Peygamberimiz diyor ki: İki köprü engellendiğinde Mehdimizin zuhur zamanıdır!

Peygamberimiz diyor ki: İki köprü engellendiğinde Mehdimizin zuhur zamanıdır!

15 Temmuz gecesi Hz. Hızır görevdeydi, insanlar bu gerçeği unutuyorlar…


Peygamberimizin ahir zamanda gerçekleşecek olayları adeta görmüş gibi tüm detayları ile hadislerde söylediğini sürekli anlatıyorum. Bakın peygamberimizin hadislerinden biri daha 15 Temmuz gecesi yaşananlar ile Mehdiyeti nasıl bağdaştırıyor:

İmam Sadık şöyle buyurdı: “İki köprü engellendiğinde işte bu Ehl Beytten Kaim Mehdimizin zuhur zamanıdır. (Melaim vel Fiten, İbni Tavus, 181)

Peygamberimiz ahir zamanın mühim bir olayı olarak yaşadığımız bu olayı detaylarıyla anlatmış, bu gerçekten de çok büyük mucize. Hadisin Arapçasında iki köprünün engellenmesi bağlanmak, insanlarca kapatılması ifadesi geçiyor.

Peygamberimizin 15 Temmuzda yaşadığımız darbe ile ilgili diğer hadisini de hatırlayalım:

“Köprü boydan boya tutulduğunda, doğudan gelen perçemli yıldızlar uçtuğunda, işte bu köprüde insanlar ölürler.” (Yevmul Halas, Kamil Süleyman, sayfa 515)

Hadisi incelersek peygamberimizin nasıl detay verdiğini çok net görüyoruz. Köprü boydan boya tutulduğunda (askerler köprüü kapattığında), doğudan gelen (Uçaklar Diyarnakırdan kalktı), perçemli yıldızlar ( F16’ların üzerinde kırmızı Türk bayrakları var, bomba attığında perçem görüntüsü oluşuyor), işte bu köprüde insanlar ölürler. (şehit düşen kahraman insanlarımız)

Gördüğünüz gibi peygamberimizin ahir zaman hadisleri işte böyle arka arkaya gerçekleşiyor. Daha olağanüstü olaylar yaşayacağız, hep harika olaylar olacak, Müslümanlara baskılar artacak ve hamiyet-i İslamiye feveran edecek. Ama bunun sonucunda da Allah’ın izniyle mehdi adeta güneş gibi tüm insanlığın üzerine doğacak…

Bediüzzaman’da halkın Müslümanlara olan baskı sonucunda hamiyet-i islamiye’nin feveran edeceğini ve ardından Mehdi’nin zuhur edeceğini şöyle müjdeliyor:

“Böyle bir cemaat-ı azime (Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyundan gelen büyük seyyidler cemaati) içindeki mukaddes kuvveti tehyic edecek (harekete geçirecek) ve uyandıracak HADİSAT-I AZİME (büyük olaylar) VÜCUDA GELİYOR (meydana geliyor). Elbette O KUVVET-İ AZİMEDEKİ (büyük kuvvetteki) BİR HAMİYET-İ ALİYE (büyük koruma hissi) FEVERAN EDECEK  ve  HAZRETİ MEHDİ BAŞINA GEÇİP, TARİK-I HAK (hak yola) VE HAKİKATE (gerçeğe) SEVK EDECEK.”  (Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, s. 473)

Kaynak: http://hzisavehzmehdiyibuyuzyildagorecegiz.blogspot.com.tr/ , A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Reklamlar

Milyonlarca insan sadece beyninin içinde yaşadığının farkında değil…

Milyonlarca insan sadece beyninin içinde yaşadığının farkında değil…

İnsanın var zannettiği malı, mülkü, evi, ailesi, hatta bedeni görüntü olarak beyinde yaratılır. Allah’ın sanatıdır bu…


