Türkiye’nin altınları neden İngiltere’de saklanıyor?

Türkiye’nin altınları neden İngiltere’de saklanıyor?

Küresel sermaydarlar ülkelerin ekonomilerini ele geçirerek parçalama ve yönetme planı yapıyorlar.


Hatırlarsanız Maliye Bakanı Mehmet Şimşek Türkiye’nin 490 ton altını olduğunu ama bu altının sadece 40 tonunun Türkiye’nin hazinesinde, 450 ton altının ise İngiltere merkez bankasında olduğunda açıklamıştı.

Bir köşe yazarı geçtiğimiz hafta durumun vahametini şöyle yazdı: Türkiye’deki altın “rezerv para” olarak görülmediğinden, İngiltere ve FED kasasında altın bulundurarak, Türkiye’ye borç verdiler. Hükümetin ülkeye ait olan bu paradan hiç bahsetmemesi ve istememesi, çok manidar… İngiltere, bu altınları asla vermeyecek. Göreceksiniz!

İngiltere, Libya’nın paralarını verdi mi? Batı, Libya’ya ait 200 milyar dolara oturdu. Ben altınlarımı saklayamıyorum da, İngiltere saklayacak! Şu kafaya bak! Tavuklar tilkiye emanet!

Dünyanın altınları her nedense İngiltere’deki büyük kasalarda saklanıyor. Kraliçe’de ara ara gidip altınlar yerinde duruyor mu diye ziyaret ediyor. Dünya altınlarının yarısı Londra’da, değeri 172 trilyon pound. İngiltere bankası gizli altın madenimiz Londra sokaklarının altında diye durumu açıklıyor.

Türkiye bu altınları İngiliz derin devletine ve küresel sermayedarlara kaptırmamalı ve mutlaka geri almalı. Türkiye’nin parçalanması için PKK’yı kuranların İngiliz derin devleti olduğu unutulmamalı. Bunlar altınlarımızı almakla yetinmezler, dünyanın bor madenlerinin %70’ine sahip olan Türkiye her zaman ele geçirilmek üzere hedefte. Bu yüzden çok uyanık olmak gerek.

Kaynaklar:

http://ustakilkim.blogspot.com.tr/

http://www.independent.co.uk/news/business/news/gold-price-bars-hidden-in-secret-vaults-beneath-the-bank-of-england-worth-248bn-a6994276.html

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

 

Image result

Reklamlar

Mümin için dünya hayatında yaşarken iki yol var, birini seçmek gerek…

Mümin için dünya hayatında yaşarken iki yol var, birini seçmek gerek...

Mümin mutlaka Allah’tan derin iman istemeli, mutlaka derin imanla cennete gitmek istemeli…


Bu yazım çok uzun olmayacak, ama kısa da olsa yazdıklarımı derin düşünen mümin kardeşlerim için gerçekten faydalı olacağına inanıyorum.

Dünyada yaşarken samimi Müslüman olarak yaşamak isteyen müminlerin karşısında iki yol var. Birinde insanlar var, olaylar var, söylenen sözler var, insanı oyalayan çok fazla detay var. Olaylara ve insanlara benlik verdiğinde şirk içinde yaşıyor insan. Bu dünyada tevekkülsüzlük var, üzüntü var, karışıklık var. Şeytan insanı adım adım Allah’tan uzaklaştırıyor ve detaylarla adeta boğuyor. Bu yol zayıf imanlıların yolu…

Bir de yalnızca Allah ile birlikte olduğun çok güzel bir yol var. Detaylardan, dünyevi olaylardan, karışıklıklardan kendini kurtarıp yalnızca Allah’a yöneliyorsun. Allah’a olan sevgini en güzel sözlerle, her gün değişik iltifatlarla söylüyorsun. Kadere tam teslimsin, her olayın Allah’ın kontrolünde olduğunu biliyorsun. Şeytan seni detayların içine sürükleyemiyor. Olayları dıştan seyrediyorsun. Ölümün çok yakın olduğunu biliyorsun, yalnızca ahireti istiyorsun.

Müminlerin kendilerine yalnızca Allah ile çok güzel bir dünya kurmaları gerekiyor, Allah’ın da bizden istediği bu…

Rabbini, sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. gaflete kapılanlardan olma. (Araf Suresi, 205)

Kaynak: http://kalbimizdekiderinallahsevgisi.wordpress.com/

http://enbuyuktehlikesirkk.blogspot.com.tr/

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Prof. Michio Kaku: Yaşam yalnızca bir rüya!

