Peygamberimiz Hz. Mehdi’ye nasıl hitap ediyordu?

Peygamberimiz Hz. Mehdi’ye nasıl hitap ediyordu?

Dünyada sel gibi Müslüman kanı akıyor. Muazzam olaylar oluyor. Ama bunlar Mehdi’nin zuhuruna vesile olacak.


Ahir zamanda olduğumuz bu dönemde göreceğimizHz. Mehdi’nin güzel ahlakını ve üstün vasıflarını anlatan çok güzel sıfatları var. Hz. Musa’ya korku içinde etrafı gözetlemesi, Hz. Yusuf’a hapsedilmesi, Hz. İsa’ya ölmediği halde öldü denilmesi, Hz. Muhammed’e kılıçla kuşanması yönüyle benzeyen Hz. Mehdi’nin vasıflarından bazıları şunlardır:

EL MEHDİ: Hidayet Olunmuş, Hidayete Ermiş
EL HÂDİ: Hidayete Sevk eden, Doğru Yola Ulaştıran
EL KAİM: Hak İçin Kıyam Eden, Ayakta Duran
EL HÜCCET: Reddi Mümkün Olmayan Kesin Delil
EL MUNTAZAR: Herkes Tarafından Beklenen
MEHDİ-Yİ MUNTAZAR: Beklenen Mehdi
İMAM-I MUNTAZAR: Beklenen İmam (manevi lider)
HALEF-İ SALİH: Allah Evliyalarının Liyakatli Halifesi (manevi lideri)
MANSUR: Allah Tarafından Yardım Edilen
SAHİBİ’L-EMR: İlahi Adaleti Uygulamakla Sorumlu Olan
SAHİBÜ’Z-ZAMAN: Zamanın Sahibi
VELİYİ ASR: Asrın Velisi, Zamanın Tek (manevi) Hakimi, Zamanın Tek Rehberi
MEHDİ-Yİ MEV’UD: Vadedilmiş Mehdi
İMAM-I ASR: Asrın İmamı (manevi lideri)
SAHİB’ÜD DAR: Yurdun Sahibi (manevi sahibi)
BAKİYYETULLAH: Allah’ın Yeryüzünde Geriye Kalan Tek Hücceti ve Son İlahi Manevi Lideri
KÂİM-İ AL-İ MUHAMMED (AS): Peygamberimiz (sav)’in Soyundan gelen, Kıyam Edecek Olan Mehdi
EL HATİM: Hatmeden, Sona Erdiren
NAHİYETÜ’L-MUKADDESE: Kutlanmış Yön, En Yüce ve Kudsi

Peygamberimizin Hz. Mehdi’ye nasıl hitap ettiğine değinirsek; Sahabe, Mehdi’yi çok seviyor ve merak ediyor, Resulullah’a onun hakkında sorular soruyordu. Peygamberimiz de onlara, Mehdi’yi çok detaylı anlatıyordu. Peygamber Efendimizin Hz. Mehdi’ye hitapları ise şu şekildeydi:

Hz. Mehdi Cennetin tavuskuşu (süsü) dur. (Bihar-ül Envar, Cilt 51, Sayfa:105)

Kıyamet yaklaştığı zaman ve müminlerin kalbi; ölüm, açlık, fitneler, sünnetlerin kaybolması, bid’atlerin (dine sonradan eklenmiş yanlış inançların) ortaya çıkması, emri bil maruf ve nehyi anıl münker (iyiliği emredip kötülükten menetme) imkanlarının kaybolması gibi sebeplerle zayıfladığı zaman benim evlatlarımdan Hz. Mehdi  ile Cenab-ı Hak sünnetleri ihya eder. Onun adalet ve bereketi ile müminlerin kalbi ferahlar, Acem (Arap olmayan) ve Arap milletleri arasında ülfet ve muhabbet yerleşir.” (Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 66)

Hz. İmam Hüseyin’in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: “Hz. Mehdi kıyam ettiğinde halk onu tanımayacaktır. Zira O (HZ. MEHDİ) HALKA GÜZEL SİMALI BİRİ OLARAK GELECEKTİR… ” (Ikd-üd Dürer, s. 41)

HZ. MEHDİ’NİN BİR İSMİ DE “ARSLAN”DIR:

