Fatih Altaylı ve Celal Şengör’ün evrimi kurtarma için son çırpınışları!

Fatih Altaylı ve Celal Şengör’ün evrimi kurtarma için son çırpınışları!

Fatih Altaylı’nın prof. diye övdüğü Şengör ve Oltaylı’yı Darwin aşağı ırk olarak görüyor.


İki haftadır Habertürk’ün “Teke Tek” programında Celal Şengör ve Fatih Altaylıölmüş, kemikleri her yere dağılmış ve gömülmüş evrimteorisini mezardan çıkarmaya çalıştılar ama tabii ki başarılı olamadılar.

Her ne yaparlarsa yapsınlar, artık evrim teorisi dünya çapında çökmüş bir teoridir. İsterse Fatih Altaylı ve Celal Şengör Türkiye’de sokaktaki gençleri çevirip sorsunlar. Türkiye’de insanların %90’ı evrim teorisine artık inanmıyor. Çünkü evrimi yıkan tüm delilleri gördüler.

Baktılar ki yer altından çıkarılan milyonlarca fosil hiç değişmemiş. Baktılar ki bir proteinin oluşması için başka bir protein gerekiyor. Baktılar ki ancak elektron mikroskobuyla görülen hücrenin ve DNA’nın içine muazzam bir dünya sıkıştırılmış. Oysa Darwin hücreyi içi su dolu bir kesecik zannediyordu! Eğer hücreye ve DNA’ya bir kez elektron mikroskobuyla bakabilseydi bu saçma teoriyi hiçbir zaman ortaya atmazdı. Hücre içinde Allah tarafından yaratılan muazzam dünyayı bu linkten seyredebilirsiniz:

https://www.youtube.com/watch?v=yKW4F0Nu-UY

Bu arada programda Fatih Altaylı “İslam evrime karşı çıkmaz, Hıristiyanlıkta evrime karşı çıkılır” diye anlatıyor. Bu da tabii Fatih Altaylı’nın ve Celal Şengör’ün bilgisizliğini gösteriyor. İslam’da evrim inancı kesinlikle yoktur. Allah tüm kainatı tek bir anda yaratmıştır. Fakat şu anda Hıristiyanlığın başındaki Papa sürekli evrimi savunmaktadır.

Kuran’da tek bir anda yaratılıştan bahsedilir:

Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmağa kadir değil mi? Elbette (öyledir); O, yaratandır, bilendir. (Yasin Suresi, 81)

Bir şeyi dilediği zaman, O’nun emri yalnızca: “Ol” demesidir; o da hemen oluverir. (Yasin Suresi, 82)

Şüphesiz, Allah Katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona “ol” demesiyle o da hemen oluverdi. (Ali İmran Suresi, 59)

Fatih Altaylı ve Celal Şengör evrim teorisini savuna dursunlar, bunun derin devletlerin Türkiye’yi parçalama oyunu olduğunun farkında bile değiller. Darwin Türkleri aşağı, zamanla elimine edilecek bir ırk olarak görüyordu. Darwin, W. Graham’a yazdığı 3 Temmuz 1881 tarihli mektubunda, Türklere yönelik ırkçı yaklaşımını şöyle ifade ediyordu:

“Avrupalı ırklar olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türk barbarlığına karşı galip gelmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, bu tür aşağı ırkların çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından yokedileceğini görüyorum. (Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, cilt 1. ss. 285-86)

Bakın Türkiye’yi paramparça etmeye and içmiş İngiliz derin devletinin eski başbakanı Ewart Gladstone: “Türkler insanlığın insan olmayan numuneleridir. Medeniyetin bekası için onları Asya steplerine sürmeli veya Anadolu’da yok etmeliyiz. Türklerin yaptıkları kötülükler yalnız bir surette ortadan kaldırılabilir: kendileri yok olmakla!”

Darwin’de, İngiliz derin devleti de Türkleri maymun olarak, insan olmayan bir numune olarak, aşağı ırk olarak, evrimini tamamlayamayan bir hayvan olarak görüyor. Tabii bunların içine tüm Türkler giriyor. Evrimi yere göğe sığdıramayan bilim adamları da.

