Hz. Mehdi ve 15 Temmuz darbe olayı ile ilgili yeni hadisler…

Hz. Mehdi ve 15 Temmuz darbe olayı ile ilgili yeni hadisler...

15 Temmuz darbe olayının arkasındaki üst akıl İngiliz derin devletidir.


15 Temmuz’da Türkiye’de yaşanan darbeolayı peygamberimizin hadisleriyle bağlantılı olağanüstü bir olaydır. Ahir zamanda olduğumuz için yaşadığımız her olay Mehdiyetle bağlantılıdır. Peygamberimiz hadislerinde 15 Temmuz darbe olayıyla ilgili çok fazla detay veriyor. Şimdi hadislere bakalım.

Peygamberimiz ahir zamanda gerçek imanlı, derin imanlı insanların İstanbul’da yoğunlaşacağını bildiriyor. İstanbul’un zalimleri, teröristleri, canileri atacağından bahsediyor.

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’de:

Medine (İstanbul) demirci körüğü gibidir, değersizlerini dışarı atar, temizlerini de meydana çıkarır.(Buhari 1883, Müslim 1383/389, Nesei 4196, Tirmizi 3920, İbni Hibban 3732, Ahmed 3/306)

Hadiste peygamberimizin  “temizlerini de meydana çıkarır” diye söylediği gibi imanlı halkımız da meydanlarda.

Hz. Mehdi’nin önünde Hz. Hızır yürür, Hz. Mehdi’ye yardım eder, kolaylık sağlar. Peygamberimiz hadisinde şöyle bildiriyor:

Ali (KerremAllahu veçhe) buyurdu:

MEHDİ’NİN ÖNÜNDE HIZIR YÜRÜR. Mehdi Peygamber’in izinde gider, görmediği yerden melekler onun önünde set olur, korurlar. Medine’yi Rumiye’yi (İstanbul’u) büyük bir mücadeleyle şehit de olan 70 bin Müslümanla beraber manen tekbirlerle fetheder. (Yevmul Halas, Kamil Süleyman, sayfa: 332)

15 Temmuz darbe olayında Hz. Hızır görevdeydi. İstanbul Hz. Mehdi’nin manen feth edeceği şehirdir, kutsal bir şehirdir. Darbe gecesi yaşanan 70 den fazla mucize Hz. Hızır’ın görevde olduğunu çok açık bir şekilde göstermektedir.

Peygamberimiz diğer bir hadisinde Deccal Türklerle mücadele edecek, Deccali Hz. Mehdi etkisiz hale getirecek diye bildiriyor:

İmam Sadık şöyle buyurdu: Deccal Türkle savaşır. Sonra deccalin kökünün kazınması Mehdi’nin eliyle olur. Mehdi ilk sancağını açıp Türklere yönelir. (Yevmül Halas, Kamil Süleyman, sayfa: 329)

Burada peygamberimizin bahsettiği Türkle savaşan Deccal İngiliz derin devletidir. Deccal’in kökü ancak Mehdi vesilesiyle kazınacaktır. Hz. Mehdi’nin ilk sancağını açıp Türklere yönelmesi Mehdi’nin Türkiye’den zuhur edeceğine işarettir.

Peygamberimiz başka bir hadisinde Hz. Mehdi’nin peygamberimizin izinde yürüyeceğini Müslümanlarla birlikte İstanbul’u tekbirlerle feth edeceğini bildiriyor:

Ali (KerremAllahu veçhe) buyurdu:

Mehdi’nin önünde Hızır yürür. Mehdi Peygamberin izinde gider, görmediği yerden melekler onun önünde set olur, korurlar. Medine’yi Rumiye’yi ( İstanbul’u) büyük bir mücadeleyle şehit de olan 70 bin Müslümanla beraber manen tekbirlerle fetheder.
(Yevmul Halas, Kamil Süleyman, sayfa: 332)

15 Temmuz darbe olayının hadislerle bağlantısı ile ilgili diğer yazılarım:

http://blog.milliyet.com.tr/iste-15-temmuz-darbe-gecesi-turkiye-nin-deprem-haritasi-/Blog/?BlogNo=538692

http://blog.milliyet.com.tr/peygamberimiz-diyor-ki–iki-kopru-engellendiginde-mehdimizin-zuhur-zamanidir-/Blog/?BlogNo=538547

http://blog.milliyet.com.tr/peygamberimiz-diyor-ki–kopru-boydan-boya-tutuldugunda-insanlar-olurler/Blog/?BlogNo=537562

http://blog.milliyet.com.tr/sok-olacaksiniz–peygamberimiz-darbenin-yasanacagini-hadislerde-bildirmis—/Blog/?BlogNo=537315

Kaynak: http://hzisavehzmehdiyibuyuzyildagorecegiz.blogspot.com.tr/ , A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Bütün mesele derin imanlı olmakta, Allah sadece derin imanlı mıyız ona bakacak…

Bütün mesele derin imanlı olmakta, Allah sadece derin imanlı mıyız ona bakacak…

Gün içinde ne kadar Allah’ı düşünüyorsun? Kalbin hep Allah ile mi beraber?