MAVERAÜNNEHİR’DEN BİR ŞAHIS (HZ. MEHDİ) ÇIKAR, ONA EL-HÂRİS (ARSLAN) DENİR. (Ebu Davud, Mehdi 1, (2452)) Ravi: Hz. Hilal İbnu Amr (ra) (Et-Tac, Ali Nâsıf el-Hüseynî, c. 5, s. 617) (Sünen-i  Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınevi: 14/410)

“Ey inananların Efendisi, bize senin Hz. Mehdi’nin hakkında haber ver.” İnananların Efendisi dedi ki: “… HZ. MEHDİ HAZIRLIKLI, ETKİ ALANI GENİŞ, MUZAFFER BİR ARSLANDIR… “ (Kitab-ül Gaybet, [Bihar-ul Envar, cilt 51], Ansariyan Yayıncılık, Derleyen: Muhammed Bakır el-Meclisi, İran-Kum, 2003, s. 184)

Kaynak: http://hzisavehzmehdiyibuyuzyildagorecegiz.blogspot.com.tr/, A9TV 

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

İşte 15 Temmuz darbe gecesi Türkiye’nin deprem haritası!

İşte 15 Temmuz darbe gecesi Türkiye’nin deprem haritası!

15 Temmuz gecesi Türkiye depremlerle sarsıldı… Ahir zamanın her günü Mehdiyetle bağlantılıdır.


Ahir zamanda olduğumuz bu dönemde tüm Türkiye 15 Temmuz gecesi yine olağanüstü bir olaya şahit oldu. Tam peygamberimizinhadislerde detaylarıyla bildirdiği gibi bir darbekalkışması yaşandı. Ahir zamanda her olayın bir harika olduğunu yazılarımda sürekli anlatıyorum. Darbeyi yapmaya kalkışanlar o gece Hz. Hızır’ın da görevli olduğunu hesaba katmadılar. Mehdiyet’in doğacağı İstanbul’un koruma altında olduğunu hesaba katmadılar. Allah’ın koruması altında olan bu şehri Allah’ın dilemesi dışında kimse ele geçiremez, ona da bir kez daha şahit oldular.

15 Temmuz darbe girişiminde yine peygamberimizin bildirdiği olağanüstü bir olay daha yaşandı. O gece Türkiye’nin dört bir yanı depremlerle sarsıldı. Resimde kavuniçi noktalarda Türkiye’de 15 Temmuz gecesi yaşanan depremleri görüyorsunuz. Bakın peygamberimiz bu durumu hadiste nasıl bildiriyor:

…Sonra MEDİNE (İSTANBUL) ŞEHRİ SAKİNLERİYLE BERABER ÜÇ DEFA SALLANACAK, BUNUN ÜZERİNE (MEDİNE’DE BULUNAN) MÜNAFIK ERKEKLER VE KADINLARDAN HİÇ KİMSE KALMAYIP HEPSİ ONUN YANINA GİDECEKLER ve böylece demirci körüğünün demirin kirini, pasını giderip attığı gibi Medine’de pisliği (yani habis insanları) dışına atacak ve O GÜNE KURTULUŞ GÜNÜ DENECEKTİR. (Mace Cilt 10, s. 331-335)

Bu hadisler daha olağanüstü olaylara, Hz. Mehdi’nin ve Hz. İsa’nin zuhuruna şahit olacağımızın işaretidir. Müslüman âlemini zor günlerin ardından apaydınlık günler bekliyor, müminler birbirlerine müjde versin…

Bu konuda yazdığım diğer yazım:

http://blog.milliyet.com.tr/sok-olacaksiniz–peygamberimiz-darbenin-yasanacagini-hadislerde-bildirmis—/Blog/?BlogNo=537315

Kaynak: http://hzisavehzmehdiyibuyuzyildagorecegiz.blogspot.com.tr/ , A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Bütün mesele derin imanlı olmakta, Allah sadece derin imanlı mıyız ona bakacak…

Bütün mesele derin imanlı olmakta, Allah sadece derin imanlı mıyız ona bakacak…

Gün içinde ne kadar Allah’ı düşünüyorsun? Kalbin hep Allah ile mi beraber?