Fatih Altaylı Habertürk’de evrim propogandası yapılırken bu gerçeklerden haberdar olsa çok iyi olur diye düşünüyorum. Çünkü evrim propoganadası yapmak hem boşa kürek çekmektir, hem de Türkleri yok etmek isteyen derin devletlerin ekmeğine yağ sürmektir. Sonuçta her ne olursa olsun başarısız olacaklar ama yine de bu tehikeden haberdar olmakta fayda var.

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Ülkeleri felakete ve parçalanmaya sürükleyen başkanlık sistemi!

Ülkeleri felakete ve parçalanmaya sürükleyen başkanlık sistemi!

Dünyanın her tarafında başkanlık sistemi ülkeleri bölünmeye götürecek tarzdadır, federasyona açık bir sistemdir.


Türkiye için derin devletler tarafından dayatılanbaşkanlık sistemiülkelere nasıl felaket getirmiş, hep birlikte bakalım:

Başkanlık sistemi ile yönetilen Meksika, Kolombia, Panama, Nikaragua ve Brezilya gibi ülkeler insan haklarının en çok ihlal edildiği, narko-demokrasinin hakim olduğu, uyuşturucu kartellerinin şehirlere ve eyaletlere hakim olduğu ülkelerdir. Meksika’da sırf 2006’dan sonra uyuşturucu çetelerine karşı başlatılan mücadelede 70.000 kişi ölmüş ancak çetelere karşı hiçbir başarı sağlanamamıştır. Hala 200 binin üzerinde insan, uyuşturucu kartelleri için çalışmaktadır.

Afrika’da Liberya, Nijerya, Kamerun, Sudan, Tanzanya, Gabon, Gine, Ekvator Ginesi, Fildişi Kıyıları, Angola Namibia, Mozambik, Çad, Kenya, Uganda, Ruanda, Sierra Leone, Togo, Benin, Sudan, Zimbabve, Zambiya, Güney Sudan, Liberya, Malavi tam başkanlık sistemiyle yönetilmektedir. Saydığımız tüm bu ülkelerin ortak özellikleri dünyanın en fakir ülkeleri içinde olmalarıdır.

Afrika’da başkanlık yönetimlerinde çatışmalar, darbeler ve insan hakları ihlalleri yaşamı çok olumsuz bir şekilde etkilemektedir. Sudan hem bölünmüştür hem de iç savaşlar devam etmektedir.

Başkanlık sistemiyle yönetilen Nijerya’da eyaletler farklı güçlerin elindedir ve ülke iç savaşa sürüklenmiştir. Zambiya’da başkanlık sistemi tek partili diktatörlüğe dönüştürülmüştür. Ruanda dünya tarihinin en kanlı iç savaşlarından birini yaşamıştır.

Surinam’da Albey Desi Bourterse 1980’de darbeyle geldiği iktidarı, başkanlık sistemi sayesinde uzun yıllar bırakmamıştır.

Haiti’de 1957 darbesiyle başlayan 1971’de biten süreç içinde 26 bin kişi öldürülmüş, Latin Amerika’da cinayetler ülkesi olarak bilinen El Salvador’da 1979’dan sonra 70.000 kişi katledilmiştir.

Başkanlık sistemine sahip Uruguay, 1973-1985 arasında meydana gelen darbenin ardından demokrasiye hala kavuşamamıştır.

Guatamala, 1954 darbesinin ardından 2000’lere kadar büyük çatışmalara sahne olmuş ve 100 bin insan öldürülmüştür.

Başkanlık sistemiyle yönetilen Uruguay, Guatemala, Surinam, Haiti, El Salvador, Meksika, Kolombiya, Panama, Nikaragua ve Brezilya’da mafya, organize suç örgütleri ve uyuşturucu baronları yönetimlerdeki asıl güçler olarak ortaya çıkmaktadır.

Panama devlet başkanı Manuel Noriega 1989’da ABD işgali sonrasında uyuşturucu kaçakçılığı, haraç toplama ve kara para aklama suçlarından tutuklanmıştır.