Ahir zamanda insanların Allah’ı tamamen unuttuğu, zevkine, sefasına daldığı bir dönemde yaşıyoruz. Gerçekten samimi iman eden ve kendisini Allah’a adayan insan sayısı çok az. Allah zaten Kuran’da da samimi olarak, şirk koşmadan iman edenlerin çok az olacağını şöyle bildiriyor:

Onların çoğu Allah’a iman etmezler de ancak şirk katıp-dururlar. (Yusuf Suresi, 106)

Yine yaşadığımız bu dönemde insanlar Allah’tan çok uzak oldukları halde kendilerini çok iyi, çok samimi görme gibi bir hastalığa da tutulmuş durumdalar. Kimle konuşsan kendisini çok samimi buluyor. Allah için hiçbir şey yapmadıkları halde şeytan onları çok samimi olduklarını telkin ederek kandırmış durumda, ama bunun farkına varamıyorlar.

Mümin inkâr edenlerin bu samimiyetsizliklerini görüyor ama kendisini bunlarla kıyaslamıyor.Mümin kendisini örnek alacağı kişiler peygamberlerdir. Peygamberlerin ihlası, derin imanı, koşulsuz tevekkülleri, Allah’ı büyük bir aşkla sevmeleri, kadere tam teslimiyetleri hepimize çok güzel örnek. Bediüzzaman’ın da ihlası, samimiyeti, tüm hayatını İslam’ın yayılmasına adaması çok güzel. İşte bizler böyle derin imanlı olmak için Allah’a yalvarıyoruz, çünkü kalplerimizdeki imanı arttıracak olan Allah’tır. Kuşkusuz derin iman çok büyük bir nimet. İnsan ona kavuştuğu anda Allah’la çok yakın bir dostluğun içinde muhteşem bir hayat yaşıyor. Her olayda, her zorlukta, her imtihanda Allah’a yönelip dönüyor.

…Gerçekten, Biz onu sabredici bulduk. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah’a) yönelip-dönen biriydi. (Sad Suresi, 44)

Allah derin imana bakar, Kendisi’ni çok seviyor mu, sevmiyor mu? Derin imanla iman ediyor mu, etmiyor mu? Sadece ona bakar. O varsa tamam, başka bir şeye gerek yoktur.

İman, derin iman bütün mesele budur. Yoksa bilmişlik yapmak, çok kültürlü olmak, sekiz dil bilmek, bütün entel dantel kültürünü su gibi ezberden okumak, anlatmak sıfırdır. Hatta itici gelir insanlara o, kızdırır. İnsanlar hikmet insanlarını sever, derinlik insanlarını sever, derin imanlı samimi insanları severler.

İslam’ın hâkim olmasını isteyen çok derin imanlı olacak. Çok ihlaslı ve çok samimi olacak, müthiş derinleşecek. Allah’ın onu izlediğini bilecek. Allah’ın olayları nasıl geliştirdiğini de seyredecek.

Derin imanlı çok az sayısı olan bir topluluk olsun İslam dünyaya hemen hâkim olur. Bütün mesele derin imandadır. İnsanların gayretine bağlamıyor Allah, insanların imanına, samimiyetine bağlıyor.

Allah bir ülkede iman eden biri olduğunda onu hemen görür. Çünkü Kendisi yaratıyor. Ve olaylar hep o insanın çevresinde ona göre gelişir. Allah’ın en önem verdiği derin imandır, çok fazla çalışma değil.