Prof. Michio Kaku: Yaşam yalnızca bir rüya!

Maddenin aslına hiçbir zaman ulaşamayız, yalnızca beynimizdeki görüntüsü ile muhatabız.


Japon asıllı ünlü bilim adamı Michio Kaku, ABD doğumlu kuramsal fizikçidir. Son dönemin en gözde fizikçilerinden olan Kaku’nun çok sayıda kitabı, sayısız radyo programı ve tv programı vardır. Bilimin popülerleşmesine katkılarıyla tanınan Michio Kaku, karadelikler ve evrenin genişlemesinin ivme kazanması gibi konularda çok sayıda araştırma yapmıştır.  Ayrıca fiziğin temel modellerinden biri olan sicim kuramının teorisyenlerinden biridir.

Bakın ünlü bilim adamı Michio Kaku bir röportajında ne diyor:

“Aslında nesnelerin katı olduğuna dair bir yanılsamamız var. Aslında nesneler boştur. Peki o halde biz neden yere yığılmıyoruz? Neden maddeler katı halde görülüyor? Çünkü elektronlar birbirlerini iterler. Ben aslında bu zeminde durmuyorum. Çünkü elektronlar birbirlerini sevmezler, birbirlerini iterler. BU nedenle biz maddelerin katı olduğunu zannediyoruz. Fakat aslında katı olan maddeler aslında katı değil. Biz onların katı olduğu yanılsamasına sahibiz. Fakat biz gerçekliğin katı halde olduğunu düşünüyoruz. Ancak hiç de bu şekilde değil.

O halde biz beynimizin içinde yaşıyoruz…

“Evet. Bir anlamda. Aynaya baktığınızda aslında gerçekten kendinize bakmıyorsunuz. Aynaya baktığınızda siz aslında saniyenin milyarda bir önceki halinize bakıyorsunuz. Çünkü ışığın gözünüzden aynaya gitmesi ve tekrar gözünüze dönmesi için gereken zamandır. Ve Kuantum mekaniğine göre yüzünüz aslında dalgadır, siz aslında titreşiyorsunuz. Bu inanılmaz geliyor ama biz bunu laboratuvarda ölçebiliyoruz. Bu nedenle aynaya baktığınızda aslında gerçekten kendinize bakmıyorsunuz.

Eğer dokunma, görme ve işitme hisleri beynimize elektrik sinyali olarak ulaşıyorsa o halde dışarıda maddenin var olduğundan nasıl emin olabiliriz?

Beynimiz gördüklerimizin ortalamasından bir görüntü çıkarır. Sizin sorduğunuz şu, beynimizi yanıltmamız mümkün mü? Cevap: Evet. Fakat soru şu: Gerçeklik sahte midir? Demek istediğim etrafta gördüğümüz her şey bir yanılsama. Bunun gerçeklik olduğunu düşünüyoruz. Ama aslında değil. Belki de biz gerçeklikle gerçek olmayan arasındaki farktan da habersiziz. Biz şu anda yapay dokunma hissini oluşturmaya başlıyoruz. Biz bu teknoloji ile orada hiçbir şey olmamasına rağmen orada yapay dokunma hissini oluşturabiliyoruz.

Şu an yaşadığımız dünyadan bahsedelim. Biz gerçek dünya mı, yoksa hayal dünyasında mı yaşadığımızı ayırd edebilir miyiz?

Prensipte içinde yaşadığımız dünya hayal dünyası olabilir. Bunun aksini ispatlayamazsınız.

Madde atomlar tamamen karanlık %99’u boşluktur. O halde biz bu üç boyutlu muhteşem dünyayı nasıl görürüz?

“Biz bir yanılsama olan dünyayı görürüz. Katı olduğumuza, nesnelere dokunduğumuza dair bir yanılsamamız var. Örneğin aslında ben bu sandalyede gerçekten oturmuyorum. Bu sandalyenin bir ankstrom üzerinde havada duruyorum. Çünkü elektronlar aynı kuantum pozisyonunda durma eğleminde değildirler, birbirlerini iterler. Nesneler katı değildir. Beyin sadece elektrik sinyallerini içeriyor.

