Sykes-Picot Anlaşması İngiliz derin devletinin İslam âlemini yok etme planıdır!

Sykes-Picot Anlaşması İngiliz derin devletinin İslam âlemini yok etme planıdır!

Sykes-Picot Anlaşması İngiliz derin devletinin İslam âlemini yok etme planıdır!

Türkiye’yi bölüp, parçalara ayırıp yönetemeyecekler…


Amerikan Gazetesi New York Times,Sykes-Picot Anlaşması’nın 100. Yılı sebebiyle 1920 yılında çizilmiş ve Türkiye’yi bölünmüş olarak gösteren bir harita yayınladı. “1920’lerde çizilen bu harita geçerli olsaydı Ortadoğu kurtulabilir miydi” yorumunu yaptı… Bu nasıl çirkin bir cesaret! Devletimiz bu tür yayınlara karşı derhal tepkisini koymalı. Topraklarımızı paramparça gösteren bu tür yayınlar hemen kaldırtılmalı, sus pus kalınmamalı.

Bildiğiniz gibi İngiliz ve Amerikan derin devletlerinin Yeni Dünya Düzeni planı devletleri paramparça edip yönetme üzerine kurulu. Zaten bu amaçla Yugoslavya’yı parçalara ayırdılar, Irak’ı parçalara ayırdılar. Şimdi de Suriye’yi paramparça etmeye hazırlanıyorlar. Bölünmenin Ortadoğu’yu kurtarmayacağı çok açık! Bu sadece Ortadoğu’yu ve tüm dünyayı ele geçirmeye çalışan İngiliz derin devletinin sinsi bir planıdır. İngiliz derin devleti diğer devletleri küçük küçük lokmalara ayırıp yutma peşindedir.

İngiliz derin devletinin bu kirli oyununa karşı tüm İslam âlemi birleşip tek güç olarak cevap vermeli ve Deccal’in oyununu bozmalıdır. Bakın haritayı incelerseniz İstanbul’u da bölmek istiyorlar, İzmir bölgesini de bölmek istiyorlar. Türkiye’nin doğusunda Komünist Kürdistan devleti ve Ermenistan devleti kurmak istiyorlar. Bunun için de PKK terör örgütünü silahla sürekli besliyorlar.

Türkiye Ortadoğu’daki diğer Müslüman devletlerle biran önce birleşip İngiliz derin devletine Müslümanların gücünü göstermeli. Türkiye’yi diğer devletler gibi hiçbir zaman bölemeyecekler. Daha önce de Çanakkale’de denediler ve ağızlarının payını aldılar. Her seferinde de alacaklar. Ama Türkiye elini çabuk tutmalı. Hem İran’ı hem de Pakistan’ı yanına çekerek Büyük İslam Birliği’nin kurulması için ilk adımı atmalıdır.

Kaynak: http://abdningoremedigipkk.blogspot.com.tr/, A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Reklamlar

Levent Kırca: Ölümde bir güzellik, bir müziğin sonu, bir eserin sonu ve bir insanın sonu…

Levent Kırca: Ölümde bir güzellik, bir müziğin sonu, bir eserin sonu ve bir insanın sonu...

Ölüm aniden rüyadan uyanma gibidir. Ölen kişiye perde kalkar ve onun için sonsuza ahiret hayatı başlar.


Çok güzel ve hikmetli konuşmuşLevent Kırcason röportajlarından birinde. Şöyle diyor: “İyi de sadece ben değil ki, hepimiz ölümü yaşayacağız. Ölüm de bir güzellik. Bir müziğin sonu, bir oyunun, bir eserin sonu gibi bir insanın sonu… Finali güzel yaşamak lazım, ağlayıp sızlayıp dövünüp onu rezil etmemek lazım. Bir de 65 yaşıma gelmişim. E, 65’te ölmezsem 75’te öleceğim. “Neden ben” demek bana bencillik gibi geliyor, 18 yaşında çocuk da şehit düşüyor. Neden o ölüyor da başkaları ölmüyor? Yok bunların açıklaması. Kemoterapiye gittiğimde küçücük çocuklar görüyorum. Onlar acı çekerken benim şikayet etmem, “ölmek istemiyorum, gitmeyeceğim, kazık çakacağım!” diye tutturmam ayıp değil mi?”