İslam akılla, derin imanla anlatılabilir. Peygamberimiz üniversite mezunu değildi. Elinde sadece Kuran vardı. Çok samimi imanlıydı, o yüzden çok etkili oldu. İmanıyla ve aklıyla etkili oldu. Allah bizlere de derin iman nasip etsin, ihlasla yaptığımız tebliğde bizleri başarılı kılsın ve İslam’ın son kez dünyaya hâkim olduğunu bizlere göstersin…

Kaynak: https://kalbimizdekiderinallahsevgisi.wordpress.com/, A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Evanjeliklerin yüzlerce yıllık planına direnen iki ülke: İran ve Türkiye…

Evanjeliklerin yüzlerce yıllık planına direnen iki ülke: İran ve Türkiye...

Ortadoğu için yüz yıl önce derin güçler tarafından tasarlanmış olan harita bugün fiili olarak uygulamaya konmuştur.


Eski Ahit, vaat edilmiş toprakları şu şekilde tarif eder:

Mısır Irmağı’ndan büyük Fırat Irmağı’na kadar uzanan bu toprakları –Ken, Keniz, Kadmon, Hitit, Periz, Refa, Amor, Kenan, Girgaş ve Yevus topraklarını– senin soyuna vereceğim. (Yaratılış 15:18-21)

Tevrat’ta yer alan bu ifadeler Evanjelikler için “Kutsal Topraklar” olarak tanımlanır.  MusevilerHz. İsa’nın gelişinden önce mutlaka bu topraklara sahip olmak durumundadır. Tevrat’taki ifadeye baktığımızda Nil ve Fırat arasında kalan toprakların Irak, Suriye, Mısır ve Türkiye’nin bir kısmını, Ürdün, Lübnan ve Kuveyt’in ise tamamını kapsadığını görüyoruz.

Arap Baharı sonrasında ortaya çıkan kargaşa, ülkeden ülkeye sıçrayan fitne ve savaşlar Evanjeliklerin hedeflerine ulaşmakta nasıl kararlı olduklarını bize göstermektedir. Saldırı ve kargaşadan kurtulamamış olan Irak, Amerika’nın ardından IŞİD’in işgali ile karşılaşmış ve bugün resmi olarak üçe bölünmüş durumdadır. 2011 yılından beri başlayan iç savaştan kurtulamayan Suriye, şu an temelde 6 ayrı parçaya bölünmüştür. Bu parçalar içinde de parçacıklar vardır. Mısır, ciddi bir istikrarsızlık dönemi yaşamakta, Sina’daki aşiretler tedirgin beklemekte; Libya darbelerle sarsılmakta, Sudan ve Yemen’deki durum ise hiç durulmamaktadır.

İşte bütün bu karışıklıklar içinde dikkatleri çeken iki ülke var: İran ve Türkiye. İran, her ne kadar yakın geçmişte nükleer çalışmaları nedeniyle çok uzun zaman boyunca ciddi bir abluka altında kalmış olsa da, bağlı bulunduğu Şangay Paktı’nın bir gözlemci üyesi, Rusya-Çin ekseninin bir müttefiki olması bakımından gücünü kaybetmemiş ve istikrar göstermiştir. NATO üyesi ve Batı müttefiki demokratik Türkiye ise, yaklaşık 40 yıllık PKK terörüne rağmen bölünmeyi şiddetle reddetmiş, içinde bulunduğu kaynayan coğrafi şartlara rağmen güçlenmiş, beklenmedik reformlarla 10 yıl içinde önemli bir değişim geçirmiş bir ülkedir. Komşularla ilişkiler, İslamileşme ve Batı’dan uzaklaşma gibi eleştiriler alsa da Türkiye, bölge içinde ekonomik, ticari ve demokratik anlamda önemli atılımlar içinde olmuş ve bölgenin karmaşasından çok fazla etkilenmemiştir.

Türkiye’deki bu durum işte bu nedenle Ortadoğu üzerinde planları olan çevreleri tedirgin etmekte ve hatta kimileri bu tedirginliği açıkça ifade etmekten çekinmemektedirler. Çünkü planda, ülkelerin güçlenmesi değil, güçsüzleşmesi vardır. Ve yine planda, Armageddon Savaşının gerçekleşeceğini düşündükleri Mezopotamya bölgesinde, kendi idarelerinde olan, Arap, Türk ve Fars dünyasından bağımsız, rahat yönetilip üzerinde rahat oyun oynanabilen hayali bir kukla devlet kurulması yer almaktadır: Büyük Kürdistan.

