket Mehdiyet’in lehinedir.

Her hareketlenme mutlaka Mehdiyet’in lehine deccaliyetin aleyhine Mehdiyet’in lehinedir. Yoksa günler geçer perşembeler gelir çarşambalar gelir hayat gelir geçer.  Ama Allah öyle yapmıyor, bir bakıyorsun Ankara’da deprem oluyor bir bakıyorsun İstanbul’da deprem oluyor. Bir bakıyorsun basında harikulade olaylar oluyor. Sistemlerde harikulade olaylar oluyor fakat bu olayların hepsi bir yere doğru akıyor. Mehdiyet’in denizine akıyor nereden ne olursa Mehdiyet’in denizine akıyor. Deprem Mehdiyet’in denizine akar. Yanardağ depremlerin dışında her şey yani hep Mehdiyet’in denizine akar. Sosyal olaylar ekonomik kriz Mehdiyet’in denizine akar. Mehdiyet’i sürekli yükseltir, sürekli santim, santim, metre, metre, yükseltir. Bu son olayların hepsi doğrudan Mehdiyet’in lehinedir. Sürekli yükseltir ve geliştirir ama öbür yerlerde sistemler hep aleyhine oluyor. Orada oturanların aleyhine olur bir siyasi sistemin aleyhine olur. Belirli bir gurubun aleyhine olur ya da hayrına olur. Sonuçta hepsi İslam’ın hayrına olur. Onların aleyhine olur ama İslam’ın lehine olur.

Yaşanan tüm olaylar Kuran’ın lehine olur, inanan müminlerin mutlaka bereket kazanacağı, hayır kazanacağı lehine olan hayırlı olan bir durumdur. Sathi bakan anlamaz ama akılcı bakan kişi olayların hikmet yönünü anlar. Söylediğim gibi her kare Mehdiyet’in denizine akar yedi denizden daha büyüktür Mehdiyet’in denizi. Gece gündüz dolar diyorlar ki falanca yerde zam oldu “eyvah” diyor insanlar, bu Mehdiyet’in denizine akar hemen. Diyorlar ki falanca kişi Müslüman oldu âlim falanca ateist Müslüman oldu. Yine Mehdiyet denizine akar bakın dikkat ediyor musunuz? Lehte aleyhte her ne olursa olsun hayır denizine Mehdiyet denizine akıyor. Ama öbür sistemler öyle değildir aleyhine olur adamların. Ya birini yıkar geçer, ya birini dağıtır. Adam zengin olur başına bela olur, normal hayatı varken huzurlu hayatı varken zengin olur bütün millet düşman olur, ona baş belası olur. Parasıyla başı belaya girer kaçacak delik arar ama Mehdiyet’te öyle değil de mutlaka lehe gelişme olur. Hayırla gelişme olur Mehdiyet denizine akmayan hiçbir şey olmuyor dikkat ederseniz.

Bu deniz gittikçe seviye alır ama deniz dolmadan da taşmıyor. Allah o denizi kırk yıldan beri dolduruyor. Denizin taşması kırkıncı yılın sonunda. Ondan sonra Hz. Nuh’un gemisi gibi gemi karaya oturacak. İnşallah, Deccalin ömrü kırk yıl diyor Peygamberimiz. Mehdiyet’le Deccaliyetin mücadelesinin süresi. Kırk yıl, kırk yılda bitiriyor Allah. İstedikleri kadar muhalif olsunlar Mehdiyet’e, muhalif olunduğunda peygamberimiz diyor ki “Hz. Mehdi’ye alimler ulema hep karşı olur.” Hadislerde söylüyor hatta diyor” İstanbul’da bir alim bilinen bir alim böyle firavun ruhlu bir alim Hz. Mehdi’ye musallat olur. Onu küfürle delaletle itham eder” diyor hadis İmam-ı Rabbani Mektubat’ında anlatıyor.