Röpörtajın tamamını bu linkten izleyebilirsiniz:

https://www.facebook.com/pg/BirCapsBirBilgi/videos/?ref=page_internal

https://www.youtube.com/watch?v=9VYtiV4ZRek

Kaynak: https://hayalinndigeradimadde.wordpress.com/

http://darwinizminacmaziruh.blogspot.com.tr/

 

Bağnazlıktan nefret eden Atatürk bu yüzyılda yaşasaydı bugün Avrupa Birliği’ndeydik…

Bağnazlıktan nefret eden Atatürk bu yüzyılda yaşasaydı bugün Avrupa Birliği’ndeydik…

Atatürk modernliğiyle, şıklığıyla, nezaketiyle, aydın dindarlığıyla millete örnek bir insandır. O bağnazlığa karşıydı.


Avrupa Birliği’ne bizi neden almıyorlar diye güceniyoruz, sıkılıyoruz ya yıllardır, halbuki medeni bir görüntü çizmiyor Türkiye. “Kadınlar gülmesin, fazla konuşmasınlar” zihniyetinde kişiler var hala. Tabii ki Avrupa’dan bakıldığında sanata önem vermeyen, kaliteye önem vermeyen, resme, sanatçısına sahip çıkmayan yobaz bir Türkiye var görüntüde.

Ama Atatürk olsaydı böyle mi olurdu? Atatürk bağnazlıktan nefret ediyordu ama Kuran’a da sıkı sıkıya bağlıydı. Samimi dindardı, Kuran’ı Türk halkı anlasın ve yaşasın diye Elmalılı Hamdi’ye tercüme ettirmişti. Ultra modern, kaliteli, çok nezih beyefendi bir adamdı, salon adamıydı. Bu yüzden Avrupa’ya gittiğinde krallar karşısında saygıyla eğiliyordu.

Bu örneği Avrupa Birliği önemli olduğu için vermiyorum, Atatürk Türkiye’yi bu kaliteye taşımış bir insandı. Ama sonra kalite, modernlik, hoşgörü, estetik yitirildi. Bu yüzden anlatıyorum. Ama kısa bir süre sonra Türkiye yeniden şahlanacak. Çünkü Mehdiyet çağındayız. Atatürk’ün gösterdiği yoldan ilerleyeceğiz, yobazlığın zincirlerini kıracak ve sadece Kuran’a yöneleceğiz. Böylece Hz. Mehdi ile birlikte yine dünyaya yol gösteren bir ülke olacağız…

Atatürk’ü 10 Kasım’da sevgiyle anıyoruz, o tıpkı Bediüzzaman gibi yaşadığı dönemin seçilmiş insanıydı, Hz. Mehdi için Türkiye’de zemin hazırlayan bir insandı…

Kaynak: http://bagnazliknedir.blogspot.com.tr/ , A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Abdülhamit döneminde Osmanlı armasını İngiltere kraliçesi Victoria hazırlatmış!

Abdülhamit döneminde Osmanlı armasını İngiltere kraliçesi Victoria hazırlatmış!

İngiliz derin devleti Osmanlı döneminden beri topraklarımızı parçalamaya çalışıyor!


Herkes tarafından yanlış bilinen bir Abdülhamit dönemi var, o dönemle ilgili gerçekleri anlatmaya devam edelim. Abdülaziz’in şehit edilmesinin ardından Abdülhamit tam anlamıyla İngiliz derin devletinin kontrolüne girmiş, Abdülhamit döneminde Osmanlı topraklarının üçte biri kaybedilmiştir. Dünyanın en büyük donanmalarından birine sahip olan Abdülhamit donanmayı 20 yıl kıyıya çektirmiş, sonra da çürütüp başına da bir İngiliz subayını getirmiştir. Abdülhamit döneminde evrim teorisinin anlatıldığı eserler tüm Osmanlı’ya dağıtılmış, şarap, bira ve tütün fabrikaları açılmış, Osmanlı manen de tamamen çökertilmiştir.

Abdülhamit’in Yahudilere toprak vermediği ve Theodor Herzl’i makamından kovduğu da tamamen yalandır, Abdülhamit döneminde İsrail’in bulunduğu bölgede Yahudi yerleşimleri tam 3 katına çıkmıştır. Abdülhamit ayrıca Kıbrıs’ın bir bölümünü de İngilizlere satmıştır.