Ahir zamanda insanların Allah’ı tamamen unuttuğu, zevkine, sefasına daldığı bir dönemde yaşıyoruz. Gerçekten samimi iman eden ve kendisini Allah’a adayan insan sayısı çok az. Allah zaten Kuran’da da samimi olarak, şirk koşmadan iman edenlerin çok az olacağını şöyle bildiriyor:

Onların çoğu Allah’a iman etmezler de ancak şirk katıp-dururlar. (Yusuf Suresi, 106)

Yine yaşadığımız bu dönemde insanlar Allah’tan çok uzak oldukları halde kendilerini çok iyi, çok samimi görme gibi bir hastalığa da tutulmuş durumdalar. Kimle konuşsan kendisini çok samimi buluyor. Allah için hiçbir şey yapmadıkları halde şeytan onları çok samimi olduklarını telkin ederek kandırmış durumda, ama bunun farkına varamıyorlar.

Mümin inkâr edenlerin bu samimiyetsizliklerini görüyor ama kendisini bunlarla kıyaslamıyor.Mümin kendisini örnek alacağı kişiler peygamberlerdir. Peygamberlerin ihlası, derin imanı, koşulsuz tevekkülleri, Allah’ı büyük bir aşkla sevmeleri, kadere tam teslimiyetleri hepimize çok güzel örnek. Bediüzzaman’ın da ihlası, samimiyeti, tüm hayatını İslam’ın yayılmasına adaması çok güzel. İşte bizler böyle derin imanlı olmak için Allah’a yalvarıyoruz, çünkü kalplerimizdeki imanı arttıracak olan Allah’tır. Kuşkusuz derin iman çok büyük bir nimet. İnsan ona kavuştuğu anda Allah’la çok yakın bir dostluğun içinde muhteşem bir hayat yaşıyor. Her olayda, her zorlukta, her imtihanda Allah’a yönelip dönüyor.

…Gerçekten, Biz onu sabredici bulduk. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah’a) yönelip-dönen biriydi. (Sad Suresi, 44)

Allah derin imana bakar, Kendisi’ni çok seviyor mu, sevmiyor mu? Derin imanla iman ediyor mu, etmiyor mu? Sadece ona bakar. O varsa tamam, başka bir şeye gerek yoktur.

İman, derin iman bütün mesele budur. Yoksa bilmişlik yapmak, çok kültürlü olmak, sekiz dil bilmek, bütün entel dantel kültürünü su gibi ezberden okumak, anlatmak sıfırdır. Hatta itici gelir insanlara o, kızdırır. İnsanlar hikmet insanlarını sever, derinlik insanlarını sever, derin imanlı samimi insanları severler.

İslam’ın hâkim olmasını isteyen çok derin imanlı olacak. Çok ihlaslı ve çok samimi olacak, müthiş derinleşecek. Allah’ın onu izlediğini bilecek. Allah’ın olayları nasıl geliştirdiğini de seyredecek.

Derin imanlı çok az sayısı olan bir topluluk olsun İslam dünyaya hemen hâkim olur. Bütün mesele derin imandadır. İnsanların gayretine bağlamıyor Allah, insanların imanına, samimiyetine bağlıyor.

Allah bir ülkede iman eden biri olduğunda onu hemen görür. Çünkü Kendisi yaratıyor. Ve olaylar hep o insanın çevresinde ona göre gelişir. Allah’ın en önem verdiği derin imandır, çok fazla çalışma değil.

İslam akılla, derin imanla anlatılabilir. Peygamberimiz üniversite mezunu değildi. Elinde sadece Kuran vardı. Çok samimi imanlıydı, o yüzden çok etkili oldu. İmanıyla ve aklıyla etkili oldu. Allah bizlere de derin iman nasip etsin, ihlasla yaptığımız tebliğde bizleri başarılı kılsın ve İslam’ın son kez dünyaya hâkim olduğunu bizlere göstersin…

Kaynak: https://kalbimizdekiderinallahsevgisi.wordpress.com/, A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Evanjeliklerin yüzlerce yıllık planına direnen iki ülke: İran ve Türkiye…

Evanjeliklerin yüzlerce yıllık planına direnen iki ülke: İran ve Türkiye...

Ortadoğu için yüz yıl önce derin güçler tarafından tasarlanmış olan harita bugün fiili olarak uygulamaya konmuştur.


