Ramazan’da televizyona çıkan Nihat Hatipoğlu ve Mustafa Karataş tomarla para alıyor!

Ramazan’da televizyona çıkan Nihat Hatipoğlu ve Mustafa Karataş tomarla para alıyor!

Ramazan’da tebliğ yapmak, halkı Kuran’a davet etmek ve halkın sorularını cevaplamak için televizyona çıkan Nihat Hatipoğlu, Mustafa Karataş ve Fatih Çıtak gibi hocalar tomarla para alıyor, istedikleri para verilmeyince de yayına çıkmıyorlar.

Halbuki Kuran’a göre din para ile anlatılmaz, para ile tebliğ yapılmaz.Tebliğ yapmak zaten müminin görevidir. Tebliğ para için değil, menfaat için değil yalnızca Allah rızası için yapılır.

Allah ayetinde “sizden ücret istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmuş kimselerdir” (Yasin Suresi, 21) diyerek müminlerin ücret istemeyenlere uyması gerektiğini bildirir.

Peygamberimizde, diğer gönderilen tüm peygamberler ve elçilerde yaptıkları tebliğden hiçbir ücret istememişlerdir, ayette Allah şöyle bildirir:

“Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir.” (Şuara Suresi, 164)

Televizyona çıkan bu hocalar aynı zamanda ne ahir zamanda olduğumuzdan bahsediyorlar, ne Mehdiyetten bahsediyorlar. Hala “tırnak kesmek günahmıdır, eve hangi ayakla girmemiz gerekir” gibi sorulara cevap verip, halkı gerçekten aydınlatmaları gereken konularda hiçbir şekilde aydınlatmıyorlar. Mehdiyeti aleni bir şekilde gizliyorlar.

Kaynak: http://ahirzamankonulari.blogspot.com.tr/

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Reklamlar

Bu güzel Ramazan ayında tesbihlerin anlamlarını tekrar hatırlayalım…

Bu güzel Ramazan ayında tesbihlerin anlamlarını tekrar hatırlayalım...

Allah derin bir sevgiyle sevilmeyi istiyor. Gün içinde sürekli Allah’la bağlantıda olmak çok önemli.


Yine çok güzel, çok bereketli bir Ramazan ayındayız. Rabbimiz oruç ibadetini ne kadar güzel yaratmış. Her gün Rabbimizin verdiği nimetlere şükrederek oruç tutuyoruz, namaz kılıyoruz ve Rabbimizin ibadetlerimizi kabul etmesini umuyoruz. Namazlarımızda Rabbimizi tesbih ediyoruz. Bugün tesbihlerin anlamını tekrar sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Allahu  Ekber” Anlamı:

Allah en büyüktür.

“Subhane Rabbiyel Azim” Anlamı:

Ey büyük Rabb’ım! Seni bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim.

“Semiallahulimen hamideh” Anlamı:

Allah kendisine hamd edenleri işitti.

“Rabbena leke’l-hamd” Anlamı:

Ey Rabbımız! Her çeşit hamd ancak sanadır.

“Subhane Rabbiye’l-ala” Anlamı:

Ey Yüce Rabb’ım! Seni bütün noksan sıfatlardan tenzih ederim.

“Esselamu aleykum ve rahmetullah” Anlamı:

Allah’ın selamı üzerinize olsun

“Allahumme ente’s-selamu ve minke’s-selam tebarek-te ya-zel celali vel ikram” Anlamı:

Allah’ım! Sen kurtuluş merciisin. Esenlik ve güvenlik sendedir. Ey Azamet ve Kerem sahibi Allah’ım! Senin şanın çok yücedir.

“Ala Resulina Muhammedin salavat” Anlamı:

Salat Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v.)’in üzerine  olsun

“Subhanallahi ve’l-hamdulillahi vela ilahe illallahu vallahu ekber vela havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim” Anlamı:

Allah eksik sıfatlardan beridir. Hamd Allah’adır. Allah’tan başka ilah yoktur ve Allah en büyüktür. Allah’tan başkasında güç ve kudret yoktur.

“Subhanallah” Anlamı: Allah noksan sıfatlardan uzaktır.

“Elhamdulillah” Anlamı: Hamd Allah’adır.

“Allahu Ekber” Anlamı: Allah en büyüktür.

“Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâşerîke leh, lehu’l mulku ve lehu’l hamdu ve huve alâ kulli şey’in kadîr” Anlamı:

Eşsiz olan ve ortağı olmayan Allah’tan başka ilah yoktur. Hükümranlık Onundur, hamd Onadır ve O her şeye güç yetirendir.

“Subhane Rabbiye’l-aliyyi’l-a’le’l-vehhab” Anlamı:

Çok bahşedenlerin en yücesi olanRabb’im! Sen noksan sıfatlardan münezzehsin.

