Kuran’da göz zinası var mı?

Kuran’da göz zinası var mı?

İnsan kalben iman ettiğinde zaten Kuran’a uygun hareket eder…


Çoğu insan “Kuran’a göre kadına bakmanıngöz zinası olduğunu” düşündüğü için kadınlara bakmamak gerektiğini söylüyor. Oysa bu çok yanlış ve batıl bir düşünce. Allah ayetinde şöyle buyuruyor:

Mü’minlere söyle: “gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir. Gerçekten Allah, yaptıklarından haberdardır. (Nur Suresi, 30)

Mü’min kadınlara da söyle: “gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından ya da oğullarından ya da kocalarının oğullarından ya da kendi kardeşlerinden ya da kardeşlerinin oğullarından ya da kız kardeşlerinin oğullarından ya da kendi kadınlarından ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah’a tevbe edin ey mü’minler, umulur ki felah bulursunuz.” (Nur Suresi, 31)

İlk ayette müminlerin gözlerini harama çevirmekten kaçınmaları söyleniyor. Bir erkeğin kadının (eşi değilse) göğsüne ve cinsel organına bakması haramdır. Bunun dışında erkeğin kadına bakması haram değildir. (Yobazlar haram olduğunu düşündükleri için kadınları ve erkekleri ayrı mekanlarda tutuyorlar. Oysa Kuran’da böyle bir hüküm yoktur.) Diğer ayette de kadınların ırzlarını korumaları, süslerini kapatmaları söyleniyor. Ancak kendiliğinden gözüken hariç deniyor. Ayrıca kadınların kimlerin yanında süslerini açığa vurabilecekleri açıkça bildiriliyor. Kadının süsü göğsü ve cinsel organıdır, kendiliğinden görünen diye tarif edilen saçları, elleri, ayaklarıdır. Kuran’da kadının başını örtmesine yönelik hüküm de yoktur. Bu konuda yazdığım diğer yazıları bilgi edinmek isteyenler okuyabillirler.

Kadınla erkeğin aynı ortamda bulunmasının haram olmadığı Kuran’daki ayetlerden son derece net bir şekilde anlaşılıyor. Peygamberimiz o dönemde göğüsleri açık olan kadınlara tebliğ yapıyordu. Sebe Melikesi bacaklarını açıp Hz. Süleyman ile karşılıklı şakalaşıyordu. Hz. Musa da Firavun’dan kaçarken iki kadının yanına yaklaşıp onlarla konuşmuştutu, onların sürülerini sulamıştı. Hiçbir peygamber, ya da onların yanındaki sahabeler kadınlarla “göz zinası olur” diye konuşmamazlık etmedi, birbirleirnin yüzlerine bakmamazlık etmedi.

Yobazlar dinimizi hep yasaklar, hurafeler üzerine kurmuşlar. Oysa bizim dinimiz samimiyet üzerine kuruludur. Samimi iman üzerine kuruldur. Mümin irade sahibidir. İman etmiş bir kadın zaten eşi dışında bir erkeğe şehvetle bakmaz, Allah korkusundan dolayı böyle davranır, yasak olduğundan değil. Aynı şey erkek için de geçerlidir. İmanlı bir erkek ve imanlı bir kadın Allah rızası için evlenir, hem bu dünyada hem de ahirette sonsuza kadar birlikte olmak için evlenir. Dolayısıyla aralarındaki sevgi Allah sevgisi, Allah aşkı üzerine kuruludur. Ama iman etmeyenlerin Allah korkuları olmadığı için, imanlı olmadıkları için kendi helalinin dışında kadına ve erkeğe şehvetle bakarlar. Ama gerçekten samimi imanlı bir mümin için böyle bir şey söz konusu bile olamaz. Mümin kadın güzel bakışlarını, tutkulu bakışlarını yanlızca eşine yöneltir, Allah bu ahlakın cennet kadınlarının da özelliği olduğunu ayetinde şöyle bildirir:

Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır. (Saffat Suresi, 48)

Dolayısıyla kadınla erkek bakışamaz, yan yana duramaz, aynı ortamda bulunamaz, yoksa göz zinası olur, kadın erkeğin oturduğu koltuğa oturamaz” şeklindeki izahlar hurafedir, Kuran’a uygun değildir.

Kaynak: http://kurandakadininyeri.blogspot.com/

http://bagnazliknedir.blogspot.com.tr/

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Kuran’a göre evlilik nasıl olmalı, kadın ve erkek nasıl bir eş seçmeli?

Kuran’a göre evlilik nasıl olmalı, kadın ve erkek nasıl bir eş seçmeli?

Erkek de kadında Allah’ı çok sevmeli, imanlı olmalı, Allah o zaman ikisinin kalbine sevgi koyar.