Ortadoğu’yu parçalara ayırıp yönetmeyi hedefleyen Evanjeliklere ve İngiliz derin devletine karşı Türkiye ciddi bir manevra ile tokatı indirebilir. Türkiye’nin öncelikli yapması gereken Rusya, İran ve Pakistan ile birleşmek, aynı Şangay Paktı gibi bir Pakt oluşturmaktır. Bir ülkeye saldırı olduğunda diğer ülkeler savaşa dahil olmalıdır. Bu güçlü pakt İngiliz derin devletini yani Deccal’i sindirecektir. Türkiye’nin bu aşamda atması gereken diğer acil adım ise tüm Müslüman alemini tek bir çatı altında birleştirmektir. Müslüman alemi tek bayrak altında birleştiğinde karşısında hiçbir düşman duramaz, hiçbir ülke Müslüman bir ülkeye savaşa açamaz ve Ortadoğu’yu parçalara ayırmaya kalkamaz.

Türkiye çok güçlü olmalı, seri olmalı, çevik olmalı… Çünkü Ortadoğu üzerindeki amellerini gerçekleştirmek isteyenlerin artık sabırları kalmadı. Her ne pahasına olursa olsun Türkiye’yi parçalamak istiyorlar. Deccal’in bu sinsi oyununu Türkiye mutlaka bozmalı.

Kaynak: http://abdningoremedigipkk.blogspot.com.tr/, A9 TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Fazıl Say’ın dinimize hakaret etme hakkı yok! Bunun düşünce özgürlüğü ile alakası yok!

Fazıl Say’ın dinimize hakaret etme hakkı yok! Bunun düşünce özgürlüğü ile alakası yok!

Fazıl Say’ın dinimize hakaret etme hakkı yok! Bunun düşünce özgürlüğü ile alakası yok!

Gerçek sanatçı ülkeyi nefret söylemleriyle meşgul etmeyendir, halkı sevgiyle kucaklayandır.


Fazıl Say’ın dinimize hakaret ettiği sözleri ile ilgili dava hala devam ediyor. Bu arada bu dava Avrupa Birliği’nden Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi’ne kadar taşındı biliyorsunuz.

Yazıyı yazarken tekrar Fazıl Say’ın yazdığı hakaret dolu ifadelere baktım ve inanın tüm benliğime kadar tekrar rahatsız oldum. (Onun söylediği bu çirkin sözlerden dolayı tem tertemiz kitabımız Kuran’ı, hemde Rabbimizi tenzih ederim.)

Fazıl Say’ın Müslümanların inandığı Kuran ayetleri hakkında böylesine çirkin sözler söylemeye hiç hakkı yok. Bunun ne düşünce özgürlüğü ile alakası var, ne de insan haklarıyla. Her insan hem dinsizlere karşı, hem de diğer dinden insanlara karşı saygı dolu, sevgi dolu olmalı. Böylesine çirkin bir cesaret, insanların inançlarına böylesine çirkin bir saldırı ancak kişinin kendisini küçük düşürür. Karşı tarafa hiçbir şey olmaz.

Üstelik bunu bir de sanatçı yapıyorsa bu onun için çok daha kötü bir durumdur. Sanatçı dediğimiz insan duyarlıdır, sevgi doludur, ileri görüşlüdür, insaniyetlidir. Topluma örnektir. İçinde böylesine nefret biriktirmez. Aynı saygısızlığı bir dindar da ateiste yapamaz. Bir Müslüman da bir Musevi’ye, ya da Hıristiyan’a yapamaz. Karşı tarafın diniyle alay edemez.

Zaten sanatçıların istediği de hep karşılıklı anlayış ve saygı değil midir? Ama sen kalkıp da insanların dinine, maneviyatına, haşa Allah’a böylesine hakaret edici sözler paylaşırsan o zaman hem insanların gözünde bütün değerini yitirirsin, hem de bunun sonuçlarına katlanırsın.

Fazıl Say’ın davasının nasıl sonuçlanacağını bilmiyorum, bunu hep birlikte göreceğiz. Ama insanların bilmedikleri bir şey var. Asıl dava burada değil Allah’ın huzurunda görülecektir. İnsanlar birşey söylemeyi, lafı savurmayı kolay zannediyorlar. Ağızlarından birşey çıktığında, ya da onu yazdıklarında bu söylediklerinin ve yazdıklarının unutulacağını düşünüyorlar. Oysa çok ama çok yanılıyorlar. Hiçbirşey unutulmuyor. Her söylenen ve her yazılan satır satır kişinin kendi kitabına yazılıyor. Ve Allah’ın huzuruna geldiğinde de kişinin kitabı açılıyor ve o kişi yaptıklarının hesabını bir bir veriyor.