Bu gerçekten de çok büyük bir sır ve bu sırrı çok az insan biliyor. İnsanlar sadecebeyinlerinin içinde yaratılan görüntülerle muhattaplar. Yani sadece beyinlerinin içinde oluşan görüntüleri izliyorlar. Dış dünya ile bağlantıları yok. Dışarıda madde var zannediyorlar. Dokundukları için, kokladıkları için, gördükleri için, duydukları için ve dışarıda gerçekten de capcanlı rengarenk bir dünya seyrettikleri için gördükleri görüntünün varlığından çok eminler. Halbuki gerçek hiç de öyle değil…

Dışarıda renk, ışık, ses yok. Beynin içinde, gözü olmayan ruh rengârenk dünya görüyor.Gözlerimiz sadece elektrik sinyallerini beynimize iletiyor. Beynin içinde karanlık bir yerde apaydınlık görüntüler oluşuyor. İşte bütün bu görüntüleri ruh algılıyor.

Dış dünya ve zaman ile ilgili algılarımız beynin ürettiği değil; beyne Allah tarafından verilen bilgidir. Beynin bir şey üretecek hali yok, lop ettir beyin. Beyne Allah tarafından ilka edilen, verilen bilgidir.Sürekli akıtılan bir bilgidir, an an. Kaderde verilen bilgiyi beyin okumuş oluyor.

Madde var. Ama insanların anladığı anlamda mutlak varlık değildir, gölge varlıktır. Biz o gölge varlığın hayalini görürüz. Mutlak varlık bir tek Allah’tır.

Sıhhatli bir beyinle, makul bir kafayla düşündüğümüzde hem metafizik bir ortamda olduğumuzu anlıyoruz, hem muazzam bir aklın ama çok çok muazzam bir aklın yani yüce Allah’ın her yeri kapladığını görüyoruz, her yere hakim olduğunu görüyoruz.

3 boyutlu derinlikten dolayı eşyaları uzakta zannediyoruz. Cisimlerin aslı ile asla muhattap olamayız. Dışardaki madde saydam ve renksizdir. Dalgalar normalde sessiz ve kapkaranlıktır. Bütün bunları ses ve renk olarak yorumlayan beynimizdir. Bizler yalnızca beynimizdeki bu görüntüleri seyredebiliriz.

Bunların hepsi sebep: Ne göze ihtiyaç var görmek için, ne kulağa ihtiyaç var duymak için, ne tatmak için dile ihtiyaç var. Doğrudan Allah’ın yaratmasına ihtiyaç var. Allah nasıl yaratıyorsa o, o şekilde olmuş oluyor.

Gözün kör olduğunu görüyoruz. Görme merkezinin de kör olduğunu görüyoruz. Gören kim? Beyinde o elektrik akımını gören kim? İşte asıl ‘ben’ denilen varlık, insan denilen varlık o işte, asıl gören varlık o.

Gözler sadece kameradır. Klasik kamera, iki tane kameradır. Kameralar elektrik akımını nasıl alıp götürüyor video kayıt yapılacak yere? O da alıp götürüp beyinde ilgili görme merkezine görüntüyü bırakır. Elektrik olarak bırakır. Ondan sonra işi biter.

Burunda koku alma diye bir şey yoktur. Burun kesinlikle koku almaz. Beyin de koku almaz. Beyindeki ruh, o elektrik akımını koku olarak algılıyor.

HİÇBİR KULAK DUYMAZ. BÜTÜN KULAKLAR SAĞIRDIR. Ses dalgasını elektrik akımına çevirir, beyine götürür bırakır o kadar. Görevi biter ondan sonra. Orada kulağı olmadan duyan ruh var. Gerçek insan odur.

Serbest uzayda, dış uzayda zaman da yok. Zaman, beyinde meydana gelen bir anı diğer bir anla kıyaslamaktan kaynaklanan bir algı ve inanç biçimi, beyninde oluşuyor. Beynin bir ürünü zaman, bir inanç. Dışarıda zaman var zannediyorlar. Hâlbuki bir an vardır, an içinde olup bitmiş olaylar vardır. Allah’ın yaratması bu şekildedir. Ama insanlar zamana bağımlı yaratılmışlar.

Zaman algı biçimidir. Beyindeki inancın adına zaman deniyor. Zaman diye bir şey yok. Beyin, bir şeyi bir şeye kıyaslıyor. O kıyastan bir inanç meydana geliyor. Bu inanca biz zaman diyoruz.