Bu söylenenler deMehdiyet denizin dolmasına sebep olur, bu eğer o alimler karşı olmazsa Mehdiyet gelişmez. Adam bilse çıtını çıkarmaz, Mehdiyet’i niye geliştirsin? Ama Allah onu asker ediyor, haberi yok, illaki yardım ediyor. İnternette Mehdiyet’in aleyhine faaliyet lehte kullanır. Rabbimizin lehinde kullanır delalete yatkın ruhlarda da tabii Allah’ın aleyhinde kullanmaya kalkar. Oda bir bela getiriri ona felaket getirir. Şimdi o kuşku ruhu araştırma ruhu orada onu âdeta çılgına çevirir. Şimdi Hz. Mehdi gelmeyecek dedi ya o geleceğe kafaya takar o zaman. Şimdi Hz. Mehdi gelecek desen gelmeyeceğini araştırır. Biz diyoruz ya Hz. Mehdi gelecek, o gelmeyeceğini araştırıyor bizim dediğimizde. Gelmeyecek dedin mi illaki geleceği araştırır. Ama insanın ruhunda var bu şimdi gelemeyeceği de araştırdığında Hz. Mehdi gelecek çıkar onu karşısına. Geleceğin karşısına gelmeyeceği araştırdığında yine Mehdiyet çıkar.

Hz. Mehdi’nin geleceğine dair kaç delil var? Bu yönde yüzlerce hadis var, gerçekleşen yüzlerce alamet var. Ama Allah Mehdiyet’e milyonlarca deccalı musallat etmiştir. Çok fazla firavunu çok fala nemrutu musallat etmiştir. Münafıkları çeşit çeşit münafık ordularını, cin münafıkları, kafir cinler musallat etmiştir. İnsan cinleri her türlü mahlukatı musallat etmiştir. Allah ayette de söylüyor Allah “her peygambere ins ve cins düşman kıldık” özel yarattım diyor Allah. Mehdiyet’e kemali rahmetinden çok çok fazla düşman yaratıyor muhalif yaratıyor. Nemrutları yaratıyor. Münafıkları yaratıyor. Bilmeyenleri yaratıyor. Mehdiyet o zaman muazzam bir hacim alıyor, manevi bir hacim. Normalde Hz. Mehdi küçük bir insan. Ama onu, küfür ve tuğyanın saldırıları, delaletin saldırıları dev yapıyor. Dünyaya sığmayacak hale geliyor bu sefer, o kadar büyüyor yani. Onun için her saldırıdaki rahmeti heyecanla karşılayıp Mehdiyet’in denizini, aklını görüp sevinçle karşılamak lazım. Bunu göremeyen bu nimetin güzelliğini de görememiş olur.

Kaynak: http://mehdinincikisalametleriveozellikleri.blogspot.com/

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Video sayfam: http://video.mynet.com/erkanarkut/videolari/liste

 

Tayyip Erdoğan’ı ve AKP hükümetini gayri meşru yollarla yıkma planları…

Tayyip Erdoğan’ı ve AKP hükümetini gayri meşru yollarla yıkma planları…

Tayyip Erdoğan'ı ve AKP hükümetini gayri meşru yollarla yıkma planları…

 

Hükümeti sinsice devirme planları tutmayacak, halkın seçtiği başkanlık koltuğuna oturacak.


Önce Gezi Parkı olayları, ardından başbakanın evine 3000 kişiyle saldırı planı, bu da başarılı olmayınca 17 Aralık operasyonu… Bakalım bunların arkasından seçimlere kadar daha başka hangi operasyonlar ve komplolar gelecek? Başbakanı ve hükümeti devirmek isteyen dışta ve içte karanlık bir güruhun olduğu açıkça görülüyor. Bu karanlık cephenin içinde batılı dış mihraklar, Ergenekoncular, geziciler, komünistler ve PKK var. Bu güruh yaptıkları her başarısız atakta daha da öfke doluyor, daha da sinsice ataklara kalkışma planları yapıyor.