Eski Ahit, vaat edilmiş toprakları şu şekilde tarif eder:

Mısır Irmağı’ndan büyük Fırat Irmağı’na kadar uzanan bu toprakları –Ken, Keniz, Kadmon, Hitit, Periz, Refa, Amor, Kenan, Girgaş ve Yevus topraklarını– senin soyuna vereceğim. (Yaratılış 15:18-21)

Tevrat’ta yer alan bu ifadeler Evanjelikler için “Kutsal Topraklar” olarak tanımlanır.  MusevilerHz. İsa’nın gelişinden önce mutlaka bu topraklara sahip olmak durumundadır. Tevrat’taki ifadeye baktığımızda Nil ve Fırat arasında kalan toprakların Irak, Suriye, Mısır ve Türkiye’nin bir kısmını, Ürdün, Lübnan ve Kuveyt’in ise tamamını kapsadığını görüyoruz.

Arap Baharı sonrasında ortaya çıkan kargaşa, ülkeden ülkeye sıçrayan fitne ve savaşlar Evanjeliklerin hedeflerine ulaşmakta nasıl kararlı olduklarını bize göstermektedir. Saldırı ve kargaşadan kurtulamamış olan Irak, Amerika’nın ardından IŞİD’in işgali ile karşılaşmış ve bugün resmi olarak üçe bölünmüş durumdadır. 2011 yılından beri başlayan iç savaştan kurtulamayan Suriye, şu an temelde 6 ayrı parçaya bölünmüştür. Bu parçalar içinde de parçacıklar vardır. Mısır, ciddi bir istikrarsızlık dönemi yaşamakta, Sina’daki aşiretler tedirgin beklemekte; Libya darbelerle sarsılmakta, Sudan ve Yemen’deki durum ise hiç durulmamaktadır.

İşte bütün bu karışıklıklar içinde dikkatleri çeken iki ülke var: İran ve Türkiye. İran, her ne kadar yakın geçmişte nükleer çalışmaları nedeniyle çok uzun zaman boyunca ciddi bir abluka altında kalmış olsa da, bağlı bulunduğu Şangay Paktı’nın bir gözlemci üyesi, Rusya-Çin ekseninin bir müttefiki olması bakımından gücünü kaybetmemiş ve istikrar göstermiştir. NATO üyesi ve Batı müttefiki demokratik Türkiye ise, yaklaşık 40 yıllık PKK terörüne rağmen bölünmeyi şiddetle reddetmiş, içinde bulunduğu kaynayan coğrafi şartlara rağmen güçlenmiş, beklenmedik reformlarla 10 yıl içinde önemli bir değişim geçirmiş bir ülkedir. Komşularla ilişkiler, İslamileşme ve Batı’dan uzaklaşma gibi eleştiriler alsa da Türkiye, bölge içinde ekonomik, ticari ve demokratik anlamda önemli atılımlar içinde olmuş ve bölgenin karmaşasından çok fazla etkilenmemiştir.

Türkiye’deki bu durum işte bu nedenle Ortadoğu üzerinde planları olan çevreleri tedirgin etmekte ve hatta kimileri bu tedirginliği açıkça ifade etmekten çekinmemektedirler. Çünkü planda, ülkelerin güçlenmesi değil, güçsüzleşmesi vardır. Ve yine planda, Armageddon Savaşının gerçekleşeceğini düşündükleri Mezopotamya bölgesinde, kendi idarelerinde olan, Arap, Türk ve Fars dünyasından bağımsız, rahat yönetilip üzerinde rahat oyun oynanabilen hayali bir kukla devlet kurulması yer almaktadır: Büyük Kürdistan.

Ortadoğu’yu parçalara ayırıp yönetmeyi hedefleyen Evanjeliklere ve İngiliz derin devletine karşı Türkiye ciddi bir manevra ile tokatı indirebilir. Türkiye’nin öncelikli yapması gereken Rusya, İran ve Pakistan ile birleşmek, aynı Şangay Paktı gibi bir Pakt oluşturmaktır. Bir ülkeye saldırı olduğunda diğer ülkeler savaşa dahil olmalıdır. Bu güçlü pakt İngiliz derin devletini yani Deccal’i sindirecektir. Türkiye’nin bu aşamda atması gereken diğer acil adım ise tüm Müslüman alemini tek bir çatı altında birleştirmektir. Müslüman alemi tek bayrak altında birleştiğinde karşısında hiçbir düşman duramaz, hiçbir ülke Müslüman bir ülkeye savaşa açamaz ve Ortadoğu’yu parçalara ayırmaya kalkamaz.