Evet çok doğru sözler bunlar, ama bu sözleri tamamlamak lazım. Ölümü hep son olarak görüyor insanlar. Bu yüzden ölenin arkasından ağlayıp, yas tutuyorlar. Sanıyorlar ki toprağa girince o beden, her şey son bulacak. Halbuki gerçek hayat ölümden sonra başlıyor. Hem de sonsuz bir hayat. Perde bir kalksa işte o zaman hem ölecek olan kişi, hem de ardından ağlayanlar gerçeği görecekler. Ölümden sonra nasıl sonsuz bir hayatın başladığını görseler acaba tepkileri böyle mi olur? Ama perde hiçbir şekilde kalkmaz, çünkü o zaman imtihan biter. O yüzden insanlar ölümden sonra gerçek hayatın başladığını göremiyorlar. İman etmek yerine, şu çarçabuk geçen dünyayı ölesiye seviyorlar ve sonsuza kadar sürecek olan ahiret hayatına da hiç inanmıyorlar.

Halbuki hepimiz için yaşadığımız şu kısacık hayat tam bir imtihan dünyası. Levent Kırca için de öyle. Sabredecek mi, tevekkül edecek mi? Allah’a dayanıp güvenecek mi, yoksa isyan edecek mi? Bir imtihan bitiyor ve diğeri başlıyor. Bu herkes için böyle. Tek bir kul yok ki bu dünyada imtihan olmasın. Allah kullarını eğiterek ahirete hazırlıyor. İman eden sonunda sonsuz nimetlere kavuşurken iman etmeden ölen de çok büyük bir pişmanlıkla başbaşa kalmaya adım adım yaklaşıyor.

“Finali güzel yaşamak lazım” diyor ya Levent Kırca; işte finali iman edenler çok güzel yaşıyorlar. Çünkü iman edenler ölüm anında melekleri çok güzel surette görüyorlar. Ölüm melekleri onların canını çok güzellikle alıyor ve ölen kişiye de cenneti müjdeliyorlar.

Ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında: “Selam size” derler. “Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin.” (Nahl Suresi, 32)

Dar düşünen, dar bir delikten bakan, bilgisi dar olan, dünyaya, olaylara ve ölüme de çok sığ, çok yüzeysel bakıyor. Kuran’ı bilmemek onları hep acıya, isyana ve üzüntüye sürüklüyor. İman eden bir insan için ölüm sonsuz cennet nimetlerine kavuşmak demek, bunu iman edenler çok iyi biliyorlar. Ne ölüme ne de ölene üzülüyorlar. Gerçek hayat burası değil ki, neden üzülsünler? Onlar sadece hayatları boyunca Allah’ın rızasını kazanmak için çabalıyorlar. Sonuçta insan iman ettiğinde Levent Kırca’nın dediği gibi ölüm de bir güzellik, hem de ne güzellik.Dünya hayatın boyunca Allah’a kavuşmayı beklemişsin ve işte o an gelmiş, bundan daha büyük bir güzellik olabilir mi?

Gerçek şu ki, bugün cennet halkı, ‘sevinç ve mutluluk dolu’ bir meşguliyet içindedirler. Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Orada taptaze-meyveler onların ve istek duydukları herşey onlarındır. Çok esirgeyen Rabb’dan onlara bir de sözlü “Selam” (vardır). (Yasin Suresi, 55-58)

Ne güzel söylemiş Necip Fazıl, bir blog arkadaşım yazmış;  O demde ki perdeler kalkar, perdeler iner, Azrail’e “hoş geldin” diyebilmekte hüner. Öleceğiz, müjdeler olsun, müjdeler olsun, Ölümüde öldüren Rabb’e secdeler olsun. Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber, Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber…

Levent Kırca’nın da söylediği gibi hepimiz öleceğiz, ya 65’imizde, ya 75’imizde. Kimse kazık çakmayacak bu dünyaya. Her sanatçı, her heykeltraş, her ünlü iş adamı, her işçi, her yoksul ve her zengin insan bir gün gelecek ve mutlaka ölümle tanışacak. O aciz bedeni toprakla buluşacak. Ruhu ise sonsuza kadar yaşamak üzere Allah’a kavuşacak. Herşeyden önemli olan bu dünyadan mutlaka ama mutlaka imanla gitmek, takvayla gitmek, Allah sevgisi ile dopdolu bir kalp ile gitmek…