Afrika ülkeleri içinde, aynı Latin Amerika’da olduğu gibi “sabah erken kalkanın darbe yaptığı ülkeler” tabiri kullanılmaktadır. Afrika tarihi, darbelerle başa geçerek kendini başkan ilan etmiş diktatörlerin tarihidir. Kıtada son 55 yılda yüzlerce başarısız denemenin yanında yönetimleri devirmeyi başaran 90’dan fazla darbe yapılmıştır.

Bütün bu örneklere rağmen başkanlık sistemi Türkiye için neden dayatılıyor biliyor musunuz? Başkanlık sistemi Türkiye’nin bölünmesi için can atan İngiliz derin devletinin, Öcalan ve PKK’nın talebidir. Başkanlık sistemi, eyalet sistemi ve federasyon derin devletlerin Türkiye’yi parçalama planıdır. Türk milleti oynanan bu sinsi oyunun çok iyi farkındadır.

Kaynak: http://abdningoremedigipkk.blogspot.com.tr/

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Armagedon’un kilit katilleri Öcalan ve PKK…

Armagedon’un kilit katilleri Öcalan ve PKK…

Derin dünya devletinin Türkiye’nin İslam alemi ile arasına PKK seti oluşturma planı adım adım ilerliyor.


Bakın Öcalan bir konuşmasında ne diyor: “İslam’ın unutur, inkar edilir kıldığı bu halk (Kürtler) tüm tarikatçı yapılanmalara karşıArmagedon’da ağırlıklı olarak Hristiyanların ve Musevilerin yanında yer alacaktır!”

İşte bu açıklamaPKK’nın ve PYD ile diğer uzantılarının Ortadoğu’da ve Türkiye’de Müslüman aleminin başına nasıl bela olacağını, derin devletlerin çıkarmak istediği Armagedon’da katil olarak yer alacaklarınıçok açıkça gösteriyor. Zaten şu anda da bu görevlerini yerine getiriyorlar. Amerikan derin devleti Müslümanları yok etmek için her fırsatta PKK’yı ve PYD’yi silahla besliyor. Suriye’de YPG’nin Işid’den dolayı bir türlü ele geçiremediği bölgeyi şimdi Amerika Türkiye’yi de savaşa sokarak bu teröristlere devretmeye hazırlanıyor. Böylece bölgede hakimiyet kurup Müslümanları daha rahat katledebilecekler.

İslam aleminin bu ciddi PKK tehlikesine karşı uyanması ve birlik olması gerekiyor.Öcalan’ın başkanlığında savaşan bu kiralık katiller Öcalan’ın dediği gibi Armagedon Savaşı’nda önlerine geleni öldürecekler. Zaten şu anda da Müslümanların koordinatlarını Amerika’ya bildirip onları havadan vurduruyorlar. Aynı kalleş savaşa bir de Türkiye’nin dahil olmasını istiyorlar. Amerikan derin devleti de Fransa’da Suriye’de İşid’i değil sivil halkı vuruyor. Böylece Müslümanları aşama aşama yok etme planı kendi kafalarınca tıkır tıkır işliyor.

Öcalan’ın bu ifadeleri ve Müslümanlara olan düşmanlığı Türkiye’de kendisini temize çıkarmaya çalışan “O da bizim ailemizden biri” diyerek Türk halkını uyutmaya çalışan Abdurrahman Dilipak’a kapak olsun. Bakın ne diyor Dilipak konuşmasında: “ Abdullah Öcalan aslında bebek katili filan diye yazılıp çiziliyor ama yabancı birisi değil, aileden biri. Aslında üniversite yıllarında namaza filan da giderdi. ” Bu linkten Dilipak’ın konuşmasını izleyebilir nasıl Öcalan’ı temize çıkarmaya çalıştığını hayretle görebilirsiniz:

Amerikan derin devletinin Armagedon’da Müslümanların katili olarak seçtiği Abdullah Öcalan bizim ailemizden biri değil, tam 40.000 şehidimizin katilidir. Abdurrahman Dilipak’ın ailesinden olabilir. Ama bizim ailemizden biri değil. Öcalan tüm Müslümanları katletmekten bahsederken Dilipak onun namaz kıldığını söyleyerek bu katili Türk milletine dindar biri gibi göstermeye çalışıyor.