Türkiye çok güçlü olmalı, seri olmalı, çevik olmalı… Çünkü Ortadoğu üzerindeki amellerini gerçekleştirmek isteyenlerin artık sabırları kalmadı. Her ne pahasına olursa olsun Türkiye’yi parçalamak istiyorlar. Deccal’in bu sinsi oyununu Türkiye mutlaka bozmalı.

Kaynak: http://abdningoremedigipkk.blogspot.com.tr/, A9 TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Ahmet Davutoğlu sakın bir kenara çekilmesin…

Ahmet Davutoğlu sakın bir kenara çekilmesin…

Ahmet Davutoğlu sakın bir kenara çekilmesin...

Ahmet Davutoğlu’nun Türkiye’nin 2023 hedefine kilitlenmiş bir lider olması çok önemli.


Ahmet Davutuğlu başbakanlığı bıraktıktan sonra sakın bir kenara çekilmesin. Kendisi çok değerli bir devlet adamı, oldukça da tecrübeli. Herşeyden önce de son derece samimi bir Müslüman. Hem Türkiye’nin, hem de İslam aleminin bulunduğu bu zulüm ortamından kurtulmasını istediği ve bu yönde çabaladığı çok açık.

Ahmet Davutoğlubaşbakanlığı bıraktıktan sonra yurtdışındaki Müslümanları birleştirmek için yurt dışı seyahatlerine başlamalı. Yurt dışında farklı mezhepleri, Şiileri, Sunnileri, Vahabileri, Alevileri, hepsini bir araya toplasın. Yemekli toplantılar yapsın. Ortadoğu’da sürekli kan dökülürken Müslümanlar için en acil yapılması gereken tüm Müslümanların birlik olmasını sağlamak ve Müslümanlar arasında sürekli ayrılık çıkaran münafıklara geçit vermemek.

Sayın Davutoğlu’nun bu Müslümanları tek bir çatı altında birleştirme, aradaki küskünlükleri yok etme, hepimizin kardeş olduğunu aşılama görevi çok önemli ve hayırlı bir görevdir. Türk hükümeti de Sayın Davutoğlu’nu bu çalışmalarında her yönden desteklemelidir. Sayın Davutoğlu’ndan hiç vakit kaybetmeden hem Ortadoğu’da, hem Avrupa’daa cemaatleri birleştirici çalışmalar yapmasını bekliyoruz.

Kaynak: http://abdningoremedigipkk.blogspot.com.tr/, A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Osmanlı’daki güzel ahlak örneklerine bakıp örnek almak lazım…

Osmanlı’daki güzel ahlak örneklerine bakıp örnek almak lazım…

Osmanlı’daki güzel ahlak örneklerine bakıp örnek almak lazım...

Osmanlı’yı yıkan Darwinizmdir ve Osmanlı İmparatorluğunun Kuran’dan uzaklaşmasıdır….


Geçen gün bir televizyon programında Osmanlı’daki güzel ahlak örnekleri anlatılıyordu. Gerçekten insan orada imanın getirdiği akla, nezakete, güzel ahlaka, fedakarlığa, inceliğe özeniyor. Nasıl bir devlet ki, nasıl bir ahlak ki, yoksulundan fakirine, kültürlüsünden cahiline herkesi koruyup kolluyor, ölçü yalnızca Allah’ın rızası ve takva oluyor.

İşte düşünüp örnek alınacak Osmanlı’da yaşanan güzellikler:

Osmanlı döneminde pencerenin önünde sarı çiçek varsa ‘ Bu evde hasta var .. Evin önünde hatta bu sokakta gürültü yapma .. ‘ anlamına gelirdi ..

Pencerenin önünde kırmızı çiçek varsa ‘ Bu evde gelinlik çağına gelmiş , bekar kız var .. Evin önünden geçerken konuşmalarına dikkat et ve küfür etme .. ‘ anlamına geliyordu ..

Kız istemeye gelindiğinde damat adayının namaz kılıp kılmadığını anlamak için pantolonunun ‘ diz izine ‘ bakılırdı ..

Kahvenin yanında su gelirdi.. Şayet misafir toksa önce kahveyi alır, açsa suyu alırdı.. Ona göre ya yemek sofrası hazırlanır ya meyva ikram edilirdi

Kapıların üstünde iki tokmak olurdu.. Biri kalın biri ince.. Gelen bayansa kapıyı ince tokmakla vururd .. Evin hanımı kapıyı ev haliyle bile açardı.. Erkekse kalın tokmakla kapıyı vururdu.. Evin hanımı kapıyı ya örtünüp açar ya da Bi mahremi ( kocası vs .. ) açardı ..