Dünyadaki herşeyi bırakan ve aramızdan teker teker ayrılan insanları gördüğümüzde artık bir parça şuurumuzun açılması gerek ve gerçekleri görmemiz gerek diye düşünüyorum ve Levent Kırca’ya Allah’tan rahmet diliyorum, mekanı cennet olsun…

Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara ‘süslü ve çekici’ kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah Katında olandır. (Ali İmran Suresi, 14)

Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz? (En’am Suresi, 32)

Kaynak: http://dunyahayatimiz.blogspot.com.tr/

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Video sayfam: http://video.mynet.com/erkanarkut/videolari/liste

Hayırlısıyla şu Türk dizilerinden bir kurtulsaydık…

Hayırlısıyla şu Türk dizilerinden bir kurtulsaydık…

Dizilerin her bölümüne ayrı bir felaket ve dram yükleniyor ki halk diziden kopmasın.


Daha öncede yazmıştım, her şey Asmalı Konak dizisi ile başladı… Ve bu dizinin ardındanKurtlar Vadisi ile. Bu dizilerin ardından Türk milleti yıllarca ağalı, aşiretli, silahlı, köylü şivesiyle konuşulan, mafyalı dizilere boğuldu. Bu furyanın ardından şimdi de gençlik dizleri ve Paramparça dizisinde olduğu gibi aile içi felaketleri anlatan dizilerin furyası başladı. Şimdi bütün kanallar bu tarz içi bomboş, seyirciye hiçbir şey vermediği gibi, onlar farkında bile olmadan kendilerinden çok şey alıp götüren dizilerle dolup taşıyor.

Öncelikle bu diziler insanları müthiş bir basitliğe sürüklüyor. Oradaki bayağı mimikler, abartılı konuşma üslupları, seviyesiz espriler, ağzı yaya yaya konuşmalar adeta izleyenlerin beyinlerine kazınıyor. İnsanlar bir süre sonra o dizilerde hayran oldukları karakterler gibi konuşmaya, onların basit esprilerini ve mimiklerini yapmaya başlıyor.

Dizilerde hiçbir akıl alameti yok. Sıradan, sığ bir yaşam döne döne anlatılıyor. Üstüne kabiliyetsiz oyuncular da eklendiğinde Türk milletinin nasıl olup da bu dizileri bayılarak izlediği sorusunu sorma gereği duyuyor insan.

Dizilerde yaşanan ahlak da berbat. Kuran’la taban tabana zıt olan her şey izleyiciye adeta altın tepsinde sunuluyor. Kıskançlık, zina, birbirinin kuyusunu kazma, nefretle saldırma, kadına şiddet, hasetlik, seviyesizlik, aşağılama, sürekli kavga ve tartışma, ağlama, görgüsüzce yaşanan zenginlik, kadere isyan, bencillik izleyicinin karakterine ince ince işleniyor. Bunların hepsinin Kuran’a ters olduğu düşünüldüğünde ne kadar korkunç bir ahlakın topluma empoze edildiği çok net bir şekilde görülüyor. İman, tevekkül, sabır, güzel ahlak, fedakârlık, güzel söz söylemek, kalite, bunların hiçbirini dizilerde görmüyoruz. Dolayısıyla bu dizileri izleyerek yetişen çocukların da bunları normal gören ailelerin de durumu içler acısı bir noktaya geliyor. En kötüsü de içine düşülen basitliğin farkında olmamaları oluyor.

Tabii bütün bunların yanında çok önemli bir nokta daha var.  Her sezon yeni başlayan onlarca dizi ile halkın kafası uyuşturuluyor. Dizilere kapılan insanlar akşam eve gidip koltuklarına yayılıp bu dizileri arka arkaya seyretmekten başka bir şey düşünmez oluyorlar. Diziler adeta görünmez uyuşturucu gibi. Bu arada Türkiye çok ciddi bir bölünme tehlikesi altında. Güneydoğu’da bazı bölgelere girilemiyor. PKK sürekli saldırıyor ve her gün askerlerimiz şehit ediliyor.Ama ne yazık ki ne Türk milletinde, ne de gençlerde milli şuur diye bir şey yok. Çok büyük bir kesim olayın ciddiyetinin farkında bile değil. Türkiye bölündüğünde ve ülkemizin topraklarından Komünist bir Kürdistan kurulduğunda nasıl büyük bir felaketle karşılaşacağımızın da farkında değil.