Bazı insanlar 30’lu yaşlara geldiler mi hemen evlenme peşinde oluyorlar. “Biz Kuran’a göre nasıl evleneceğiz, nasıl eş seçeceğiz” diye sorup duruyorlar. Önce Kuran’ı baştan sona okuyacaksın, ahlakını tam olarak güzelleştireceksin. Allah’a kendini adayacaksın. Hayatın bütün yönlerinden çekilerek Allah için gece gündüz demende yorulacaksın. Allah peygamberimize böyle emretmiş. Sen de mücahit ol, günün Allah yolunda hizmet etmekle geçsin. Nefes alacak vaktin olmasın. O arada Allah sana isterse malda verir, eş de verir. Ama sen bunların hepsini bırakıp evleneceğim dersen, evlendiğinde adeta ölü gibi bir kadınla evlenirsin. O kadında seni mahfeder. Çünkü sen Allah yolunu tercih etmemişsin, sonra Allah’tan mutlulukvermesini bekliyorsun.

Hz. İsa, Hz. Meryem kendilerini Allah’a adamadılar mı? Onlar bilmiyorlar mıydı evlenmeyi? Ama dünya hayatını tercih etmediler. Sonuçta bir insan önce kendini Allah’a adayacak, sonra kendisi gibi kendini Allah’a adamış bir eş bulacak. Evlilikte en çok dikkat edilmesi gereken şey Allah korkusunun ve Allah sevgisinin her iki tarafta da çok derin olmasıdır. Mesela bir kadın Allah’ı çok seviyorsa, Allah’tan çok korkuyorsa, Allah ona dayanılmaz bir çekicilik ve güzellik verir. Yani müthiş bir güzellik verir. Fiziki güzellik de verir, ruh güzelliği de, ahlak güzelliği de verir ve onda garip bir etkileme gücü meydana gelir. O güzelliği tadarak, yaşama arzusu olur insanda. Cennette de beraber olup, o tutkuyu, o derinliği yaşamak için evlenilir. Yoksa çamaşırını yıkatmak, bulaşığını yıkatmak, ütü yaptırmak, haftada bir de; öyle o tarz mantık için evlenilmez. Bu son derece kızdırıcı, çok itici olur.

Evliliğin amacı; tutkuyu yaşamaktır, Allah aşkını yaşamaktır. Cennet arkadaşını seçiyorsun, ahiret arkadaşını seçiyorsun, sadece dünyada birlikte olacağın eşi seçmiyorsun. Kadınların büyük bir bölümünde, tutku gizli kalır. Evlense de tutku gizli kalıyor, onu çıkaracak gücü bulamıyor. Çünkü şartları oluşmuyor. Mesela insan doğar, normal vücut fonksiyonları vardır ama manevi fonksiyonlar sonradan ortaya çıkmaya başlar. Yani insan beyninin gücü, sonradan ortaya çıkmaya başlar. Mesela Kuran’ı, İslam’ı çok iyi yaşayan bir insanda, metafizik özellikler gelişmeye başlar. Mesela Peygamberlerde nasıl mucizeler oluyor, peygamber normal bir insanken kendisine peygamberlik verildiğinde, olağanüstü haller meydana geliyor. Mesela yüzünde, Allah olağanüstü bir etki meydana getiriyor. Konuşmasında olağanüstü bir etki meydana getiriyor. Gözünde özel bir etki mekanizması meydana geliyor. Sesinde özel bir etki meydana getiriyor. Ruhlara ferahlık veren bir gücü oluyor. Yani Allah’ın dilemesiyle, tarif edilemeyen bir güce kavuşmuş oluyor.

Kadın da öyledir. Normal olarak etten, kemikten oluşmuş bir varlıktır. Normal fonksiyonunu göstermez kadın, eğer manevi derinlik, Kuran’a tam tabi olup, derin Allah korkusu ve derin Allah sevgisi kalbine yerleşmezse, kadın fonksiyonunu zaten gösteremez. Yani alıp koluna götürmek, nikâh masasına oturtmakla bir şey değişmez. O zaman sadece canlı ama ruhsuz bir insan gibi olur. Gerçek fonksiyonun ortaya çıkması için, yani sarsıcı gücün ortaya çıkması için, kadının derin tutku gücünün ortaya çıkması lazım. Derin tutku gücü, asıl etkileyici olandır. Mesela Allah, ona ahirette de dikkat çekmiş. “Gözlerini sadece eşlerine yöneltmiş” diyor Allah, “ve tutkuyla ona bağlı” diyor. Bakın sadece bunun üstünde durmuş Allah. Tutku denen bir güç zaten vardır. Yani şiddetli Allah aşkının meydana getirdiği, ruhta meydana gelen, şiddetli haz. Bu şehvetle birleştiğinde evlilikte, çok şiddetli bir etkiye dönüşür.