(Önlerine) Kitap konulmuştur; artık suçlu-günahkarların, onda olanlardan dolayı dehşetle-korkuya kapıldıklarını görürsün. Derler ki: “Eyvahlar bize, bu kitaba ne oluyor ki, küçük büyük bırakmayıp herşeyi sayıp-döküyor?” Yapıp-ettiklerini (önlerinde) hazır bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye zulmetmez. (Kehf Suresi, 49)

Onların işlemiş oldukları herşey kitaplarda (yazılı)dır.

Küçük, büyük herşey satır satır (yazılı)dır. (Kamer Suresi, 52-53)

Fazıl Say bu yazdıklarından dolayı Müslümanlardan özür dilemeli ve Allah’tan kendisi adına bağışlanma dilemeli. Her dine, her inanca saygı duyduğunu söylemeli. Allah’ın huzurunda hesabını veremeyeceği sözler söylememeli. Emin olsun ki, Allah’ın huzurunda yapayalnız durduğunda yanında onu dünya hayatında kollayan ya da destekçi olan ateistler ordusu olmayacak, Allah’ın huzurunda yapayalnız ve tek başına olacak. Bu yüzden pişman olacağı sözler söylememeli ve mutlaka Müslümanlardan özür dilemeli diyorum.

Devlet PKK leşlerinin cenazelerinde gövde gösterisi yapılmasına nasıl izin veriyor?

Devlet PKK leşlerinin cenazelerinde gövde gösterisi yapılmasına nasıl izin veriyor?

Devlet PKK leşlerinin cenazelerinde gövde gösterisi yapılmasına nasıl izin veriyor?

Ülkemizde böyle görüntüleri hiçbir şekilde görmek istemiyoruz, devletimiz tedbir alsın!


Bakın resimde gördüğünüz cenaze iki gün öncesine ait. Van Başkale’de, Siirt’te çıkan çatışmada öldürülen terörist Mehmet Çelik PKKpaçavralarıyla ve Öcalanposterleriyle cehennem olacağı yere gönderiliyor! Peki Van’da asker, polis, jandarma, devletin adamları, vali ve diğerleri böyle bir kepazeliğin yaşanmasına nasıl müsaade ediyor! Devletimiz nasıl teröristlerinin cesetlerinin böyle tantanayla gömülmesine nasıl izin veriyor?

PKK terör örgütüne katılımda en etkili faktörlerden birisi de Komünist terör örgütünün gövde gösterisine dönem terörist cenazeleridir. Kahpe PKK’lılar bu cenazelerde Öcalan resimlerini açıp güya “yenilmedik, ayaktayız” imajını vermeye çalışıyorlar. Ayrıca dikkat ederseniz PKK leşlerinin cenazelerinde ağlayan, dövünen, yakınan, kendini yerlere atan tek bir adam göremezsiniz.

Ama bizim askerlerimiz şehit düştüklerinde televizyonlardan hiç durmadan ağlayan, bağıran, yakınan şehit ailelerinin görüntüsü veriliyor. Ama tek bir PKK leşi insanlara gösterilmiyor. Böylece medya tarafından da alttan alta PKK’ya destek veriliyor. Defalarca bunun yapılmamasını, bu tarz haberlerin hiçbir şekilde gösterilmemesini, şehitlerimizin neşeyle, tekbirlerle cennete uğurlanmasını yazdık ve söyledik. Ve söylemeye de devam ediyoruz.

Bu konularda devletimiz tedbir alsın. Teröristlerin cenazelerinde paçavra ve Öcalan posterlerinin açılmasına hiçbir şekilde izin verilmesin. Türk milleti olarak devletimizden, bu uğurda şehit düşen 40.000 askerimiz adına rica ediyoruz. Bizim davamız çok şerefli ve Allah’ın izniyle muhakkak zaferle sonuçlanacak bir davadır. PKK’nın ise davası haksız ve batıl bir davadır. Eninde sonunda, ne yaparlarsa yapsınlar PKK ordusu çok yakında ülkemizden kovulacaktır.

Kaynak: http://abdningoremedigipkk.blogspot.com.tr/

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Sykes-Picot Anlaşması İngiliz derin devletinin İslam âlemini yok etme planıdır!

Sykes-Picot Anlaşması İngiliz derin devletinin İslam âlemini yok etme planıdır!

Sykes-Picot Anlaşması İngiliz derin devletinin İslam âlemini yok etme planıdır!