Bütün detayları incelersek Abdülhamit’in İngiltere ile çok yakın ilişkide olduğunu görüyoruz. Mesela Osmanlı Armasını İngiltere Kraliçesi Victoria hazırlatmıştır. Tasarımı İngiliz tasarımcı Prens Charles Young’a aittir. 2. Abdülhamit bazı eklemeler yaparak armayı 1882’de resmi arma haline getirmiştir.

Armanın en üstünde padişah tuğrası güneş ile çevrelenmiştir. Bu üzerinde güneş batmayan İngiliz imparatorluğunun Osmanlıyı çepeçevre kuşatması manasına gelmektedir.
Hilafet sancağı ve Osmanlı sancağı da İngiliz güneşinin altıdandır.
Ortadaki figür gerçekte İngiliz kraliyet asasındaki elmastır. Asayı yani krallığı temsil eder.
Merkezden çıkan kılıç ve mızrak benzeri figürler İngiliz kraliyet tacında da vardır.

Abdülhamit ile ilgili gerçekleri anlatmaya devam edeceğiz.

Abdülhamit döneminde şarap ve bira reklamları:

http://blog.milliyet.com.tr/abdulhamit-doneminde-sigara–sarap-ve-bira-reklamlari-/Blog/?BlogNo=543769

 Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Abdülhamit döneminde Kraliçe Victoria tarafından tasarlanan Osmanlı arması, armanın arkasındaki güneş batmayan güneş olarak tasvir edilen İngiltere’yi temsil ediyor:

İngiliz kraliyet asasında da aynı elmastan bulunuyor:

Kraliçe Victoria ve asası:

Image result

 

Blog’taki yazımı bir kişi okumuş ya da bin kişi, ne fark eder?

Milliyet Blog’ta yazımı bir kişi okumuş ya da bin kişi, ne fark eder?

Aslında bütün yazıları Allah yazar, tüm cümlelerimizin sahibi Allah’tır…


Bir süredir Milliyet Blog’da yazan yazar arkadaşların okunma sayılarının düştüğünden şikâyet ettiklerini görüyorum. Yazılarımız ana sayfada yayınlanmadığı için okunma sayıları ciddi şekilde düştü, bunun tabii ki bende farkındayım…

Bilenler bilir, bende burada birkaç senedir yazıyorum ve en çok okunan yazarlar arasındayım. Tabii ki yazılarına emek veren bir insan için bu çok güzel bir hediye, aynı zamanda da insana çok şevk veren bir şey.

Ama “yazılarım çok kişi tarafından okunmuyor” diye şikâyet edenlere şunu söylemek istiyorum. Benim için yazımı bir kişi de okusa bin kişi de okusa fark etmez. Biliyorsunuz ben çoğunlukla dini ve sosyal konularda yazıyorum. İnsanları daha ölmeden uyandırmak, onların Allah’ın varlığının delillerini göstermek istiyorum. İman edip samimi bir kalple Kur’an’a dönmelerini istiyorum. Bunun için de gece gündüz demeden tebliğ yapıyorum ve sürekli anlatıyorum.

Ama bunca emeğime rağmen yazılarımı kimler okuyor, kimlerin kalbinde nasıl etki uyandırıyor, kimlerin kalbinde bir ışık yanıyor hiç bilmiyorum. Yıllardır burada yaptığım tebliğ neticesinde bir kişinin yürekten Allah’a döndüğünü biliyorum, o da bana yeter. Bir kişiyi cehennemden kurtarmanın mutluluğu tarif edilebilir mi? Tek bir kişi için böylesine büyük bir emek verilmez mi? Hayatımızı Allah’a adadık biz, sadece O’nun rızası için yaşıyoruz…

De ki: “Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah’ındır.” (En’am Suresi, 162)

Bir de şu gerçek var. Ben yazdığım bütün yazıları Allah için yazıyorum. Hepsi, yazdığım her satır aslında benim amel defterime tek tek işleniyor. Bazen bir yazımın karşısında 1 kişi okumuş gözüküyor, bazen 1000 kişi! Ne fark eder? Ben sadece bir sayı görüyorum, sanal bir dünyada sadece bir sayı! Beynimde yaratılan bir sayı o kadar! Ama yazıların kimin kalbine nasıl etki ettiğini sadece Allah biliyor. Ve hepsini zaten Allah yaratıyor.