Tutku olmadığında erkekler kadından kısa sürede bıkarlar. Bakıyor, iki kolu iki bacağı var, hiçbir farkı yok aşağı yukarı. Bir tek cinsel organları farklı, biri dış bükey, biri iç bükey, o kadar. Yani o bir şey değiştiren bir olay değil. O da yiyip içen, zavallı bir varlık. Adam çok şey beklerken, bakıyor ki hiç bir şey yok, bir şey olmuyor, olmaz da. Çünkü Allah o gücü vermiyor, vermez de. Yani o gücün oluşması için, mutlaka derin Allah sevgisi ve derin Allah aşkı olması lazım ki, Allah onda tecelli edip, onun ruhunda şiddetli bir haz meydana getirsin. Uğraşıyor, uğraşıyor birbirlerini sevmek için “hediye aldım, işte gonca çiçek aldım, üzüm salkımı getirdim” diyor, kendini sevdirmek için, şaklabanlıklar yapıyor, kadını daha da gıcık ediyor. Kendini sevdirmek için birden mutfaktan fırlıyor böyle acayip hareketler yapıyor, garip espriler yapıyor, hiç ummadık hareketler, gideceği yola küçük küçük hediyeler diziyor. Yani kadın bundan sıkılır ve bunlar kadını kızdırır, başka bir faydası olmaz. Çünkü ruhu tatmin eden bunlar değildir.

Bak sana ne aldım diyor, mesela bir yüzük alıyor, başında gözleri parıldayarak bekliyor, o da yüzüğü bir görüyor, hemen üstüne atlıyor, beraber dönüyorlar etraflarında. Bu ne kadar küçük düşürücü. Adamın oradaki amacı belli değil mi? Adam sana maddi bir şey sunuyor, sen onun ahlakından, kişiliğinden, manevi derinliğinden değil de, pahalı olan bir malı almış olmanın ve sana getirdiği menfaatin etkisi altına giriyorsun, menfaat sunan adama karşı heyecan duymuş oluyorsun. Oradaki durumun, sevgiyle ne alakası var? Sevgi, manevi derinlikle, manevi tutkuyla olur. Yani Allah’ın özel meydana getirdiği bir güçtür. Bunu Allah, takva sahiplerine sunuyor. Onun için peygamberimizin evliliklerinin çok olmasının nedeni budur, yani yüksek tutku gücüdür.

Hanımlar, onda bu tutkulu gücü gördükleri için, peygamberimizden şiddetli etkileniyorlardı. Allah aşkını yaşamak için peygamberimizle beraber oluyorlardı. Ama sığır kafalılara göre de, saf cinselliğe dayalı olduğunu zannettikleri için de, ondan utanç duyuyorlar bazı ahmak yobazlar, nasıl örtbas edeceklerini bilemiyorlar. Peygamberimizi derin bir aşk ve derin bir tutkuyla seviyorlardı. O yüzden evliliklerde, herkes evlenebilir, biz de evlenelim, alalım bir tane götürelim falan, bu mantık, sonucunda 5-6 ay sonunda, şiddetli kavgayla sonuçlanan olaylara neden olur, böyle olmaz. Onun için bakın buradaki üslupta, AK Partili, CHP’li, bizim aile, sizin aile, mesela genç kızı aileleriyle çatışmaya itmek olmaz, insan akıllı olacak. İnsan eşini, ailesinin içinde cahil insanlar olabilir, onlarla bir mücadele içine sokmaması lazım. Onu planlayacak, onu düşünecek, onu ezdirmeyecek sistemi kurduktan sonra insan evliliğe adım atar. “Hadi bir girelim bakalım, sonra sonucu nasıl olacak” olur mu? Dayısı ayrı musallat oluyor, amcası ayrı musallat oluyor, dedesi ayrı musallat oluyor, her bir kafadan bir ses geliyor, görümceler ayrı musallat oluyor genç kıza, hayatını zehire çeviriyorlar çocuğun, öbürü de ütü yapan, bulaşık yıkayan bir makine gibi gördüğünde, ara ara kendini tatmin eden bir makine gibi gördüğünde, kadında ne sevgi kalır, ne tutku kalır, ne aşk kalır, hiçbir şey kalmaz.

Dolayısıyla iki tarafta da gizli bir nefret oluşacaktır. Ondan sonra da istediği kadar boylu poslu olsun, adam ona o sığır gibi gelir. Angus sığırları var ya, onlar da koskoca geliyorlar bir ton falan ama sığır. Yani boylu poslu olması, yakışıklı olması hiçbir şeyi değiştirmez, kadında derin bir nefret meydana gelir, kahredici bir nefret meydana gelir. Onun için, “herkes yapıyor, ben de yapıyorum” mantığıyla değil, Kuran’ın derin ruhuyla, İslam’ın derin ruhuyla evliliğe bakmak lazım. O zaman Allah’ın gizli bir cennet ruhu yarattığını, insanlar görürler. Yani bilinmeyen, harika bir güce sahip olduklarını o zaman görürler. Onun dışında evlilik karşılıklı azap vesilesidir, o ona herif diyor, o ona karı diyor, sadece bir nefret makinesidir, her gün kavga, her gün ağız dalaşı, o ona laf sokuyor, o ona laf sokuyor, o onu aşağılıyor, o onu aşağılıyor ve katlamalı nefret gelişiyor. Hâlbuki Allah rızası için evliliklerde derin bir şefkat, derin bir merhamet, derin bir tutku, derin bir aşk vardır. Şehvet de en yüksek yüksekliktedir, tutku en yüksek derecededir, aşk en yüksek derecededir Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın dilediği kadarıyla…

Blog sayfam: http://birgo.mynet.com/erkan-arkut-tan-guncel-yazilar

Video sayfam: http://video.mynet.com/erkanarkut/videolari/liste

Kocası ölen bir kadın ne kadar süre iddet bekler?