17 Aralık operasyonunda hükümeti “yolsuzlukla” suçlamalarının ardından içeri atılan Ergenekoncuları da son derece saf, temiz ve masum gösterme çabası içine girdiler. Sanki onca faili meçhul cinayet hiç işlenmemiş gibi, domuz bağları unutulabilirmiş gibi, intihar süsü verilen cinayetler görmezden gelinebilirmiş gibi. Bunun ardından “aslında Öcalan’da yeteri kadar yattı, artık onun da çıkma vakti geldi” demeye kalktılar. Ama tabii ki her zaman olduğu gibi Türk milleti bu oyunların farkında. Ne Öcalan’ın ne de iddia edilen Ergenekon terör örgütünün Türk milletinin gözünde saf ve masum gösterilmesi mümkün değildir. Kim suçluysa, kim masum insanları katlettiyse bunu mutlaka ödeyecektir. Gerekirse tüm ömrünü hapiste geçirecek ve yaptığının tam karşılığını alacaktır. Tabii ki asıl karşılık ahirette Allah’ın adaletiyle tecelli edecektir.  Binlerce şehidimizin katili olan Öcalan’ın dışarı çıkma planı ise tam anlamıyla büyük bir hayaldir ve asla gerçekleşmeyecek bir hayaldir. Türk milleti ve Türk hükümeti buna asla müsaade etmeyecektir.

Hükümeti arka arkaya düşürme planları yapılırken Erdoğan hükümetinin yapacağı en akılcı tavır yolsuzluk operasyonunu sahiplenmektir.Erdoğan hükümeti kendi iktidarda olduğu süre boyunca birçok yolsuzluğu engellemiştir. Hükümet bu konuda halkı çok iyi bilgilendirmeli, önledikleri yolsuzlukları çok net bir şekilde deşifre etmelidir.

Tayyip Erdoğan’ın İran ziyaretinin de çok faydalı olduğunu düşünüyorum. Ama Tayyip Erdoğan İran ziyaretinin yanına İsrail ziyaretini de ekleyebilir. Orada Musevi halka, Musevi çocuklara sevgisini gösterebilir. Sonuçta Türkiye’nin barışçı ve sevgi dolu yüzünü tüm dünyaya gösterebilir. Türkiye’nin barışçıl tavrı, ülkeleri sevgiyle birleştiren tavrı tüm Ortadoğu’nun huzuru için gereklidir.

Hükümetin ve Tayyip Erdoğan’ın bu sinsice devirme planları karşısında yapacakları en akılcı adımlardan bir diğeri de bağnazlığa ne kadar karşı olduklarını göstermeleridir. Kadınlara çok değer versinler. Onları hep yüceltip hükümette görevler versinler. Toplumda kadınların yerini çok daha iyileştirmek için bakanlıklar kursunlar. Devletin bilime, sanata, resme, kültüre ne kadar önem verdiğini göstersinler.Gençleri bu yönde teşvik etsinler. Ünlü sanatçıları ülkemize getirsinler. Yanlarına hep modern, kültürlü, eğitimli kadınları alıp toplantılar, seminerler düzenlesinler. O zaman hep içte hem de dışta bağnazlık ve yobazlık ithamlarını da bıçak gibi kesmiş olurlar.

Tayyip Erdoğan her defasında “tek bayrak, tek millet, tek devlet” vurgusuna devam etsin, bu ülkenin asla bölünmeyeceğini, PKK’ya geçit verilmeyeceğini söylesin.

Devletin, hükümeti yıkma planlarını görmezden gelmeyeceği çok açık, mutlaka kanunla ve hukukla üzerine gideceklerdir. Türkiye üçüncü dünya ülkesi değildir. Türk milleti batılı güçler tarafından seçilen kukla başkanlarla ve hükümetlerle değil, halkın istediği ve seçtiği hükümetlerle yönetilecektir.

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Video sayfam: http://video.mynet.com/erkanarkut/videolari/liste