Sonuç olarak beyindeki yaratılma olayını tam kavrayan insan bütün elektronik aletlerin beyinde yaratıldığını da rahatlıkla görecektir. HİÇ KİMSE MADDENİN ORİJİNALİNİ ŞİMDİYE KADAR GÖRMÜŞ DEĞİLDİR. HERKES BEYNİNİN İÇİNDE YAŞAR.

DÜNYA ÇOK KALİTELİ BİR RÜYADIR. KESKİN, ŞUURU AÇIK BİR RÜYA GÖRÜYORUZ.Dikkatlice bakarsanız anlarsınız; beyninizin içindeki bir görüntüyü seyrediyorsunuz. İnsanlar bu gerçeği bir türlü fark edemiyorlar, zaten fark etseler çok korkarlar.

Kaynak: http://darwinizminacmaziruh.blogspot.com.tr/, A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Peygamberimiz diyor ki: “Mehdi nefisperestliği Allahperestliğe çevirecek”

Peygamberimiz diyor ki: “Mehdi nefisperestliği Allahperestliğe çevirecek”

Peygamberimiz diyor ki: “Mehdi nefisperestliği Allahperestliğe çevirecek”

“Her nefis ölümü tadıcıdır” diyor Cenab-ı Allah. Bir ‘güzel tatma’ var, bir de ‘acı tatma’ var.


Peygamberimiz birhadisinde ne kadar güzel ve hikmetli söylemiş: Mehdinefisperestliği Allahperestliğe çevirecek.”

Ahir zamanda olduğumuz bu dönemde öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, insanlar Allah’ı tanımıyorlar, Allah’ı sevmiyorlar. Öyle ki gün içinde bir tek kere bile Allah akıllarına gelmiyor. O kadar büyük gaflet içindeler. Bunun yerine nefislerine delicesine düşkünler ve kendilerini çok seviyorlar. Varsa yoksa “nefsimi nasıl eğlendireyim” telaşındalar. İşte imam Mehdi geldiğinde insanlardaki bu yoğun bencilliği, sevgisizliği, vurdumduymazlığı değiştirerek insanları Allah’a yönlendirecek. Allah’ı tanımayan, bilmeyen, düşünmeyen ve kalbinde Allah sevgisi taşımayan insanlar nefisperestlikten Allahperestliğe dönecekler. Kalpleri imanla ve Allah aşkıyla dolacak. Hz. Mehdi insanları Kuran’a ve Kuran ahlakına döndürecek.

Şu anda insanlar bilinçsiz bir şekilde nefislerine uyuyorlar. Nefis kesintisiz olarak kötülüğü emreden bir güçtür ve insanın ruhunda aktif olarak hareket eder. İnsanın azgın nefsi ancak imanla, Allah korkusuyla ve Allah sevgisiyle yatışır. Kalplere ahir zamanda Allah sevgisini yayacak olan da Allah’tır. Hz. Mehdi de buna vesile olacaktır. Böylelikle insanları Deccal’in büyüsünden kurtaracak ve tertemiz bir altınçağ dönemini yaşamalarını sağlayacaktır.

Kaynak: http://imanetmeninguzelligi.wordpress.com/

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Dünya yaratılmadan yaratılan 7 şey ne?

Dünya yaratılmadan yaratılan 7 şey ne?

Dünya yaratılmadan yaratılan 7 şey ne?

İslam aleminin birleşmesine Mehdiyet denir.Başındaki lidere de biz, Hz. Mehdi diyoruz.


Tevrat’ta dünya yaratılmadan yedi şey yaratıldığından bahsediliyor ve son derece dikkat çekici bilgiler veriliyor:

Dünya yaratılmadan önce yedi şey yaratılmıştır. Bunlar; Tevrat, tövbe etmek, Adn cenneti, cehennem, Allah’ın arşı, mescit ve MesihMehdi’nin adı.” Bakın 3500 yıl önceki kaynaktır bu. “Tevrat’ta şöyle yazılmıştır; Kralın adı sonsuza dek yaşasın. Güneş durdukça adı var olsun.”(Pasahim 54-A)

Talmud’un Sanhedrin bölümünde Kral Mesih’in yani Mehdi’nin kaderde belirlenen zamanda geleceği şöyle anlatılıyor:

“Gelecek belirlenmiş bir zaman içindir ve ancak Kral Mesih sonucunda konuşacaktır ve yalan söylemeyecektir.” En sonunda konuşacaktır. “O kral Mesih” “Mehdi” gecikmesine rağmen onu bekleyin. Çünkü kesinlikle gelecektir. Oyalanmayacaktır. Sonunda konuşacaktır ve yalan söylemeyecektir ifadesi ne anlama gelmektedir?