Kocası ölen bir kadın ne kadar süre iddet bekler?

Kadınlar çok değerli varlıklar, her zaman en güzel tavrı, en güzel sözleri hak ediyorlar.


Bildiğiniz gibi Kuranda kadın ve erkeğin hayatındaki boşanmasüreci birtakım hükümlerle bildirilmiştir. Allah Kuran’da hep kadının haklarını korumuş, onunevlilik ve boşanma sürecinde hiçbir şekilde mağdur olmaması için ayetler indirmiştir.

Kocası ölen bir kadının durumuyla ilgili bazı hükümler de Kuran’da bildirilmektedir. Bu konuda hükümlerin bildirildiği ayetlerde bir çelişki olduğu iddia edilmektedir. Bu ayetlerin birisinde bir yıllık bir süreden söz edilirken diğerinde ise dört ay on günlük bir süreden söz edilir. Süreler farklı olması bir çelişki olarak gösterilmeye çalışılsa da, ayetlerde anlatılan konulara bakıldığında ortada bir çelişkinin olmadığı görülür. Çünkü sürelerin farklı olmasının sebebi, dul kalmış kadınlar için farklı konularda farklı süreler bildirilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Bu konuyla ilgili ayetler şu şekildedir:

İçinizde ölüp de (geride) eşler bırakanlar, (evlerinden) çıkarılmaksızın, bir yıla kadar yararlanmaları için eşlerine vasiyet (bıraksınlar). Ama onlar, (kendiliklerinden) çıkarlarsa, artık onların maruf (meşru) olarak kendileri için yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah güçlü ve üstün olandır. Hüküm ve hikmet sahibidir.(Bakara Suresi, 240)

İçinizden ölenlerin (geride) bıraktığı eşler, kendi kendilerine dört ay on (gün) beklerler. Bu bekleme süresi dolduğunda, artık onların kendi haklarında maruf (meşru) bir şekilde yaptıklarından dolayı size sorumluluk yoktur. Allah, işlediklerinizden haberi olandır.(Bakara Suresi, 234)

Bakara suresinin 240. ayetinde bildirilen konu dul kalmış kadınların kocalarının evinde bir yıl kalma hakkının olduğunun bildirilmesidir. Kocası öldükten sonra miras paylaşımında kocaya ait ev farklı kişilere miras olarak kalmış olabilir. Bu durumda kadının bu evde bir yıl oturma hakkı vardır. Ayrıca geçiminin de sağlanması gerekir.

Bakara Suresi’nin 234. ayetinde ise kocaları ölen kadınların dört ay on gün süreyle beklemeleri ve bu süre içinde evlenmemeleri buyrulmaktadır. Dolayısıyla iki ayette kadın için farklı iki durum hakkında hüküm bildirildiği görülmektedir. Ayet konularıyla dikkatli bir şekilde incelendiğinde çelişki olmadığı açıktır.

Video sayfam: http://video.mynet.com/erkanarkut/videolari/liste

Bağnazlar kendi içlerindeki kadın düşmanlığını din gibi göstermeye kalkmışlar!

Bağnazlar kendi içlerindeki kadın düşmanlığını din gibi göstermeye kalkmışlar!

Bağnazlar kendi içlerindeki kadın düşmanlığını din gibi göstermeye kalkmışlar!

Bağnazlıkla İslamofobi’yi geliştirdiler. Yobazların marifeti bu.


Bağnazlara göre kadına gülmek yasak, çalışmak yasak, konuşmak yasak, fikir belirtmek yasak, koca sözünden çıkmak yasak. Kadın binlerce yasağa uyarak bu dünyada yaşamak zorunda. Çünkü bağnazlara göre kadın adeta şeytan gibi, adamı arkadan vurur, gidip dost edinir, yalan söyler, fitne çıkarır. Yobazlar kendi içlerinde duydukları kadın düşmanlığını bunca yıldır İslam dini gibi göstermeye kalkmışlar. Kafalarından bir sürü hadis uydurmuşlar. Sadece kadına eziyet etmek için, kadına söz geçirmek için, kadınları adeta köleleştirmek için…

Hâlbuki İslam’da kadına düşmanlık asla yoktur,Kuran’da kadınların hakları daima korunur. Ama yobazlar için Kuran adeta -haşa- hiç hükmünde oluyor. Kafalarındaki dini Kuran’da arıyorlar ama bulamıyorlar. Çünkü Kuran’da bağnazlık yok. Bu nedenle atalarının dinine sıkı sıkıya bağlılar. Bu yüzden uydurma hadislere bu kadar bağlılar. “Kuran yeterli değil mi” diye sorduğunuzda “hayır yeterli değil, hadisler var” diyerek uydurma hadisleri gösteriyorlar.