Yolda küçük büyüğünün önünden yürüyemezdi ..

Cuma namazına esnaf – ki kuyumcular da dahil – kapıya kilit vurmadan giderlerdi ..

Fitre zekat Ramazandan önce Şabanda verilirdi .. Fakir fukara Ramazana erzaksız girmesin diye ..

Esnaf Ramazan ayında toplanıp gerçek bir ihtiyaç sahibinin ‘ borç defterini ‘ kapatırdı ..

Beyler , konuştukları veya gözleri kaydıkları hanımlarla buluşmaya gidince hediye olarak ‘ ayna ‘ alırdı .. Ki bunun anlamı : ‘ Sana senden daha güzel verebilecek bir hediye yok .. ‘ demekti ..

Osmanlı’da Ramazan’da halk, eşine-dostuna iftar vermeyi büyük bir ibadet kabul eder, misafir ağırlamak için çırpınılırdı. Ramazan boyunca iftar vakitlerinde kapılar açık tutulurdu. Böylece yolda kalan ve ihtiyacı olan herkes istediği eve girer iftar sofrasına dâhil olurdu. Bunun için tanıdık olmaya gerek yoktu ve iftar için gelenin kim olduğu da asla sorulmazdı.

Dersaadet’te mahalle kahvesi olarak bilinen, her mahallenin imam, muhtar ve ileri gelenlerine mahsus o zamana göre adeta bir kulüp niteliğinde olan bir kahvesi vardı.Mahalle kahveleri, günümüz kahvelerinden farklı olarak, ilmi, edebi konuşmaların, tarih sohbetlerinin yapıldığı ve hatta şiir ve manzumelerin okunduğu, hikâyelerin anlatıldığı, bilmeyenlerin, bilenlerden istifade ettiği yerlerdi.

Hırka-i Saadet, Hz. Muhammed’e ait olan, keçi tüyünden yapılmış geniş kollu hırka, Hırka-i Saadet Dairesi ise Topkapı Sarayı’nda, bu hırkanın muhafaza edildiği yere verilen isimdir. I. Selim, Mısır’ı fethettikten sonra, diğer kutsal eşyalarla birlikte hırkayı da İstanbul’a getirmiştir.

Hırka-i Saadetin içinde saklandığı gümüş sandukanın ve altın çekmecenin anahtarları yalnız padişahın kendisinde bulunurdu. I. Selim’den, Halife Abdülmecid’e kadar devam eden ve bir gelenek haline gelen Hırka-i Saadet ziyareti, her Ramazan ayının 15’inde padişah, sadrazam, şeyhülislam ve diğer devlet erkanı tarafından yapılırdı. Padişah kilitleri açar, hırkayı çıkarıp önce kendisi, daha sonra erkan yüzlerini ve gözlerini sürerler, bu sırada imamlar ve müezzinler sürekli olarak Kur’an okurlardı.

Sadaka taşları taş bloklardan oluşan, genellikle cami veya türbe köşelerinde bulunan, ortası çukur, bir buçuk-iki cm yüksekliğinde taşlardı. Bu taşlar Osmanlı’da sosyal dayanışmanın bir parçasıydı ve fakirlerin umut kapısıydı. Fakirler dilenmekten, zengin riya ve gösterişten çekindiği için sadakalarını bu taşlara koyar, fakir de gece vakti gelip ihtiyacı kadarını buradan alıp, geriye kalanını kendisi gibi bir başka fakire bırakırdı.

Osmanlı’da bayram, sultanın bayram namazı için camiye gelişi ile başlardı. Namaz bitiminde saraya dönen padişah, önce annesinin elini öper, sonra diğer aile üyeleriyle bayramlaşırdı. Bayram merasimi bittikten sonra da güzel işlemeli keselerle çocuklara para saçardı.

Merdivenden çıkarken erkek, hanımının arkasından yürürdü. Bunun nedeni hem hanımının vücudunun ifşa olmasını engellemek hem de düşerse tutabilsin diyedir. Aynı sebepten dolayı merdivenden inerken yine erkek önden inerdi.