Dolayısıyla kimse bu dizileri masum görmesin. Hem kendisini, hem ailesini, hem de çevresini bu basitlikten kurtarsın. Aynı durum tabii ki Evlendirme programları, “Aileler yarışıyor” programı içinde geçerli. Para için birbirini yiyen, hatta olmadık kepazelerin yaşandığı bu yarışma programları da insanı hayrete düşürüyor. “Ne zaman bu kadar aile değerlerimizi kaybettik” dedirtiyor. Yine aynı durum adeta düşük akıllılar için hazırlanan “Güldür Güldür” tarzı güya komedi programları için de geçerli. Orada yapılan esprilerin hiçbirini anlamadığım gibi bu esprilere insanların nasıl katıla katıla güldüklerini, o kıyafetlerin, üslupların ve esprilerin basitliğini tarif edecek kelime bulamıyorum.

Umarım çok kısa bir zamanda Türk milleti olarak bu korkunç, milletimizi felakete sürükleyen, beynini boşaltan, maneviyatını ve ahlaki değerlerini kaybettiren dizilerden ve programlardan kurtuluruz. Türk milletini aşama aşama şuursuzlaştırmaya çalışan kişilere de gereken cevabı böylelikle veririz…

Her gün gerçek anlamda, tüm hücrelerime kadar mutlu olmamın sırrı ne?

Her gün gerçek anlamda, tüm hücrelerime kadar mutlu olmamın sırrı ne?

İnsan imanlı olmadığında hem dünyada hem ahirette cehenneme düşer…


Şu anda 45 yaşındayım ve kendimi gerçek anlamda çok mutlu ve çok huzurlu hissediyorum. Her gün günemutlulukla uyanarak başlıyorum. Her gördüğüm görüntüden ayrı bir zevk alıyorum, her güzelliği ruhum coşkuyla karşılıyor. Güzellikler Allah’la bağlantı kurulunca çok özel bir şekilde katlanarak artıyor.

Beni gerçekten seven çok yakın dostlarım var çevremde. Bende onlar da Allah aşığıyız. Böyle olunca hep güzel sözler işitiyor insan. Hayatında hep tevekkül oluyor, sabır oluyor, Allah’a tam teslimiyet oluyor. Her anın şükürle ve Allah’ı anarak geçirdiğinde de nimetler arka arkaya yağmaya başlıyor. Sen Allah’ı unutmuyorsun ya, sen her önüne gelen nimette şükrediyorsun ve O’nun adını yüceltiyorsun ya, alnın şükürle secdeye gidiyor ya, Allah da seni unutmuyor. Bu hayatındahiç imtihan olmuyorsun, ya da hiç zorlukla karşılaşmıyorsun demek değil tabii ki. Ama güçlü bir imanla zorluk artık zorluk olmaktan çıkıyor, hepsini kolaylıkla aşıyorsun. Allah’a olan güven başına gelen imtihanı kolaylaştırıyor. Dünyayı değil ahireti isteyen bir insanı hiçbir olay yese ve üzüntüye kaptırmıyor.

Huzur ve mutluluk ancak imanla geliyor ama insanlar bu gerçeği bilmiyorlar. İnsanlar paraya, mala, mülke kavuşunca mutlu olacaklarını zannediyorlar. Çocukları olup, arabaları dizip, yazlıkları kışlıkları alıp, bankaya paraları yığdıkça mutluluktan uçacaklarını sanıyorlar. Ama iman etmedikleri takdirde bunların hepsi dönüp dolaşıp başlarına bela oluyor. Hem de ne bela, ne yapsalar kurtulamıyorlar.

Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve çocuklarla, Biz onların hayırlarına koşuyoruz (veya yardım ediyoruz)? Hayır, onlar şuurunda değiller. (Mü’minun Suresi, 55-56)

Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin; Allah bunlarla, ancak onları dünyada azaplandırmak ve canlarının onlar inkâr içindeyken zorluk içinde çıkmasını istiyor. (Tevbe Suresi, 85)

Ben Allah’ı inkâr edip de mutlu olan insan görmedim. Alenen dünyada cehennem azabı yaşıyorlar. Her gün sıkıntı, her gün ayrı azap çekiyorlar. Allah’ı unutunca mutlu olacaklarını zannediyorlar ama tam tersine Allah üstlerine bin bir bela yağdırıyor. İçlerini sıkıyor, hiçbir şeyden zevk alamaz hale getiriyor.  Allah onları hiç sezdirmeden süründürüyor. Her gün ayrı bir şeyi kafalarına takıyorlar, her gün ayrı bir şeye sıkılıyorlar. İman etmedikleri için Allah manevi azap da veriyor. Bununla da bitmiyor, bedenen de hastalanıyorlar. Bu sefer de huzur bulmak için gidipuyuşturucuya, içkiye, depresyon ilaçlarına saldırıyorlar. Oysa bunların hiçbiri çözüm değildir, kurtuluş ancak kalbi Allah’a bağlamakla olur.

İnsan gerçekten, samimi bir şekilde iman ettiğinde ruhunda yaşadığı huzur tarif edilemez. Vücudundaki 100 trilyon hücrenin hepsi imanı tanıyor. İnsan her an Allah’ı gerçek dost edinmenin gücünü ve rahatlığını üzerinde hissediyor. Biliyor ki can dostu olan Allah onu asla bırakmaz, onu asla terk etmez. Sen Allah’a bir adımla yaklaşırsın, O sana on adımla yaklaşır. Sen Allah’ı dost edinirsin, O sana yeter. Hem de tüm dünya karşında olsa da yeter. İnsan imanı ölçüsünde mutludur. İmanla zindan bile cennete dönüşür. Bir insana bu dünyada verilen en büyük nimet derin imandır. Bunu da ancak yaşayan ve ruhunda hisseden bilir…

Allah, iman edenlerin Velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan nura çıkarır; inkâr edenlerin velileri ise tağut’tur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar, ateşin halkıdırlar, onda süresiz kalacaklardır. (Bakara Suresi, 257)

Kaynak: http://dinsizliginkabusunuyasamak.blogspot.com/

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Video sayfam: http://video.mynet.com/erkanarkut/videolari/liste

Hülya Avşar, “ne mutlu ki bize çocuklarımıza spor bilinci aşıladık” diyor ama…

Hülya Avşar, “ne mutlu ki bize çocuklarımıza spor bilinci aşıladık” diyor ama...

Geçtiğimiz günlerde Hülya Avşar’ın konuğu Ebru Şallı’ydı. Programı biraz izledim. Hülya Avşar Ebru Şallı’ya çocuklarını soruyor, Ebru Şallı’da çocuklarını herşeyden önce spora yönlendirdiğini söylüyordu.

Hülya Avşar’da bunun karşısında çok mutlu olup “ne mutlu ki bize çocuklarımıza spor bilinci aşıladık. Zehra bir gün spor yapmasam vicdan azabı duyuyorum” diye anlatıyordu.

Tabii ki çocuklarımıza spor bilinci aşılayacağız, tabii ki bedenlerinin zinde kalması için onları spora yönlendireceğiz. Peki ama ruhları ne olacak bu çocukların? Hiç ondan bahseden yok. Hülya Avşar’ın ya da Ebru Şallı’nın çocuklarına ne kadar dini eğitim verdiklerini, onları ne kadar maneviyata yönlendirdiklerini bilmiyorum. Çünkü programda bu konulardan hiç bahsedilmedi.

Sadece şunu çok iyi biliyorum. Öyle bir gençlik yetişti ki, sabahtan akşama kadar spor salonlarında vücudunu geliştiriyor. Kız da aynı erkek de aynı. Akşama kadar ter içinde kalıp sonra vücutlarının nasıl geliştiğini gösteren resimler çekip instagram da facebook ta yayınlıyorlar. Kafa nerdeyse yalnızca buna çalışıyor. En nihayetinde yaşlanıp çürüyecek, sonunda da mezara girecek bir bedene inanılmaz değer veriyorlar.