Türk milleti akil adamlarla, çözüm süreciyle, “PKK silah bırakacak” masallarıyla uyutulacak bir millet değildir. Amerikan derin devleti ve PKK da hiçbir zaman Müslümanları katledemeyecek ve amacına ulaşamayacaktır. Deccal’in 40. yıllık ömrü artık sona ermiştir, şimdi artık tamamen defedilme ve yok edilme vaktidir.

Kaynak: http://komunistkudristantehlikesi.blogspot.com/

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Ortadoğu’daki savaşlar yine Amerikan Silah şirketlerine yaradı..

.

Ortadoğu’daki savaşlar yine Amerikan Silah şirketlerine yaradı...

2010 yılından bu yana Amerikan silah şirketlerinin değeri %222 arttı!


Ortadoğu’da bitip tükenmek bilmediği gibi, bir ülkeden diğerine sıçrayan savaşlarAmerikan silah şirketlerinin değerini % 222 arttırdı.

ABD Savunma sanayisinin önde gelen firmalarının New York Borsası’nda işlem gören hisseleri, Arap Baharı’nın başladığıAralık 2010’dan bu yana sırasıyla yüzde 222 ve yüzde 230’a yakın değer kazandı.

Prof. Mahir Kaynak, bir olayı anlamak için;“Bundan kimin yararı var, kimin zararı var?” sorusunu sorar ve der ki, “Olay kimin işine yarıyorsa, fail de oldur!”

Evet, gerçekten de çok doğru. 11 Eylülsaldırısı kimin işine yaradı? Tabii ki Amerika’nın ve küresel güçlerin. Bu Amerikan derin devleti tarafından çok iyi kurgulanmış saldırı sayesinde Amerika hem Afganistan’a, hem Irak’a saldırdı ve bu ülkeleri kırıp geçirdi. Milyonlarca Müslüman şehit edilirken bir yandan silah tüccarlarının cebine dolarlar akıyordu. 11 Eylül’ün arka planını bu linkten seyredebilirsiniz:

Yine Fransa’da yaşanan son terör saldırısını ele alalım. Bu saldırıdan kim kazançlı çıktı? Tabii ki hem Fransa, hem Amerika, hem de diğer Avrupa devletleri. Amerika bu yolla Fransa’yı Suriye’ye karşı kendi safhına çekti. Fransa 200 kişiye karşılık milyonlarca Müslümanı katletmeye başladı. Havadan bombalanan Suriye’de şimdi kadın, yaşlı, çocuk demeden Müslüman kıyımı yapılıyor. Bu arada tabii her zaman olduğu gibi silah şirketlerinin cebine de dolarlar akmaya başladı. Ayrıca hem Fransa hem diğer Avrupa ülkeleri terör bahanesiyle milyonlarca mülteciyi sınırlarından sokmama kararı aldı.

Bütün bunlar yaşanırken İslam coğrafyasında Müslümanlar derin devletlerin oyununa gelip birbirlerini kırıp geçiriyor. Amerikan silah şirketleri bu birbirlerine karşı olan Müslüman grupları silahla sürekli besliyor. Yine Amerikan derin devleti hem YPG’yi, hem PKK’yı da silahla besliyor. Ve tüm dünyada beslenen, sürekli körüklenen savaşların sonucunda Amerika 2015 yılındaki 2015 yılındaki 45 milyar $ ‘lık silah satışı ile rekor kırıyor!

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Hem Avrupa Birliği’nin kültürüne karşı olup hem de neden ısrarla girmeye çalışıyoruz?

Hem Avrupa Birliği’nin kültürüne karşı olup hem de neden ısrarla girmeye çalışıyoruz?

Türkjiye Avrupa’nın yerinde olsa böyle bir ülkeyi bünyesine katarmıydı acaba?