Osmanlı’da Cuma namazına giderken hiçbir esnaf kapısına kilit vurmazdı. Buna kuyumcular da dahildi.

Pencerenin önünde kırmızı çiçek varsa “Bu evde gelinlik çağına gelmiş, bekâr kız var.. Evin önünden geçerken konuşmalarına dikkat et ve küfür etme” anlamına geliyordu.

Gündelik hayatta ve özel günlerde (davetlerde, bayramlarda) evde yapılan hizmet sırasında telaşlı davranmak, yüksek sesle hitapta bulunmak, bir oraya bir buraya koşuştururarak iş yapmak, hizmetlerin bir düzen içinde yürütülmemesi, ayıp sayılırdı. Hizmet edenler, en küçük bir işaretten istenileni anlayıp sessizlik ve düzen içinde derhal görevlerini yerine getirmeye gayret ederlerdi. Herkese çok nazik ve güleryüzle davranmaya çalışılır, büyüklere hürmet gösterilir, küçüklere hoşgörüyle yaklaşılırdı. Tasavvufu yaşayan bir Osmanlı ailesinde hizmetin, aslında Allah’a yapıldığı bilinir; herkes ailedeki diğer insanları mutlu etmek için, Allah için yapabileceğinin en iyisini yapmaya gayret gösterirdi.

Her esnafın bir “yardım sandığı” vardır. Sermayesi, o esnafın zenginleri tarafından bereket ve uğur getirdiğine inanılarak hayır için hem de mesleğe yardım olsun diye vakfedilen para ile esnafın nezaretinde nöbetleşe olarak bir ustanın sorumluluğu altında idare edilir. Borç verme dışında esnaf ve ihtiyaç sahiplerinden biri hastalanırsa, hekim ve ilaç paralarını ve işe gidemediği zaman geçimini sağlamak, fukara esnaftan biri vefat ederse cenaze masraflarını görmek, geride haremi ve küçük çocuğu varsa, geçinecek kadar para vermek, geri kalan küçük çocuğu mektebe yollamak, bayramlarda elbise yapmak, borçlanarak hapse girmiş namuslu esnafın borcunu verip hapisten kurtarmak, esnaftan yeni ev yapan ve evlenenlere işe yarar hediyeler almak gibi insaniyet ve İslâmiyet’e uygun ne gerekiyorsa bu sandıktan karşılanırdı. Bunlar dışında, hali vakti yerinde esnaf ustaları, durumunu öğrendikleri fakirlere gizlice elden yardım ederler ve hepsi tek bir vücut gibi kardeşçe ve insanca yaşarlardı.

İstanbul’daki esnaf dükkânlarının hepsi toplu olarak bir yerde bulunur, ayrı yerde dükkân açtırılmazdı. Esnafın giydiği elbise tek tarz ve biçimde olur, başka tip elbise giyilmesine karşı çıkılırdı. Elbiselerin aynı oluşu, herkesi iyi hal ve harekete zorlaması yönünden çok yararlıydı. Esnafın hepsi bir arada toplu olduğu için aranan kolay bulunur, hepsini görerek almak kolaylığı yanında, içlerinden biri esnaflığa yakışmayan bir iş ya da ahlâksızlık yaparsa, diğerleri görür; lonca, dükkânını ceza olarak bir müddet kapatırdı. Aralarında uyuşmazlık ve kavga çıksa, dava için mahkemeye gidilmez, iş aralarında halledilirdi. Aralarında yetişen namuslu sanatkâr gençleri, kendilerine damat ederek, esnaf arasında yakınlık, akrabalık sağlanır, böylece ailenin gelecekteki menfaatleri emniyet altına alınmış olurdu.

Ramazanda böyle büyük selâtin camilerinin avlularına ve özellikle Hazret-i Halid, Fatih Sultan Mehmed, Sultan Beyazıd, Ayasofya camilerinin avlularına sergiler kurulurdu. Bu sergilerde tesbihçiler tesbihleri ve sahaf denen kitapçılar, çeşit çeşit nefis mesâhif-i şerifeleri el yazması ve nüshası çok değerli ve nadir olan nefis kitapları geçici olarak avluya getirdikleri camlı dolaplara koyarlardı. Gelenlerin oturması için cami avlularında, geçici olarak dükkân şekline sokulan yerlerde, eski maden, Saksonya ve çini avanîleri, bazılarında çok hoş ve tuhaf eşyalar, diğerlerinde nefis şallar, kumaşlar, bir kısmında da türlü çubuk ve çubuk takımları teşhir edilirdi. Avlular da böyle rağbet gören daha birçok şeyle donatılmış olurdu. Bir tarafta da çorbalara ekmek için çeşitli baharat sergilenir, Kur’ân-ı Kerîm okunurken yakmak üzere ödağacı, kurs, anber kabuğu gibi buhurlar, tablalar üstünde ağzı pamukla kapatılmış olan çok sayıda küçük şişeler içinde bumbar denen yemekle beraber yenen hardallar, iftarda oruç bozmak için hurma ile çeşit çeşit baharlı elvan renk şekerler bulundurulurdu.