Bir gün spor yapmadığında vicdan azabı çeken çocuk, günlerce, aylarca, yıllarca namaz kılmadığı için hiç vicdan azabı çekmiyor. Kuran’ı hiç okumadığı için de, ayetleri bilmediği için de, Allah için hiçbir şey yapmadığı için de hiç vicdan azabı çekmiyor. Günler, aylar, yıllar öyle akıp gidiyor. Sorsan Kuran’dan tek ayet bilmez, sorsan namaz kılmayı bilmez, sorsan hayatında hiç oruç tutmamıştır. “Allah bizden bu dünyada nasıl bir kul olmamızı istiyor” diye sorsan onu da cevaplayamaz. Çünkü hiç düşünmemiştir. Bu dünyaya neden geldi, sorumlulukları neler, dünya hayatından sonra sonsuza kadar kalacağı ahiret hayatı için ne yapıyor, Allah’ın tüm kainatı yarattığının farkında mı? Şükrediyor mu, Allah’ı içli içli düşünüyor mu, Allah’ı anıyor mu?

Farkındaysanız bunlardan hiç bahis yok, en ufak bir söz etme yok. Her zaman söylüyorum. Hülya Avşar’ı ya da Ebu Şallı’yı bilemem. Ben genel olarak anne babalara sesleniyorum. Eğer bir anne baba evladını gerçekten seviyorsa onu ahirete hazırlar. Kısacık dünya hayatını kurtarma peşinde olmaz. Aman çocuğum ne kadar iyi spor yapıyor diye havalara uçmaz. Çocuğunun ruhunu Kuran’la, Allah sevgisiyle, maneviyatla eğitir. Onu sonsuz ahiret hayatına hazırlar. Şimdiki anne babalar çocukları en iyi koleje girdi mi, en iyi üniversiteye kapak attı mı, iyi bir iş sahibi oldu mu onun peşindeler. Halbuki bütün bunlar sadece dünya hayatını iyi geçirmeye yönelik hedeflerdir. Bununla birlikte çocuğunuzu manevi olarak Kuran’la eğitmezseniz çocuk hem bu dünyada hem de ahirette asla gerçek mutluluğu yakalayamaz. Üstelik siz çocuğunuzun dünyasını kurtardım diye sevinirken o çocuk ahirette bu tavrınızdan dolayı sizden asla razı olmayacaktır.

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Video sayfam: http://video.mynet.com/erkanarkut/videolari/liste

Bu dünyada telaşa ve korkuya kapılmamanın tek yolu var…

Bu dünyada telaşa ve korkuya kapılmamanın tek yolu var…

Bu dünyada telaşa ve korkuya kapılmamanın tek yolu var...

Kafanızdaki hiç susmayan kötü düşünceler ancak tevekkülle ve Allah’a güvenle son bulur…


İnsanlar hep bu dünyada rahata ermek, huzur içinde yaşamak istiyorlar. İstiyorlar ki kafalarında hiç durmadan dönüp duran o kötü düşünceler kaybolsun, istiyorlar ki telaşları,korkuları kaybolsun. Bir parça rahat yüzü görmek istiyorlar.

Peki ama bunca zorluklarla dolu dünya hayatında bunu nasıl yapacaklar? Çok zengin bir akrabaya sırtını dayamakla bitiyor muendişeler? Ya da çok iyi bir kariyer yapmakla? Kendince kurnaz davranıp zengin biriyle evlenmekle? Ya da paraları bankaya yığıp biriktirmekle? Yoksa endişeler ve korkular giderek daha da mı artıyor? Dünyada alınan her tedbir sürekli boşa mı çıkıyor?

Bu dünyada telaşa kapılmamanın tek yolu var. O da önce Allah’a iman etmek, sonra da şirkkoşmadan iman etmek. Gerçek huzuru, dinginliği ve mutluluğu yaşamanın başka hiçbir yolu yok.Bu dünyada yaşayan hiçbir insanın kendisine ait bir gücü yok. Kimse Allah’tan bağımsız hareket etmiyor, kimse Allah’tan bağımsız tek bir söz bile söylemiyor. Olaylar hep Allah’ın kontrolünde gerçekleşiyor. Allah bir insanı getiriyor, diğerini götüüryor ve saniyesi saniyesine olacak olan olayları hayatımızda tek tek yaratıyor. Daha biz doğmadan on yıl sonra saat iki de yaşayacağımız olay belli. Allah bu olayları bir imtihan olarak kaderimizde yaratıyor.