Yıllardır Avrupa Birliği’ne girmeye çalışıyoruz ve bir de bizi almıyorlar diye küsüp duruyoruz ya…

Peki neden önce kendimize dönüp bir bakmıyoruz acaba? Neden bizi Avrupa Birliği’ne almak istemiyorlar diye kendi kendimize bir türlü sormuyoruz acaba?

Bakın, İslam ve göçmen karşıtı görüşleriyle bilinen Hollandalı aşırı sağcı Özgürlük Partisi lideri Geert Wilders ne diyor: “Türkiye gibi bir İslam devleti Avrupa’nın parçası olamaz. Hükümetiniz sizin bir gün Avrupa Birliği üyesi olacağınıza inanmanızı sağlayarak sizi kandırıyor. Bunu unutun. Siz Avrupalı değilsiniz. Ve hiçbir zaman olmayacaksınız. Türkiye gibi bir İslam Devleti Avrupa’nın bir parçası olamaz. Daha fazla İslam istemiyoruz, azalmasını istiyoruz. Bu nedenle Türkiye bizden uzak dur, seni burada istemiyoruz.”

Açıkçası sadece Hollanda’nın değil bütün Avrupa’nın istediği bu. Türkiye’nin kendilerinden olabildiğince uzak olmasını istiyorlar. Türkiye’de ısrarla gidip Avrupa’ya yapışıyor ve “Ne olur bizi alın” diye adeta yalvarıyor. Avrupalılar bize diyor ki “Resme karşısınız, heykele, dekolteye, eğlenceye, müziğe karşısınız. Nerdeyse bizim bütün değerlerimize karşısınız. O zaman neden bizim bünyemize dahil olmak istiyorsunuz?” Çünkü Avrupa’da her yerde heykeller var, sanat var, sanatçıya saygı var. Her yerde son derece modern dekolte bayanlar var. Avrupa’nın her şehrinde müzik, eğlence ve resim var.

Türkiye hem Avrupa’ya hayran bir portre çiziyor, hem de değerlerine tamamen karşı olduğunu söylüyor. Eğer değerlerine karşıysak neden Avrupalıları rahatsız ediyoruz?Görmüyor musunuz Türkiye’deki bağnazları… Adamlar resim görünce yırtmaya kalkıyor, heykel görünce parçalamak istiyor, dekolte kadın görünce “haram, hepsi cehennemlik” diye bas bas bağırıyorlar. Bu bağnazların Avrupa’da dekolte hanımların arasında olduklarını düşünebiliyor musunuz? Adamlar bu yobazlardan korkuyorlar işte bu kadar basit.

Bakın öyle uzaklarda aramayın, hükümet sözcüsü Bülent Arınç değil miydi, “kadınlar gülmesin, kadınlar kahkaha atmasın, kadınlar sokağa çıkmasın” diyen. Kadınlara karşı böyle baskıcı, bağnaz, hurafelerle yönetilen bir görüntü veriyor Türkiye Avrupa’ya karşı. Yıllardır “bu görüntüyü değiştirin, son derece modern olun” desek de bir türlü ikna olmuyorlar. İşte BülentArınç’ın “kadınlar herkesin içinde kahkaha atmasın” dediği konuşması:

https://www.youtube.com/watch?v=DjWpj3L3IsM

Ya Avrupa’nın değerlerini kabul edin, ya da Avrupa Birliği’ne girmek istemeyin değil mi? Eğer kafanızdaki bu hurafeler İslam’da var diyorsanız bu da uydurma. Çünkü İslam’da diğer dinler gibi insanların özgürlüğünü ister, sanatı, bilimi teşvik eder.  Ne resim, ne heykel, ne kadının dilediği gibi giyinmesi haram değil. Kadınlar ancak savaş ortamında can tehlikesi konumunda kapalı giyinirler. İslam’da baskı ve zorlama yoktur. Siz gerçek Kuran’a değil, bambaşka kafanızdan uydurduğunuz hurafe dinine inanıyorsunuz.