Bayram namazından sonra mezarlık ziyareti yapıldığını söyleyen Demirel, Osmanlı medeniyetinin şekillenmesinin ‘Akl-ı selim, Kalb-i selim ve Zevk-i selim’ olarak 3 sac ayağı olduğuna dikkat çekti. Demirel, ”Cami, mezarlık ve ev. Bunlardan mutlaka şehirlerde ya da köylerde cami vardı ve mezarlıklar da buralara çok uzak yapılmamıştır ki dünyevileşme, sekülerleşme olmasın.” diye konuştu.

Büyük merkezlerde, mutlaka küçük de olsa bir kabristan bulunurdu, buraların namaz sonrası ziyaret edilmesinin uhrevileşmeyi sağladığına inanılırdı. bu ziyaret yolu üzerindeki ev sahipleri de yemek hazırlayarak ziyaret dönüşünde misafir ağırlarlardı.

Kaynak: http://kuran-yeterlidir.blogspot.com.tr/, A9TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

İngiliz derin devleti “Müslümanlar teröristtir, hepsini yok edelim” stratejisini geliştiriyor…

İngiliz derin devleti “Müslümanlar teröristtir, hepsini yok edelim” stratejisini geliştiriyor…

İngiliz derin devleti “Müslümanlar teröristtir, hepsini yok edelim” stratejisini geliştiriyor...

Güneydoğu’da Kürt Devleti kurulması projesi İngiliz derin devletinin projesidir.


İngiliz derin devleti Müslümanları IŞİD’leştirmek, El Kaide’leştirmek ve dünyada bir terör bloku haline getirip“Müslümanlar da teröristtir, bütün teröristler birdir, hepsi bütündür, hepsini birden yok edelim” mantığı ile hareket etme stratejisi geliştirdiler. Yani Müslüman eşittir terörist algısı üzerinde çalışıyorlar. Bu çok büyük bir tehlike.

Teröristin dini yoktur. Terör eylemi yapan bir kişi zaten Müslüman olamaz. Kuran’a göre tek bir insanı haksız yere öldüren tüm dünyayı öldürmüş gibi olur. Bu yüzden üzerinde bomba patlatan ve yüzlerce kişinin ölümüne neden olan bir terörist Müslüman değildir. Yaptığı bu eylemin karşılığı Kuran’a göre çok büyüktür:

Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur.Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından onlardan birçoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır. (Maide Suresi, 32)

İngiliz derin devleti Müslümanları yok etmek için şu anda PKK’yı da kullanıyor, PKK’yı durmadan silahla besliyor. Yurt dışından sürekli ülkemize gelen İngiliz ajanları Güneydoğu’daki PKK’nın içine sızıp Türkiye’nin paramparça edilmesi için gizliden gizliye faaliyet gösteriyorlar. Ve bu yaptıklarının da fark edilmediği kanaatindeler.

Müslümanların çoğu kendilerini inim inim inleten, ezen, mahveden sistemin, perde arkasındaki asıl unsurun İngiliz derin devleti olduğunu bilmiyor. Hayret edilecek şekilde bilmiyorlar. Hiç alakası olmayan hedeflere yöneliyorlar. Bu yüzden bu ciddi tehlikeye karşı tüm Müslümanları uyarmak gerek.

Bakın İngiliz derin devleti tam 200 yıldır Müslümanları yok etmeye, Müslümansız bir Ortadoğu inşa etmeye çalışıyor. Türk, Kürt, Arap, tüm Müslümanlar birlik olursa, 200 dakikada oyunları çöker.

Kaynak: http://abdningoremedigipkk.blogspot.com.tr/, A9 TV

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/