Kaynak: http://kalbimizdekiderinallahsevgisi.wordpress.com/

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

“Ben bir kere bile Allah’a teşekkür etmiyorum” diyorsun öyle mi?

“Ben  bir kere bile Allah’a teşekkür etmiyorum” diyorsun öyle mi?

İnsanlar Allah’tan her türlü nimeti isteyip namaz kılmaktan yüz çeviriyorlar.


Allah seni sağlıklı sıhhatli dünyaya getiriyor, sana can veriyor, ruh veriyor,

Seni hayatın boyunca koruyacak ana ve baba veriyor, kardeşler veriyor,

Ben üniversiteyi bitireyim diyorsun, iyi bir işim olsun, çok iyi bir kariyerim olsun diyorsun veriyor,

Ev istiyorsun veriyor, araba istiyorsun veriyor,

Sonra evlenmek istiyorsun, ardından birkaç çocuk istiyorsun onları da veriyor.

Bir yazlığım olsun, her yaz oraya gideyim biraz dinleneyim diyorsun, onu da veriyor,

“Buzdolabın daima dolu olsun, etler, sebzeler, meyveler yaşadığın 70-80 yıl boyunca aralıksız soframda olsun” diyorsun veriyor.

İstediğin herşeyi önüne hayatın boyunca Allah seriyor.

Ama sen bir kere bile namaz kılmıyorsun, bunca nimete karşılık tek bir kere bile Allah’a şükretmiyorsun,  “namaz kıl” dendiğinde “ben daha çok gencim, yaşlanınca namaz kılarım”  diye samimiyetsizce geçiştiriyorsun. Ve sonunda tüm hayatın boyunca bir kere bile namaz kılmadan, bir kere bile alnın secdeye gitmeden ölüp mezara giriyorsun. Sana verilen onca nimeti aralıksız tüketirken ve bu nimetler biran bile kesilmezken sen Allah’tan yüz çeviriyorsun. Allah hayatın boyunca seni doyuruyor, sana bakıyor, seni besliyor, ama bir kere bile senin aklına namaz kılmak ve şükretmek gelmiyor. Cehennem halkı “neden buradasınız” diye sorulduklarında nasıl cevap veriyor biliyor musun:

Onlar: “Biz namaz kılanlardan değildik” dediler. (Müdessir Suresi, 43)

Kahrolası insan, ne kadar nankördür. (Abese Suresi, 17)

Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah’ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür. (İbrahim Suresi, 34)

Allah’ı gücendirmekten çok korkmalı insan, nankörlerden olmaktan Allah’a sığınmalı. Başı bir kere bile secde etmeyen insan, bir kere bile bunca nimeti tüketip Allah’a şükretmeyen insan kendisini çok temiz kalpli görüp cennete gireceğini ummamalı. Unutmayın, cehennemdekilerin ilk sözü “biz namaz kılanlardan değildik” oluyor. Bu yüzden samimiyetle yüzünüzü Allah’a çevirin ve namazla Allah’a derin sevginizi gösterin…

Gerçekten toprağın içine girip yok olup gittikten sonra yeniden mi dirilteceğiz?

Gerçekten toprağın içine girip yok olup gittikten sonra yeniden mi dirilteceğiz?

Ölüm bir yok oluş değil tam tersine sonsuz hayatımızın başladığı andır. Bu gerçekle herkes bir gün tanışacak.


İnsanların ölüp de toprağa girince yok olacaklarına dair son derece yanlış, sapkın bir inançları var. Ölümün herşeyi bir anda kesip bitireceğine inanıyorlar. Beden onlara göre toprakta çürüyüp gidiyor ve herşey bitiyor.

Halbuki kainatta yaratılan hiçbir şey kaybolmaz ve yok olmaz. Allah’ın ruhunu taşıyan insan da bu dünya için yaratılmış bir varlık değildir. Dünya hayatı sadece sonsuz hayatımıza geçiş yeridir, çok kısa kaldığımız bir misafirhanedir. Ölüm geldiği anda insanın dünya hayatı ile bağlantısı kesilir ve sonsuza kadar içinde kalacağı ahiret hayatı hemen başlar.

Allah yeniden dirilişe inanmayanları ayette çok şiddetli uyarır, ölümle birlikte hayatının biteceğine inanan insanlar ölüm günü geldiğinde bu gerçekle tanışacaklar ve çok pişman olacaklar:

Dediler ki: “Biz yer (toprağın için) de yok olup gittikten sonra, gerçekten biz mi yeniden yaratılmış olacağız?” Hayır, onlar Rablerine kavuşmayı inkar edenlerdir.