Oysa atalarının dinine değil İslam’a uymaları gerekir. Bu konuda samimi değiller. Kuran’da kadının aşağılanması yok, ikinci sınıfa itilmesi yok, üzerinde baskı kurulması yok. Ama yobazlara göre erkek kadını koruyup gözeten değil de adeta onun efendisi konumunda, kadın adeta bir köleye dönüştrülüp insanlıktan çıkmış durumda. Bakın nasıl hadisler uydurmuşlar:

Hz. Ömer (radiyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Erkeğe, hanımını ne sebeple dövdüğü sorulmaz.” Ebu Davud, Nikah 43, (2147). 

“Eğer bir kimsenin bir kimseye secde et­mesini emretseydim, kadının kocasına secde etmesini emrederdim.” [Tirmizî][230]

“Eğer bir adam hanımına, kırmızı dağdan siyah dağa; siyah dağdan kırmızı dağa taşın­masını emrederse, yakışık olan, onun bu em­rini yerine getirmesidir.”[232]

“Kadın kocasının yatağını terkederek ge­celerse, yatağa dönünceye kadar melekler ona lanet eder.” [Buhârî, Müslim ve Ebû Dâvud.][236]

«Kocanın karısı üzerindeki hakkı: Koca­nın irin akan bir yarası olsa, kadın o yarayı dili ile yalasa, ya da burnundan irin ya da kan akıp, kadın onu yutsa yine de kocanın hakkını ödeyemez.» [Bezzâr][252]

“Biriniz sütresiz olarak namaz kılarsa (önünden geçtiği takdirde) şunlar namazı bozar: Eşek, domuz, yahudi, mecûsi, kadın… Namazın bozulmaması için onun önünden, bunların bir taş atımlık uzaktan geçmesi kifâyet eder.”

Bu uydurma hadisler gibi daha yüzlerce hadis var, ben burada bir kısmını sizlerle paylaşıyorum. Yobazların insanları nasıl dinimizden soğuttuklarına bakın. Nasıl güzeller güzeli, kadınlara çok değer veren, onları sevip koruyan peygamberimize iftira attıklarına bakın.

Yobazlar kadına değer vermedikleri gibi dinimizi de zorlaştırdıkça zorlaştırmışlar. Namaz için sayfalarca kural koymuşlar. Kendi koydukları bu kurallara kendileri de uymuyorlar. Dinimizi iyice içinden çıkılmaz, yaşanmaz bir din olarak tanıtıyorlar. Oysa din samimi olarak Allah’a derin sevgi ve saygı ile yaşanır. Şeklen bir şeyi elde etmek iman getirmez. Yobazlar bu samimiyeti ve derin Allah sevgisini hiç bilmiyorlar. Sevgisiz, öfke dolu bir kalple kendilerini Müslüman gibi gösteriyorlar. Eğer Mehdiyet olmasa yobazlar İslam’ı yeryüzünden tamamen silmişlerdi. Mehdiyet bereketiyle İslam dini sapasağlam ayakta duruyor. Çok yakında insanlar dinimizin bağnazların anlattığından çok farklı olduğunu anlayacaklar ve akın akın İslam’a girecekler. Hz. Mehdi’nin bereketiyle, sevgisiyle ve şefkatiyle…

Kaynak: http://kurandakadininyeri.blogspot.com/

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Video sayfam: http://video.mynet.com/erkanarkut/videolari/liste

Yapış yapış bir sevgi, nereye kadar?

Yapış yapış bir sevgi, nereye kadar?

Yapış yapış bir sevgi, nereye kadar?

Eğer sevgiyi Allah’a değil de direk insana yöneltirseniz o zaman kalpte gerçek sevgi oluşmaz.


Ben daha çocuktum, çok yakın bir akrabamız vardı. Adam çok zengin, fabrikalar, tekneler, New York’da ev, Miami’de yazlık… Arabalar, şöförler. Çocukluğum onların çocuklarıyla birlikte geçti. Nerdeyse her hafta sonu birlikteydik.  Adamınsevgilisi (henüz onunla evlenmemişti) onu o kadar gözünde büyütüp, o kadar etrafında pervane oluyordu ki, o zaman da bana bu kadarı çok garip gelmişti. Adamı nerdeyse ilahlaştırmıştı. (Allah’ı tenzih ederim.) Bir dediğini iki etmiyor, adamın yaşamındaki her detayı ince ince düşünüp ayarlıyordu. Sürekli elini ayağını öpüyor, ne dese ikiletmeden hemen yapıyordu.

Adamda son derece kibirli, alaycı biriydi. Kadını herkesin yanında aşağılıyor, olmadık esprilerle küçük düşürüyordu. Buna rağmen kadın hiç sesini çıkarmayıp aynı alakayla ona güzel davranmaya devam ediyordu. Söylediğim gibi daha küçükken bile bir insanı bu kadar delicesine sevmek, bütün sevgiyi sadece bir insana yöneltmek çok garip gelmişti bana.