Haham Samuel bin Nahmani, Haham Jonathan adına şöyle söyledi; “Önceden belirlenen zaman gelmeden o da henüz gelmeyeceği için hiçbir zaman gelmeyecek diyenler” olacaktır. Fakat öyle olsa bile onu bekleyin çünkü şöyle yazılmıştır. O Kral Mesih, gecikse de onu bekleyin. Mutlaka gelecek. Siz onun gelişini bekliyorsunuz fakat  o gelmiyor demenizle ilgili kutsal kitapta şöyle söylenmiştir; Yine de Rab size lütfetmeyi özlemle bekliyor. Size merhamet göstermek için harekete geçiyor.” (Yeşeya 30/18)

“Fakat eğer biz beklemiyorsak ve Allah böyle diliyorsa onun gelişini ne geciktiriyor? Çünkü biz hala hak etmiyoruz.”Ümitle bekleyenler için şöyle yazılmıştır. Ne mutlu onu bekleyenlere.” “Yani sonunda mutlaka gelecek” diyor, Tevrat. “Ama hak etmeyen adamlara, hak etmeyen ortamda gelmez” diyor. Zamanı gelmeden de hiç gelmez. “Fakat Moşiyah Mehdi kendi görevi için dünyanın yaratılışı öncesinde yaratılmış ve hazırlanmıştır.” (Pasahim 54-A)

“İnsanlar tarafından seçilemez.”Yani seçimle gelmez. Siyasetle, çalışmayla olmaz. “Çünkü görevi için Allah onu seçmiştir. Moşiyah’ın ruhu seviyelerin en yükseğinden keter (atik) seviyesinden gelir.” En yüksek seviyededir diyor. “Moşiyah’ın ruhu bizim tutunabileceğimiz bir umut ışığı, neşenin güzel kokusu ve her şeyin en iyisiyle sonuçlanacağı ümididir.” (Likutey Halakhot, Birkat HaReiach, 4/21)

“Moşiyah tüm dünyayı tek bir silah kullanmadan fethedecektir.”(Siyah Sarfey Kodej 1/67)

Kaynak: http://hzisavehzmehdiyibuyuzyildagorecegiz.blogspot.com.tr/

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Bediüzzaman münafıkları anlatıyor! Resimler

Bediüzzaman münafıkları anlatıyor! Resimler

Bediüzzaman münafıkları anlatıyor! Resimler

Münafık sürekli dilbazdır, oyuncudur. Ondan ona geçer, ondan ona, maymun gibi.


Ahir zaman münafıklarını çok iyi tanımak gerek. Peygamberimizin döneminde münafıklar nasıl peygamberimizin çevresine çöreklendilerse, ahir zamanda da Hz. Mehdi’ye zorluk çıkarmaya çalışacaklar. Münafıkların birkaç özelliğine değinirsek;

Münafıklar eğer konuşurlarsa şer konuşurlar. Münafıklar konuştuğunda ya bir fitne, ya bir bela, ya bir uğursuzluk, ya bir kavga nedeni, ya bir bulaşma nedeni, ya bir vesvesesi, yaşeytani bir dürtü ile şer konuşurlar.Mümin nasıl oluyor? Hep hayır, hep güzel, hep yatıştırıcı, hep fitneyi ortadan kaldıran, kalpte ferahlık getirecek şekilde konuşuyor.

Münafıklar geçici olarak sipere geçebilir. Verem mikrobu gibidir; bazen baskılanır, bünye zayıf olduğunda atağa geçer.