İşte insan bu hayatın keşmekeşi içinde “şimdi buda nereden çıktı, bu insan neden bana böyle söyledi, neden ters yola saptım, neden ben hastalandım, neden bu işe giremedim, neden istediğim bölümü kazanamadım…” demeye başlıyorsa ve Allah’ı unutuyorsa, işte o zaman şirk içinde yaşıyor demektir. BakınAllah Kuran’da “Allah’tan habersiz bir yaprak bile düşmez”diyor. Bakın yeryüzünde yaşayan trilyonlarca ağaçtan düşen tek bir yaprak bile Allah’ın kontrolünde o ağaçtan yere düşüyor. Yere düşeceği saniye dahi belli. O zaman seninde yaşadığın olayların bir hayrı, bir hikmeti var. Mümin burada imtihanın sırrını kavrıyor ve her seferinde Allah’a tevekkül ediyor.

O zaman geriye telaş edecek bir şey kalıyor mu?“Allah her şeyi hayırla yaratıyor” diyecek mümin. Başına gelen her olayı güzel görecek. Telaşa kapılacak, üzülecek, sıkılacak, yese kapılacak bir durum yok ortada. Tam tersine şirkten sıyrılınca insanın üzerine bir bereket, bir güzellik geliyor. İnsan Allah’tan yana olduğunda ve Allah’ı unutmadığında, Allah’ta kalbine huzur ve güvenlik duygusu indiriyor.

Kuran’ın dışında insanları endişelerden, telaşlardan kurtaracak tek bir yol yok. Allah “bir tek şirk koşmazsanız, bütün kontrolün Bende olduğunu bilirseniz rahat yaşarsınız” diyor. İman etmeyenler de “hayır, bütün kontrol bizde” diyerek inatla direniyorlar. O zaman da işte böyle sürüm sürüm sürünüyorlar…

Kaynak: http://enbuyuktehlikesirkk.blogspot.com.tr/

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Video sayfam: http://video.mynet.com/erkanarkut/videolari/liste

“Küçük Çocuk” ismiyle savaşı masum gösteremezsiniz!

"Küçük Çocuk" ismiyle savaşı masum gösteremezsiniz!

Ülkeler silahlanmaya ayıracakları parayı insanların mutluluğuna ve sağlığına harcamalı.


“6 Ağustos 1945’te yaşananları çok iyi hatırlıyorum. Okulda camdan dışarıyı seyrediyordum. Ben de küçük bir çocuktum, ama 4 metrelik başka bir “küçük çocuğun” hayatımı tamamıyla değiştireceğinden habersizdim.”

Bu satırlar tam 69 yıl önce atom bombası dehşetini yaşamış ve zorlukla hayatta kalmış olan bir çocuğa ait. İngilizce “Little Boy” ismi verilmiş olan zırhlı çelikten bir silindirin içine 64 kg.a yakın zenginleştirilmişuranyum yerleştirilerek yapılan bir bomba. Bu atom bombası 9400 metre yüksekliktenHiroşima’nın üzerine bırakıldı. Little boy isimli atom bombasının nasıl büyük bir felakete yol açtığını seyredebilirsiniz:

Ortaya çıkan muazzam enerji kilometrelerce alanı anında yaktı. Ve canlı olan her şeyi anında yok etti… Bombalamanın ardından oluşan yaralanmalar ve radyasyonun etkileri nedeniyle 1950 yılına kadar 60. Bin kişi daha hayatını kaybetti. Japonya tam anlamıyla büyük bir yıkıma uğradı. Tam 1 milyona yakın kişi öldü.

Bugün hala resmi olarak 8 ülkenin nükleer silah yaptığı, buna karşılık Türkiye’nin de aralarına olduğu çok sayıda ülkede nükleer silahların olduğu biliniyor. Silahlanma yarışı akıl almaz boyutta! Olan zavallı masum kadınlara ve çocuklara oluyor…

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Video sayfam: http://video.mynet.com/erkanarkut/videolari/liste