Oysa böyle bir ilişkide hiçbir zaman iki insan arasında gerçek sevgi oluşmaz. Gerçek sevgi ancak Allah sevgisiyle oluşur. Eğer insan tüm sevgisini Allah’a yöneltirse, karşısındakinin de aciz bir kul olduğunu bilip onu öyle severse, işte Allah o zaman iki insanın kalbini sevgiyle birbirine bağlar. Aksi takdirde gerçek sevgi asla oluşmaz, hatta bu sevgi zannedilen yapış yapış şey giderek katlamalı nefrete dönüşür.

Allah bir insanın böylesine ilahlaştırılmasını, gözde büyütülmesini, tüm ilginin ona verilmesini hiç beğenmiyor. Çünkü bu insanlar şirk içinde yaşıyor. Allah’ı unutan insanlar bu yüzden bir türlü gerçek sevgiyi bulamıyorlar. Ancak filmlerle hayali bir sonsuz aşkın tasvirini izleyip hayıflanıyorlar.

Söylediğim gibi eğer insan karşısındakini Allah için sevmiyorsa, ahirette birlikte olmaya niyet etmemişse, o zaman eşi, karısı, kocası bu dünyada da ahirette de onun düşmanı oluyor. Dünyada iki insan ne kadar birbirini sever gibi gözükürse gözüksün, ahirette mutlaka birbirlerini satıyorlar. Çünkü iki tarafta karşısındakini Allah’a yönlendirmemiş, iki tarafta Allah’ı unutup dünyaya dalıp gitmiş. İşte bu yüzden orada birbirlerini suçlayıp duruyorlar.

Ne yakın akrabalarınız, ne çocuklarınız kıyamet günü size bir yarar sağlayamaz. (Allah) Sizin aranızı ayıracaktır. Allah, yaptıklarınızı görendir. (Mümtehine Suresi, 3)

Malı ve kazandıkları kendisine bir yarar sağlamadı. Alevi olan bir ateşe girecektir. Eşi de; odun hamalı (ve) Boynuna bükülmüş bir ip (bağlanmış) olarak. (Mesed Suresi, 2-5)

Bu yüzden çevrenizde yapış yapış, yapmacık sevgi gösterilerinde bulunan insanlar gördüğünüzde bu sözlerimi hatırlayın. Eğer bu insanlar iman etmezlerse, tüm sevgilerini Allah’a yöneltmezlerse, ahirette birbirlerini satacaklar demektir…

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Video sayfam: http://video.mynet.com/erkanarkut/videolari/liste

Ne korkunç bir kadın neşelenemiyorsa, gülemiyorsa, içindekileri anlatamıyorsa…

Ne korkunç bir kadın neşelenemiyorsa, gülemiyorsa, içindekileri anlatamıyorsa…

Ne korkunç bir kadın neşelenemiyorsa, gülemiyorsa, içindekileri anlatamıyorsa...

Kadınlara erkek müdahalesi kalkması lazım artık. Bu hakikaten utanç verici bir şey ve yüz yılların ayıbı.


Bir kadının yüzüne öyle güzel yansıyor ki herşey… Eğer kadın seviliyorsa, seviyorsa, ruhu huzurluysa, mutluysa, değer veriliyorsa işte o zaman gözleri ışıl ışıl parlıyor. İçindeki huzur ve güven yüzünün tüm hatlarında hissediliyor. Oysa mutsuzsa, şiddet görüyorsa, sevgisizliğe mahkum edildiyse, kalbinde sevgi yerine nefret taşıyorsa işte o zaman da yüzü ruhunun tüm karanlığını adeta bir ayna gibi yansıtıyor.

En çok da yobazlardan çekiyor kadınlar. Çünkü yobazlar kadını adeta bir şeytan gibi görüyor, kadınları insandan saymayıp, onlara herşeyi yasaklıyorlar. Öyle yasaklar ki bunlar, kadının nerdeyse birkaç yılı değil, tüm hayatı çalınıyor. Ne korkunç, bir kadın neşelenemiyorsa, gülemiyorsa, konuşamıyorsa, güzel giyinemiyorsa, güzelliğini ifade edemiyorsa. Evden çıkartmıyorsun, hakaret ediyorsun, aşağılıyorsun. Diyorsun ki,’bakım yapma, güzel olma, gülme. Kapının aralığından bakma, pencereni kapat, potansiyelsin, her türlü şeyi yapabilirsin, şüpheli adamsın, senin söylediklerinin tam tersini yapacağım.” Evet, yobazlar eşlerinin söylediklerinin tam tersini yapıyorlar, onları daima potansiyel suçlu olarak görüyorlar. Onlara göre kadın samimiyetsiz, kadın içten pazarlıklı, kadın günahkar…Üstelik bunlarla ilgili uydurma hadisler ortaya atıp peygamberimize de iftira atıyorlar.

Böyle Müslüman kadın olur mu peki? Bir kadın kocasından korktuğu için mi günah işlemeyecek, yoksa Allah’tan korktuğu için mi? Bu nasıl bir din anlayışı, bu nasıl samimiyet? Kadınları bu kadar ezen, aşağılayan ve köşeye iten yobazlar kimsenin görmediği yerlerde her türlü haramı işliyorlar. Kadınlara ise hayatı adeta zehir ediyorlar.