Bazen de münafık kendini sipere alır, buna çok dikkat etmek lazım. Geçici olarak gizler. Onun nöbet atakları vardır. Yani Müslümanları zayıf gördüğü an o nöbeti tutar ve saldırganlaşır, hırlamaya başlar. Bağırır çağırır, kepazelik çıkarır, muhbirlik yapar, fitne çıkarır, rezillik yapar.

Eğer kişi münafık alametlerini okuduğu halde münafıklığa devam ediyorsa münafıktır. Ama değiştiriyorsa hastadır, hastalığını tedavi ediyor demektir. Kalbinde hastalık olanlar vardır, onlar da münafıklığa benzer. Sözden anlıyorsa, ayetten anlıyorsa vazgeçer.

Münafık hissedilmemesi için, anlaşılmaması için mecburen Müslüman gibi görünmeye çalışır. Bu taktiği yaparken bir şekilde İslam’a hizmet ettiğini anladığında da acayip ıstırap çeker. Cenab-ı Allah bunu ayette bildiriyor, “Parmak uçlarını ısırırlar” diyor.

Münafıkların birbirlerine şeytani bir sadakati vardır. Ve küfürle münafık arasında da bir anlaşma vardır. Ama tabii menfaatleri çatıştığında vahşi hayvan gibi birbirlerini parçalarlar. Onun için münafık küfürden aynı zamanda çekinir.

Münafık Müslümanların içinde Müslümanlara saldırı anını bekler. Saldırı anında bütün çirkefliğiyle, bütün adiliğiyle, şeytani unsurların lideri olarak ortaya çıkmak ister. Yani şeytanın insan numunesidir.

Bediüzzaman ise münafıkları şöyle anlatıyor:

 

 

Kaynak: http://munafiklikilemucadele.blogspot.com.tr/,A9 TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez “İşid’e karşıyız” diyor ama…

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez “İşid’e karşıyız” diyor ama...

Diyanet İşleri tarafından basılan kitaplardaki uydurma hadisleri İşid uyguluyor, ilmen nasıl yol gösterilecek?


Diyanet İşleriBaşkanı liderlere mektup gönderiyor ve “İşid’in dini anlayışı yanlış” diyor ve bunun kendilerine anlatılmasını öneriyor. Din adına yapılan söylemlerin, eylemlerin dinle alakasının olmadığı İşid’e anlatılmalıymış. Peki nasıl yapılacak bu? Ondan bahsetmiyor.

Şimdi öncelikle şunu söylemek lazım. İşid ile silahla değil fikri mücadele yapılması gerektiğini Diyanet İşleri Başkanı’nın kabul etmesi ve tek çözümün bu olduğunu görmesi çok güzel.Çünkü hiçbir terör örgütünü silahla yenemeyeceğiniz gibi İşid’i de yenemezsiniz. Ancak sevgiyle, ilimle, irfanla, onların uyguladıkları İslam’ın Kuran’la bağdaşmadığının anlatılmasıyla olur bu. Terör terörle yenilmez.

Fakat ortada şöyle de çok önemli bir gerçek var. Diyanet İşleri Başkanı “İşid ile fikri mücadele yapılmalı” diyor ama bu nasıl yapılacak onu açıklamıyor. Çünkü bizim Diyanet İşlerimiz bu işi yapacaksa bütün Buhari’deki, Muslim’de, Tırmızi’deki, Kutüb-i Sitte’deki, İbn Mace’deki, Suneni Nesih’teki bütün uydurma rivayetleri tek tek ortaya çıkarması ve hepsini kaldırması gerekiyor. Ama bu uydurma hurafeleri açıkladığı ve kaldıdığı anda gelenekçilerin çok büyük bir kısmının büyük bir öfke ile üstüne saldıracakları çok açık. Bu yüzden Diyanet İşleri hiçbir zaman hurafeleri kaldırmaya yanaşmıyor.

“Taşlayarak kadın öldürme, namaz kılmayanın öldürülmesi, sakalını kesenin öldürülmesi, farklı mezhepten Müslümanların öldürülmesi” işte bunların hepsinin hurafe olduğunu ve Kuran’da olmadığını açıklaması gerekiyor Mehmet Görmez’in. “Taşlayarak kadın öldürme bir Pagan adetidir, İslam’da böyle vahşi bir uygulama yoktur” demesi gerekiyor.