Peygamberlerde kaç kişi iman eder diye tebliğ yapmadılar, var güçleriyle anlattılar, anlattılar, anlattılar. “Sen dilediğini hidayete eriştiremezsin, Biz eriştiririz” diyor Allah. Bende tebliğ yapıyorum ve kalbim müthiş huzurlu bir şekilde gerisini Allah’a bırakıyorum…

Hiç kimse yazdıklarımı okumasa bile, hiç kimse görmese bile editörler görüyor ve okuyorlar değil mi? Bu da çok güzel… Yıllardır yazdığım yazıların onlarda da nasıl bir etki oluşturduğunu da merak etmiyor değilim…

Yazılarımı okuyan Milliyet Blog okuyucularından ve yazarlardan bu yazıma yorum yapmaları dileğiyle…

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Dünyanın bir imtihan yeri olduğunu birçok insan anlamıyor…

Dünyanın bir imtihan yeri olduğunu birçok insan anlamıyor…

Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır diyor Allah, ama ancak Allah’a yönelince imtihan kolaylaşıyor…


İnsanlar başlarına gelen zorluklarda, sıkıntılarda nedense çok şaşırıyorlar. “Şimdi bu nereden benim başıma geldi” diyor adam. “neden kanser oldum, neden üniversite sınavını kazanamadım, neden şimdi iflas ettim, tam da yeni toparlanmıştım” diye hayıflanıyor. Hâlbuki dünya tüm insanlar için bir imtihan yeri. Biz buraya güle oynaya yaşayalım, başımıza hiçbir zorluk gelmesin, hiç sıkıntı çekmeyelim diye gelmedik. Tam tersine imtihan olmaya ve imtihan olduğumuzu fark etmeye ve her seferinde de Allah’a yönelip dönmeye geldik…

Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. (Bakara Suresi, 155)

Allah Kuran’da biz kullarına açıkça söylüyor işte, “sizi bir parça açlıkla, korkuyla, yoklukla, hastalıkla deneyeceğim, sabır gösterenleri müjdele” diyor.  Ama bir yandan da dünyanın imtihan yeri olduğunu insanların anlayamayacakları, fark edemeyecekleri bir sistem kurmuş Allah. Adamın sabah işe gitmesi gerekiyor, çekleri bozdurması gerekiyor, çeki takip etmesi gerekiyor. İşyerinde yazılar var onları okuması gerekiyor. Mesela kasapsa eti işte bayatlamadan satması gerekiyor. Bakkal eksik olan mallarını düşünüyor. Allah harika ve çok detaylı bir sistem kurmuş. Ve insanı bu sistemin içinde öyle bir yoğunlaştırmış ki Allah, insanlar bunun dışında bir hayat olabileceğini düşünemeyecek hale gelmişler. Adam gün içinde bütün bunları takip ediyor, sonra yorgun argın eve gelip uyuyor, bu sistem ölene kadar devam ediyor. Şeytan onu detaylarla, ayrıntılarla boğuyor.

Hâlbuki kasabın eti de Allah’ı ilgilendirmez, bakkalın malı da ilgilendirmez. Tek amaç imtihandır. Allah’ın istediği yalnızca sevgidir, insanların sürekli Kendisine yönelmesidir. Bu yüzden insanları imtihan ediyor, her zorluğu, her güzelliği, her nimet artışını ya da her nimet eksiğini Allah özel olarak yaratıyor. Ama metafizik bir dünyada yaşadıklarını bilmiyor insanlar. Onun için özellikle ahir zamanda olduğumuz bu günlerde, son aylarda çok garip sarsıcı olaylar meydana getiriyor Allah.İnsanlar imtihan olduklarını anlasınlar diye, aslında hiçbir güçlerinin olmadığını, yalnızca Allah tarafından yazılan kaderlerini yaşadıklarını anlasınlar diye…

Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık. (Kamer Suresi, 49)

Gerçekten iman eden samimi müminler böylesine metafizik bir dünyada yaşadıklarını biliyorlar, her an Allah ile beraberler. Ama iman etmeyenler ölene kadar dünyadaki detayların içinde boğulup bu gerçeği asla fark edemiyorlar, çünkü Allah şuurlarını açmıyor …

Kaynak: http://imtihaninsirri-ukab.blogspot.com.tr/; A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/