Oysa Kuran kadına çok değer verir, onları daima yüceltir, tüm haklarını korur. Bir Müslüman olarak kadına cenneti özler haline getireceksin, cenneti hedefleyeceksin, dünyayı cennet gibi yapmaya gayret edeceksin, cennet hanımları gibi olmaları için gayret edeceksin, cennet huzuru getireceksin. Kadının fıtratını herşeyi yasaklayarak neden eziyorsun? Niye ruhunu paramparça ediyorsun? Eşlerin arasında güven, saygı ve değer vermeye dayalı bir sitem olması lazım. Yobazlarda değer verme yok, saygı da yok, güven de yok. Kadını potansiyel hain olarak görülüyorlar. “Buçuk” diyorlar, kadını zaten insan yerine de koymuyorlar. Kadınları adeta mahluk gibi görüyorlar. Bu zulmü Müslüman kabul ediyorsa ortada bir hastalık vardır. Bu zulmü hiçbir kadın kabul etmemeli. Dinimizde kadınların sürekli yüceltildiği de herkes tarafından çok iyi bilinmeli.

Kaynak: http://kurandakadininyeri.blogspot.com/

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Video sayfam:  http://www.mynet.com/video/kanal/erkanarkut

14 Şubat: Sevgi için senede tek bir gün mü?

14 Şubat: Sevgi için senede tek bir gün mü?

 1010091_505943816190293_1840522280_n

Gerçek sevgide insanın gözlerinden sevgi hiç durmaksızın akar.


Evet, bugün 14 Şubat Sevgililer günü. Günlerdir yapılan reklamlarla sürekli hatırlatılan gün geldi işte. Bugün için hediyeler hazırlandı, akşam için yemek planları yapıldı. Materyalist bir dünyada yine materyalist çözümlerle kalplerde sevgi oluşturulma çabası… İnsanın sevgisini göstermesi için bir gün yeter mi sizce? Oysa gerçek sevgide yaşanan, hissedilen duygu bambaşka. Bu gerçek sevgide hem dünyahayatında aşk var, hem ahirette aşk var. Bakın yazar Gülgün Göktan sevginin tek bir güne sığdırılamayacağını ne kadar güzel anlatıyor:

Herkes çok heyecanlı, çünkü ‘Sevgililer Günü’ yaklaşıyor… Haftalardır her yerde bugünün hazırlıkları, telaşı, duyuruları var. İnsanlar bugünden çok şey bekliyorlar. Günlerdir bu günün nasıl kutlanacağı, ne hediyeler alınacağı, nerelere gidileceği, ne sürprizler yapılacağı düşünülüyor. Ve herkeste bu günün mükemmel olması gerektiği inancı hâkim. Hemen her yerde, her geçen sene, bugün için yeni fikirler geliştiriliyor. Son haftalarda  insanların ana konusu daha ilgi çekici, daha orijinal, daha çarpıcı hediyeler üretebilmek, daha orijinal eğlence fırsatları sunabilmek, daha büyük kutlamalar yapabilmek…

Ve işte bu nedenle, tarihler 14 Şubat’ı gösterdiğinde, tüm insanlık bir anda sevgiyi çok daha fazlasıyla; en iyi şekilde yaşamayı ve sevginin bugünün tamamına hâkim olmasını bekliyor.

Peki bu mümkün mü? Sevgi böyle bir şey mi? Bütün yıl sevgisiz yaşayan insanlar bir gün içinde sevgiyi yakalayabilecekler mi? İnsanın, 365 günün sadece tek bir günü için bu kadar heyecan duyması; sevgiyi sadece bugün bu kadar coşkulu yaşayabileceğine inanmış olması şaşırtıcı değil mi? Ve acaba bu insanlar ‘Sevgililer Günü’nü kutlarken, sevginin gerçek anlamını da biliyorlar mı? Ya da bu gerçek sevgiyi hiç tattılar mı? 

Eğer gerçekçi bir tablo çizecek olursak, dünyanın neresini düşünürsek düşünelim, günümüzde insanların istedikleri sevgiyi yaşayabildiklerini söyleyebilmek çok zor. Tam tersine kadınlar, erkekler,çocuklar, anneler babalar, hemen herkes hayatın bu önemli duygusunun eksikliğinden yakınıyor. Bunun en önemli sebeplerinden biri kuşkusuz ki bundan yakınan insanların kendilerinin de sevmeyi bilmemeleri. Ama istedikleri sevgiyi yaşamasını bilen insana da rastlayamıyorlar. Ancak karşılarına çıkan bu tabloya rağmen, bu konuda gereken çabayı da göstermiyorlar. Hâlbuki insan eğer bir şeyi gerçekten istiyorsa, bunu elde etmek için elinden gelen her şeyi yapmalıdır. Eğer sevgi istiyorsa ve bulamıyorsa, her şeyden önce bunun sebebini araştırmalıdır. Dünyanın neresinde olursa olsun, bunun bir çözümü varsa, onu bulup anlamaya yaşamaya çalışmalıdır. Eğer bunu yapmıyorsa, sevgiyi de gerçekten istemiyor demektir. Ya da sevginin önemini henüz daha hiç kavrayamamış demektir. Ve o zaman, gerçekte aradığı da sevgi değil, geçici bir eğlence ya da bir hevesten başka bir şey değildir.