Çünkü İşid zaten bizim Diyanet İşleri’nin bastırdığı kitaplardaki hurafeleri aynen, harfi harfine uyguluyor, en ufak bir taviz vermiyor!Kitapta “taşlayarak öldürün” diyor, İşid de adam doğruyor. “Namaz kılmayanı öldürün”, “sakalını keseni öldürün” diyor kitapta, İşid’de aynısını yapıyor.

Bakın sahih olduğu söylenen hadis kitaplarında nasıl ifadeler geçiyor:  “İçki içmede beşinci kez israr edeni öldürün” (Ebu Davut) 1643 nolu) “Kuran okudukları halde traş olanları öldürün.” deniyor. (4816 nolu) “Zina edenleri öldürün.” (Tırmızi,1623 nolu) “Evliyken zina edenleri taşlayarak, recm ederek öldürün. (Buhari, 1111) “Dinden dönenleri öldürün.” (Muvatta 1585) “İslam’ı terk eden hangi erkek olursa, onu tekrar İslam’a davet et. Dönmezse boynunu vur! “Namazı terk edenler öldürülebilir.” (Ebu Davud, 2117)

Pki bizim dinimizde zorlama var mı? Yok. Ayet var. Adam ister namazını kılar, ister kılmaz. İster iman eder, ister etmez, ister sakalını keser, ister kesmez. İsterse din değiştirir, kimse karışamaz. Ne diyor ayette:

Ve de ki: “Hak Rabbinizdendir; artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin… (Kefh Suresi, 29)

Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. (Bakara Suresi, 256)

Diyanet İşleri Başkanı çıkıp cesurca bu hadisler uydurma diyebilir mi? Diyemiyor işte. İşid ideolojisini hep bu uydurma hadislerden alıyor, El-Kaide ve Taliban’da öyle. Gördüğünüz gibi dinden döneni İşid aynı inandığı hadiste söylendiği gibi boynunu vuruyor. “Bu küfre düştü” diyor ve karşısındakini kesiyor! Bizim Diyanet İşleri bütün bu uydurma hadislerin Kuran’da olmadığını gümbür gümbür açıklamalı. Yoksa İşid ile nasıl ilmi mücadele yapılacak? Uydurma hadislere göre bambaşka bir din yaşanıyor ama böyle bir din Kuran’da yok!

Eğer hurafeleri kaldırılmazsa o zaman İşid ile mücadele yapılamaz. Eğer Diyanet İşleri Başkanı bunu yapamıyorsa ancak Mehdiyet’in yapacağını açıklamalı. Diyanet İşleri Başkanı “Biz gençlere yetişemedik, İslam’ı anlatamadık, onlara uygun bir dil geliştiremedik” diyor. Peki tamam da Diyanet İşleri Mehdiyet’e de tamamen karşı. Peki bu hurafeleri kim kaldırıp dini İslam’a ve tertemiz Kuran’a döndürecek? Ayrıca bütün Ortadoğu’daki İslam ülkeleri Mehdi’yi bekliyor, Museviler de öyle. Batı da büyük bir şevkle İsa Mesih’i bekliyor. Sonuçta dinde hurafeleri temizleyecek kişinin, mezhepleri kaldıracak kişinin Mehdi olduğu çok açık. Ama Diyanet İşleri Başkanı bu gerçeği görmezden geldiği gibi “İslam’da Mehdi inancı yoktur” diye de açıklama yapıyor.

… Hz. Mehdi, dini peygamberin zamanında olduğu gibi aynen uygulayacak. Yeryüzünde mezhepleri kaldıracak. Halis hakiki dinden başka mezhep kalmayacak.(Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s. 186-187)

Mehdi kaldırmadık bidat bırakmayacaktır. Ahir zamanda aynı Peygamber (sav) gibi dinin icablarını yerine getirecektir.” (Kıyamet Alametleri, sf. 163)

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Atatürk bağnazlığı ezip yok ederek Mehdiyete zemin hazırlayan kişidir…

Atatürk bağnazlığı ezip yok ederek Mehdiyete zemin hazırlayan kişidir…

Nasıl olurda Türk halkından bunca yıl Atatürk’ün vasiyeti saklanır?