De ki: “Size vekil kılınan ölüm meleği, hayatınıza son verecek, sonra Rabbinize döndürülmüş olacaksınız.”

Suçlu-günahkarları, Rableri huzurunda başları öne eğilmiş olarak: “Rabbimiz, gördük ve işittik; şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir, salih bir amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle inananlarız” (diye yalvaracakları zamanı) bir görsen. (Secde Suresi, 10-12)

Kaynak: http://dunyaningercegi.blogspot.com.tr/

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Tevekküllü olacaksın, sabırlı olacaksın, dünya bir bayram yeri değil…

Tevekküllü olacaksın, sabırlı olacaksın, dünya bir bayram yeri değil...

Dünya imtihan için geldiğimiz kısa bir kurs.Hepimiz burada eğitilip ahirete gideceğiz…


Allah insanı her gün her saniye imtihan ediyor. Sabah gözünü açar açmaz senin de herkes gibi imtihanın başlıyor. O gün için Allah senin için ne gibi imtihanlar hazırlamış hiç bilmiyorsun. Belki ölüme çok yaklaşacaksın, belki de çok büyük bir nimete kavuşacaksın. Sen bilmiyorsun ama bütün bunları kaderinde imtihan olarak yaratan Allah biliyor. Allah sen imtihan olurken de seni sürekli izliyor. Allah’a hamd ederek mi bu imtihanları geçeceksin, yoksa tamamen gaflet içinde, imtihan olduğunu bile bilmeden mi?

Söylediğim gibi Allah gün içinde de tüm kullarını hayırla ve şerle aralıksız imtihan ediyor. Eğer hayatımızda bir güzellik oluşuyorsa “şükretme” ibadetimiz gelmiş demektir. Eğer bir zorluk oluşuyorsa o zaman da “tevekkül etme, sabretme ve daima Allah’tan razı olma” ibadetimiz gelmiş demektir. İnsanın başına her an bir darlık, bir sıkıntı, bir hastalık gelebilir. Bir anda beli tutulur, sabah kalktığında gözünde bir şey çıkar, bir anda ayağı burkulup aylarca yürüyemez. Allah her yönden acizliğini o insana hissettirir. Mümin daima tevekküllü olacak, daima Allah’tan büyük bir sevinçle razı olacak. Dünya bir bayram yeri değil, kesintisiz imtihan ortamıdır. Her kul çok yoğun bir şekilde iyilikle, güzellikle ya da zorluk ve sıkıntı ile Allah tarafından denenir.

Mümin ile inkar eden bu yoğun imtihan ortamında kendini hemen belli eder. Mümin kendisine gelen soruları aralıksız cevaplarken, daima yüzünü Allah’a dönerken nefsi ince ince eğitilir ve cennet ahlakına kavuşur. İnkar eden ise yoğun bir gaflet içinde sürekli isyan halindedir. “Neden bu benim başıma geldi?” der, “şöyle yapsam bu felaket beni bulmazdı” der, imtihanların hikmetini bir türlü kavrayamaz, Allah tarafından denendiğini bir türlü anlayamaz.

Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. (Bakara Suresi, 155)

Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz. (Enbiya Suresi, 35)

Kaynak: http://imtihaninsirrib.blogspot.com/, A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

İnsanların “cüzi iradesi” diye bir şey yok, insanlar çok yanlış biliyorlar!

İnsanların “cüzi iradesi” diye bir şey yok, insanlar çok yanlış biliyorlar!

Hiçbir insanın kendisine ait cüzi iradesi yoktur, kimse Allah’ın belirlediği kaderin dışına çıkamaz.


Bazı hocalar “Allah’ın insanlara cüzi irade verdiğini, insanların bu cüzi irade ile seçim yaptıklarını” anlatıyorlar. Yine bu hocalara göre insan kendi mesleğini, eşini, arkadaşlarını bu cüzi iradesi ile seçiyor. Allah haşa bu hocalara göre sadece kainattaki düzeni sağlıyor, mevsimler, samanyolu ve galaksilerdeki düzen yalnızca Allah’ın külli iradesi ile gerçekleşiyor.