Ve sevgi olmadan yaşamak da, gerçek manada yaşamak değildir. Sevgiyi bilmeyen bir insan, insan olmaktan da çok uzaktır. Çünkü hoşa giden bütün tavırların, inceliklerin, güzelliklerin, nezaketin temeli sevgidedir. Ancak sevgiyi bilen insanlar bu güzellikleri sunabilir. Aksinde insanın karşılaşacağı tavırların tamamının ortak noktası ruhsuzluk, soğukluk, nezaketsizlik, kabalık ve insaniyetsizliğe dayalıdır. Zaten böyle sevgisiz bir insan, ruhen de hasta demektir. Sevmek, sevilmek, güzellik sunmak, güzellik görmek; bunların hiçbiri onu ilgilendirmez. Onun tek istediği yalnızca ‘yaşamak’tır. Bu yaşam için aradığı şeyler de sadece hayatta kalabilmek ve dünyada bir yer edinebilmek için gerekli olan maddi şartlardır. Oysa dünya yalnızca sevgiyle anlam bulacak bir yerdir. Sevgi olmadan dünya da bomboştur.

Bana göre sevgi, Allah’ın dünyada yarattığı en büyük, en kıymetli nimetlerden ve en derin duygulardan biri. Sevdiğiniz birinin yalnızca sesini duymak, yüzünü görmek ve hatta sadece ‘var olduğunu bilmek’ bile ne kadar büyük bir sevinç vesilesidir. Onun bakışlarındaki sevgiyi görmek, gözlerine sevgiyle bakmak; güzel, içten, samimi bir sevgi sözü söylemek ya da onun sözlerinde sevildiğinizi hissetmek… Onun iyiliğini istemek, rahatını, konforunu sağlamak, sağlığını korumak, en iyi şartlarda yaşamasını, en güzel imkanlara, en hoşuna giden şeylere sahip olmasını, en mutlu olduğu şekilde yaşamasını sağlamak için emek vermek… Ona şefkat göstermek, merhamet etmek, o söylemeden dahi onun ihtiyaç duyabileceği şeyleri düşünüp sağlayabilmek… Onu kötülüklerden korumak, ona gelebilecek zararlara karşı, güçlü bir sahiplenme duygusuyla onu kollamak… Onu rahatsız edebilecek şeyleri ondan uzak tutmak, kötü ahlaklı insanlarla, kötü tavırlarla, kötü ortamlarla onu muhatap etmemek…

İşte sevgi budur. Yoksa sevgi, sadece bir insana hediye almak, onun sevgililer gününü kutlamak, bu özel günde ona sürprizler yapmak değildir. Ruhunuzda, bu anlatılan derin sevgiyi yaşamadan, milyonlarca kez de ona sevdiğinizi söyleseniz, bu ne onu mutlu eder ne de size bu özel duyguyu yaşatabilir. Bunun için önce sevgiyi yaşamanın yolunu bilmek gerekir.

Böyle bir sevgiyi tadabilmek için önce sevgiyi yaratan, onu insanlara ilham eden, kalplerine yerleştiren, sevgiden haz duymalarını, mutlu olmalarını sağlayan Allah’ı çok sevmek gerekir.

Çünkü dünyada gördüğümüz maddi manevi bütün güzelliklerin asıl Sahibi, asıl Yaratanı Allah’tır. Sevgi, saygı, tutku, şefkat, merhamet, sadakat, yakınlık, sıcaklık, dostluk, sırdaşlık ve sevgiyi sağlayan tüm incelikler, güzel davranışlar ancak Allah’ı seven insanların bilebileceği tavırlardır. Tüm bunları insanlara öğreten ve yaşatan yalnızca Allah’tır. 

Allah’ı tanımayan bir insanın, Allah’ın yarattığı güzellikleri bilmesi ise elbette ki mümkün değildir. İşte bugün tüm dünyada insanların yakındıkları sevgisizliğin temelinde de, insanların bu cümledeki önemli gerçeği düşünmemeleri vardır. 

Sevgililer Günü kutlamalarına verilen dikkat ve emek; ve haftalar öncesinden başlayarak bu güne hazırlanmaya ayrılan süre, bu önemli gerçeği düşünmeye verilmiş olsa, belki de birçok insan aradığı sevgiyi çoktan bulabilirdi.

İşte bu nedenle bu noktada sevgiyi bilen her insana büyük bir sorumluk düşüyor. Sevgiyi ve sevmeyi bilen insanların her biri, adeta birer ‘Sevgi Öğretmeni’ olarak, insanlara ‘sevmenin, sevilmenin, gerçek sevgiyi yaşamanın gerçek yolunu’ göstermekle yükümlü olduklarını unutmamalılar.
Kaynak:  https://twitter.com/GulgunGoktan