Şimdi bağnazlar akın akın Avrupa’ya gitmeye çalışıyorlar, üstelik Avrupalı’lar içinde “bunların hepsi kafir” diyorlar. O zaman hiç böyle bir telifte bulunmayıp otursunlar oturdukları yerde, Avrupalıları da hiç rahatsız etmesinler. Önce kafalarındaki bağnaz zihniyeti değiştirsinler, sonra ancak Avrupa Birliğine girme teklifinde bulunabilirler.

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

Atatürk bağnazlığı ezip yok ederek Mehdiyete zemin hazırlayan kişidir…

Atatürk bağnazlığı ezip yok ederek Mehdiyete zemin hazırlayan kişidir…

Nasıl olurda Türk halkından bunca yıl Atatürk’ün vasiyeti saklanır?


Öyle insanlar var ki yüzyılda bir gelir. Çok özeldir, seçilmiştir, geldiği toplumun hayatını Allah’ın izniyle kökten değiştirecektir. Bu insanlar yaratılırken kendilerine verilen görevi yerine getirebilmeleri için özel bir güçle, şahsiyetle ve bilgiyle birlikte yaratılırlar. Bu yüzden de hem bakışlarındaki derinlikten, hem görülmemiş şahsiyetlerinden yüzlerce insanın içinde heybetleriyle seçilirler, hemen tanınırlar. Atatürk de seçilmiş bir insandı, Allah tarafından görevlendirilmişti, tıpkı Bediüzzaman gibi, tıpkı Hz. Mehdi gibi.

Atatürk’ün Türkiye’ye kazandırdığı en büyük güzelliklerden biri bağnaz sistemi yıkıp insanları saf, temiz, hurafelerden arınmış Kur’an’a döndürmesiydi. O bağnazlığa tavır almasa şu anda hiçbirimiz ne rahat konuşabilir, ne rahat yazabilir, ne de bunca özgürlükle yaşayabilirdik. Türkiye’nin Suriye’den, Irak’tan, ya da İran’dan hiçbir farkı olmaz, hatta daha beter olabilirdi.

Atatürk, “Şurasını bilinmelidir ki Türklük âleminin en büyük düşmanı komünistliktir. diyerek komünizminde Türkiye’nin başına bela olmasını engellemiştir. Şu anda Türkiye Kuzey Kore’de olduğu gibi insanlığı ellerinden çalınmış, devletin kölesi haline getirilmiş, saç kesimini bile devletin onayladığı insanların yaşadığı bir ülke olabilirdi.

Bediüzzaman Türkiye’de dini ve dinin hakikatini geliştirdi, yazdığı Risalelerle insanların kalplerine iman tohumlarını ekti. Bu arada Atatürk’te yobazlığı kökünden bitirdi. Bu iki insan farklı cephelerde görünseler de ikisi de aynı amaca hizmet ettiler. Kendilerinden sonra gelecek ve dünyaya son kez İslam’ı hâkim edecek Hz. Mehdi’nin işini kolaylaştırdılar. Atatürk zamanında kadınlar gerçek değerini buldu, son derece modern görünüme kavuştular. Yobaz erkek egemenliğinden kurtuldular. Bediüzzaman’ın ve Atatürk’ün birbirine zıt görünmeleri ise ancak ledün ilmi ile açıklanır. Yoksa hem Atatürk hem de Bediüzzaman birbirlerini çok iyi fark etmişlerdi. Bediüzzaman Atatürk’e birçok sır vermiş, Atatürk’de vasiyetinde Türk İslam Birliği’nin gerçekleşeceğini söylemiştir. Ama bu vasiyet her nedense Türk halkından tam 80 yıldır saklanıyor! Türk halkı bunu hesabını mutlaka sormalı diyorum.

Atatürkçü demek; modern olmak, aydın, aklı başında, dengeli-tutarlı olmak, Allah’ı çok sevmek, İslam âleminin birliğini, Türklük âleminin birliğini savunmak, nezaketli, klâs, yakışıklı olmak, sadece Kur’an’a bağlı olmak demektir. Atatürkçülük budur. Söylediğim gibi Atatürk Mehdi’ye yol açan kişidir, bağnazlığı silip ona zemin hazırlayan ve Mehdi’nin işini kolaylaştıran kişidir. Allah tarafından geçtiğimiz yüzyılda özel olarak gönderilmiştir.