Öyle insanlar var ki yüzyılda bir gelir. Çok özeldir, seçilmiştir, geldiği toplumun hayatını Allah’ın izniyle kökten değiştirecektir. Bu insanlar yaratılırken kendilerine verilen görevi yerine getirebilmeleri için özel bir güçle, şahsiyetle ve bilgiyle birlikte yaratılırlar. Bu yüzden de hem bakışlarındaki derinlikten, hem görülmemiş şahsiyetlerinden yüzlerce insanın içinde heybetleriyle seçilirler, hemen tanınırlar. Atatürk de seçilmiş bir insandı, Allah tarafından görevlendirilmişti, tıpkı Bediüzzaman gibi, tıpkı Hz. Mehdi gibi.

Atatürk’ün Türkiye’ye kazandırdığı en büyük güzelliklerden biri bağnaz sistemi yıkıp insanları saf, temiz, hurafelerden arınmış Kur’an’a döndürmesiydi. O bağnazlığa tavır almasa şu anda hiçbirimiz ne rahat konuşabilir, ne rahat yazabilir, ne de bunca özgürlükle yaşayabilirdik. Türkiye’nin Suriye’den, Irak’tan, ya da İran’dan hiçbir farkı olmaz, hatta daha beter olabilirdi.

Atatürk, “Şurasını bilinmelidir ki Türklük âleminin en büyük düşmanı komünistliktir. diyerek komünizminde Türkiye’nin başına bela olmasını engellemiştir. Şu anda Türkiye Kuzey Kore’de olduğu gibi insanlığı ellerinden çalınmış, devletin kölesi haline getirilmiş, saç kesimini bile devletin onayladığı insanların yaşadığı bir ülke olabilirdi.

Bediüzzaman Türkiye’de dini ve dinin hakikatini geliştirdi, yazdığı Risalelerle insanların kalplerine iman tohumlarını ekti. Bu arada Atatürk’te yobazlığı kökünden bitirdi. Bu iki insan farklı cephelerde görünseler de ikisi de aynı amaca hizmet ettiler. Kendilerinden sonra gelecek ve dünyaya son kez İslam’ı hâkim edecek Hz. Mehdi’nin işini kolaylaştırdılar. Atatürk zamanında kadınlar gerçek değerini buldu, son derece modern görünüme kavuştular. Yobaz erkek egemenliğinden kurtuldular. Bediüzzaman’ın ve Atatürk’ün birbirine zıt görünmeleri ise ancak ledün ilmi ile açıklanır. Yoksa hem Atatürk hem de Bediüzzaman birbirlerini çok iyi fark etmişlerdi. Bediüzzaman Atatürk’e birçok sır vermiş, Atatürk’de vasiyetinde Türk İslam Birliği’nin gerçekleşeceğini söylemiştir. Ama bu vasiyet her nedense Türk halkından tam 80 yıldır saklanıyor! Türk halkı bunu hesabını mutlaka sormalı diyorum.

Atatürkçü demek; modern olmak, aydın, aklı başında, dengeli-tutarlı olmak, Allah’ı çok sevmek, İslam âleminin birliğini, Türklük âleminin birliğini savunmak, nezaketli, klâs, yakışıklı olmak, sadece Kur’an’a bağlı olmak demektir. Atatürkçülük budur. Söylediğim gibi Atatürk Mehdi’ye yol açan kişidir, bağnazlığı silip ona zemin hazırlayan ve Mehdi’nin işini kolaylaştıran kişidir. Allah tarafından geçtiğimiz yüzyılda özel olarak gönderilmiştir.

Atatürk’ün vasiyeti neden Türk halkından saklanıyor başlıklı yazım:

http://blog.milliyet.com.tr/ataturk-un-vasiyeti-neden-turk-halkindan-ozenle-saklaniyor–ii/Blog/?BlogNo=379646

Kaynak: http://ataturkdindar-miydi.blogspot.com.tr/

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/