Allah ise Kuran’da cüzi iradenin de, külli iradenin de tamamen Kendisine ait olduğunu şöyle açıklıyor:

Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kur’an’dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, Biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın. (Yunus Suresi, 61)

İnsanlar “benim cüzi iradem var, haşa Allah buna karışamaz. Allah’ın bir külli iradesi vardır, ona da ben karışamam” diyerek Allah hakkında iftirada bulunmuş oluyorlar. Bu Allah’a karşı yalan söylemektir. Cüzi iradeyi de küli iradeyi de yaratan Allah’tır. Hepsi tek bir an içerisinde olup bitmiştir. Allah yukarıdaki ayette “Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın.” diyerek nötronların, atomların, protonların dönüşüne kadar hepsinin en ince ayrıntısına kadar bir kitapta yazılı olduğunu bildiriyor. Bütün kader ayette bildirildiği gibi bir kitapta yazılı olduğuna göre senin cüzi iraden o kitabı mı değiştirecek? Halbuki Allah’ın yazdığı kaderde en ufak bir değişiklik olmaz. Dolayısıyla insanın cüzi iradesi diye bir konu yoktur. Tüm irade Allah’a aittir. Yukarıdaki ayette de Allah “sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, Biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım.” diyerek her işin Allah’ın kontrolünde gerçekleştiğini bildirir.

“Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Gerçekten Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (İnsan Suresi, 30.)ayetiyle de Allah insanların yaptığı herşeyi önce Allah’ın dilediğini, sonra insanların dilediğini bildirir. Allah yalnızca insanlara kendileri diliyormuş gibi hisettirir.

Başka bir ayette de Allah gaybın anahtarlarının O’nun Katında olduğunu, O’ndan habersiz bir yaprak bile düşmeyeceğini bildiriyor:

Gaybın anahtarları O’nun Katındadır, O’ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır. (En’am Suresi, 59)

İnsanların bütün sözleri, bütün işledikleri, bütün yaptıkları Levh-i Mahfuz’da bir kitapta Allah tarafından yazılmıştır:

Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) (Levh-i Mahfuz) olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre pek kolaydır. (Hadid Suresi, 22)

Sonuç olarak eğer bir insan “benim cüzi iradem var ve benim cüzim iradem Allah’tan bağımsız” diyorsa o zaman haşa ilah olduğunu iddia ediyor demektir, haşa Allah’tan daha büyük bir güç olduğunu iddia ediyor demektir. Hem şirk içindedir, hem de çok yanlış bir yola sapmıştır. Tüm güç ve kuvvet Allah’a aittir, O yalnızca tek bir ilahtır, tüm güç, onur ve izzet Rabbimize aittir.

Allah, gerçekten Kendisi’nden başka İlah olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de O’ndan başka İlah olmadığına adaletle şahitlik ettiler. Aziz ve Hakim olan O’ndan başka İlah yoktur. (Al-i İmran Suresi, 18. Ayet) 

Kaynak: http://kaderingercegi.blogspot.com/ , A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

“Ölüler diyarı” cehennem…

“Ölüler diyarı” cehennem...

Cennet ehlinin şuuru açıktır. Cehennem ehlinin ise şuuru kapalıdır.


Bütün ruhsuzların piri ve mürşidi iblistir. İblis; sürünün çobanıdır. İblis; kaval çalar münafık, müşrik ve kâfir ruhsuzlar da dinler ve sürü, iblis nereye isterse doğruca oraya gider. Hakikatte hepsi sadece müminler için (müminlerin görüntüsünde) yaratılmış varlıklardır. Bir nevi film setimizdeki dekordur, figürandır, yardımcı oyuncudur… Bunlar insanın annesi, babası, kardeşi ve çocuğu da olabilir. Allah ayetinde görüntümüzde yarattığı milyarlarca insana ruh vermediğini anlatıyor. Bu insanları gördüğünüzde konuşuyorlar, yiyorlar, içiyorlar, yürüyorlar. Karşımızda çok canlı duruyorlar ama gerçekte ruhları yok. Allah ruhu olmadan yarattığı insan görünümündeki bu varlıkları Kur’an’da şöyle tarif ediyor:

Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır. (Araf Suresi, 179)

Allah başka bir ayetinde de cehennemi cinlerle ve inkar eden insanlarla dolduracağından bahsediyor:

Eğer Biz dilemiş olsaydık, her bir nefse kendi hidayetini verirdik. Fakat Benden çıkan şu söz gerçekleşecektir: “Andolsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan (İnkar edenlerle) tamamıyla dolduracağım.”

Allah’ın ceheneme sürüklediği milyonlarca insanın ruhu yok, işte bu Allah’ın Kur’an’la bildirdiği büyük bir sırrı. Bu yüzden cehennemden Tevrat’ta “ölüler diyarı” diye bahsediliyor. Cehennem ehlinin şuuru açık gibi görünür ama gerçekte hepsi ölüdürler.

Şu önemli sırrı hiçbir zaman unutmayın: Allah samimi, şuur sahibi bir mümini hiçbir şekilde cehenneme koymaz, cehenneme giricek olanlar sadece ruhsuz olarak yaratılan inkarcılardır.

Kaynak: http://olumkiyametcehennemkonulari.blogspot.com.tr/, A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/