Atatürk’ün vasiyeti neden Türk halkından saklanıyor başlıklı yazım:

http://blog.milliyet.com.tr/ataturk-un-vasiyeti-neden-turk-halkindan-ozenle-saklaniyor–ii/Blog/?BlogNo=379646

Kaynak: http://ataturkdindar-miydi.blogspot.com.tr/

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/

G20 zirvesi Tayyip Erdoğan için dünyayı sarsacak yeni bir “One Minute” fırsatıdır!

G20 zirvesi Tayyip Erdoğan için dünyayı sarsacak yeni bir “One Minute” fırsatıdır!

Türkiye’yi parçalamaya and içen derin devletlere bunu asla başaramayacakları her fırsatta gösterilmeli.


Bildiğiniz gibi Türkiye 15-16 Kasım tarihlerinde G-20 zirvesi’ne Antalya, Belek’de ev sahipliği yapacak ve tüm dünyanın gözü Türkiye’ye çevrilecek. Türkiye bu fırsatı çok iyi kullanmalı, Tayyip Erdoğan yeni bir çıkışla Türkiye’nin üzerinde oynanan oyunların çok iyi farkında olduğunu tüm dünyaya duyurmalı.

Tayyip Erdoğan seçimlerden sonra yaptığı açıklamada “ilk önceliğimiz terör diyor. Tabii ki Türkiye’nin en başta yapması gereken bünyesinde onu sürekli parçalamaya çalışan kalleş mikrobu yani PKK’yı temizlemektir. Tabii ki ona destek olan PYD’ye de göz açtırılmaması gerek.

Tayyip Erdoğan G-20 zirvesinde PYD’nin nasıl Kürt halkımıza zulmettiğini, nasıl insan haklarını ihlal ettiğini, Suriye’deki Kürt kardeşlerimize kan kusturduklarını resimlerle, maddelerle, delillerle anlatmalı. PYD’nin terör örgütü olduğu ısrarla vurgulanmalı. PYD’ye aktarılan silahların direk PKK’ya geldiği gösterilmeli.

PYD ve YPG Kantonlarda dayattığı ideolojik eğitim sistemini protesto eden Kürt kardeşlerimize çok sert müdahalelerde bulunuyor, halka komünist eğitim dayatması yapılıyor. Türkiye’de PKK binlerce Kürt çocuğu dağa kaçırıyor, küçük kızlara tecavüz ediliyor.  Çocuklar ailelerinden koparılıyor, ayrılmak isteyen ölümle tehdit ediliyor. Komünist PKK seçimlerden önce halka tehdit mektupları dağıtıyor. Yine tehditle PKK Kürt kardeşlerimizden vergi topluyor. Tayyip Erdoğan Kürt kardeşlerimizin yaşadığı bu zulümleri yine belgelerle dünyaya duyurmalı.

Türkiye için baş düşmanın kendisinin de söylediği gibi PKK, YPG, PYD olduğunu, İşid ile işimiz olmadığını vurgulamalı.Derin devletler sürekli bu terör örgütlerine silah yardımında bulunuyorlar. Bu da belgelerle gösterilmeli. Ayrıca PKK İşid görünümünde Türkiye’de eylem üzerine eylem yapıyor, bunun da farkında olduğumuz tüm dünyaya gösterilmeli.

Sonuç olarak bu G-20 zirvesi Türkiye için çok önemli bir fırsattır, Tayyip Erdoğan çok ciddi bir çıkışla Türkiye’nin derin devletler tarafından asla bölünüp parçalanamayacağını, PKK’nın ve diğer terör örgütlerinin ülkemizden en kısa sürede def edileceğini, ayrıca İşid ile savaşa girip Müslüman kanı dökmeyeceklerini üzerine basa basa söylemelidir. Tüm dünya Türkiye’nin ezici gücünü bir kez daha, onları ciddi şekilde sarsacak şekilde hissetmelidir.

Tüm yazılarım: https://erkanarkutyaziyor.wordpress.com/