Türkiye’yi bölüp, parçalara ayırıp yönetemeyecekler…


Amerikan Gazetesi New York Times,Sykes-Picot Anlaşması’nın 100. Yılı sebebiyle 1920 yılında çizilmiş ve Türkiye’yi bölünmüş olarak gösteren bir harita yayınladı. “1920’lerde çizilen bu harita geçerli olsaydı Ortadoğu kurtulabilir miydi” yorumunu yaptı… Bu nasıl çirkin bir cesaret! Devletimiz bu tür yayınlara karşı derhal tepkisini koymalı. Topraklarımızı paramparça gösteren bu tür yayınlar hemen kaldırtılmalı, sus pus kalınmamalı.

Bildiğiniz gibi İngiliz ve Amerikan derin devletlerinin Yeni Dünya Düzeni planı devletleri paramparça edip yönetme üzerine kurulu. Zaten bu amaçla Yugoslavya’yı parçalara ayırdılar, Irak’ı parçalara ayırdılar. Şimdi de Suriye’yi paramparça etmeye hazırlanıyorlar. Bölünmenin Ortadoğu’yu kurtarmayacağı çok açık! Bu sadece Ortadoğu’yu ve tüm dünyayı ele geçirmeye çalışan İngiliz derin devletinin sinsi bir planıdır. İngiliz derin devleti diğer devletleri küçük küçük lokmalara ayırıp yutma peşindedir.

İngiliz derin devletinin bu kirli oyununa karşı tüm İslam âlemi birleşip tek güç olarak cevap vermeli ve Deccal’in oyununu bozmalıdır. Bakın haritayı incelerseniz İstanbul’u da bölmek istiyorlar, İzmir bölgesini de bölmek istiyorlar. Türkiye’nin doğusunda Komünist Kürdistan devleti ve Ermenistan devleti kurmak istiyorlar. Bunun için de PKK terör örgütünü silahla sürekli besliyorlar.

Türkiye Ortadoğu’daki diğer Müslüman devletlerle biran önce birleşip İngiliz derin devletine Müslümanların gücünü göstermeli. Türkiye’yi diğer devletler gibi hiçbir zaman bölemeyecekler. Daha önce de Çanakkale’de denediler ve ağızlarının payını aldılar. Her seferinde de alacaklar. Ama Türkiye elini çabuk tutmalı. Hem İran’ı hem de Pakistan’ı yanına çekerek Büyük İslam Birliği’nin kurulması için ilk adımı atmalıdır.

Kaynak: http://abdningoremedigipkk.blogspot.com.tr/, A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Ahmet Davutoğlu sakın bir kenara çekilmesin…

Ahmet Davutoğlu sakın bir kenara çekilmesin…

Ahmet Davutoğlu sakın bir kenara çekilmesin...

Ahmet Davutoğlu’nun Türkiye’nin 2023 hedefine kilitlenmiş bir lider olması çok önemli.


Ahmet Davutuğlu başbakanlığı bıraktıktan sonra sakın bir kenara çekilmesin. Kendisi çok değerli bir devlet adamı, oldukça da tecrübeli. Herşeyden önce de son derece samimi bir Müslüman. Hem Türkiye’nin, hem de İslam aleminin bulunduğu bu zulüm ortamından kurtulmasını istediği ve bu yönde çabaladığı çok açık.

Ahmet Davutoğlubaşbakanlığı bıraktıktan sonra yurtdışındaki Müslümanları birleştirmek için yurt dışı seyahatlerine başlamalı. Yurt dışında farklı mezhepleri, Şiileri, Sunnileri, Vahabileri, Alevileri, hepsini bir araya toplasın. Yemekli toplantılar yapsın. Ortadoğu’da sürekli kan dökülürken Müslümanlar için en acil yapılması gereken tüm Müslümanların birlik olmasını sağlamak ve Müslümanlar arasında sürekli ayrılık çıkaran münafıklara geçit vermemek.

Sayın Davutoğlu’nun bu Müslümanları tek bir çatı altında birleştirme, aradaki küskünlükleri yok etme, hepimizin kardeş olduğunu aşılama görevi çok önemli ve hayırlı bir görevdir. Türk hükümeti de Sayın Davutoğlu’nu bu çalışmalarında her yönden desteklemelidir. Sayın Davutoğlu’ndan hiç vakit kaybetmeden hem Ortadoğu’da, hem Avrupa’daa cemaatleri birleştirici çalışmalar yapmasını bekliyoruz.

Kaynak: http://abdningoremedigipkk.blogspot.com.tr/, A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/